Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 10 Nisan’da “Yeni Ekonomi Programı (YEP) Yapısal Dönüşüm Adımları 2019”u açıkladı.

20 Eylül 2018’de yine Bakan Albayrak tarafından açıklanmış olan Yeni Ekonomik Programı (YEP), 2019-2021 döneminde “kısa vadede fiyat istikrarının ve finansal istikrarın yeniden tesis edilmesi, ekonomide dengelenmenin ve bütçe disiplininin sağlanması, orta vadede sürdürülebilir büyüme ve adaletli paylaşıma yönelik ekonomik değişimin gerçekleştirilmesi” amacıyla zaten çok sayıda genel hedef belirlemiş durumdaydı.

Bu nedenle, piyasalar, Bakan Albayrak’ın 10 Nisan’daki sunumunun, Yeni Ekonomik Programı (YEP) kapsamında ortaya konulan hedefler doğrultusunda hayata geçirilecek yapısal dönüşümler konusunda çok daha somut ve takvime bağlanmış açıklamalar içermesini bekliyordu. Üstelik yapısal dönüşümlerin sadece 2019 yılı hedefleri için belirlenmiş olması, bu beklentiyi daha da haklı kıldı.

Lakin, Bakan Albayrak’ın yapısal dönüşüm açıklanmasındaki tek somut veri, kamu bankalarının sermaye yapılarının güçlendirilmesi amacıyla 28 Milyar TL’lik DİBS’nin bu bankalara aktarılacak olmasından ibaret kaldı. Bunun da yapısal dönüşüm niteliğinde olmadığı açık. Üstelik bu destek kısa vadede kamu bankalarının kredi verme kabiliyetini olumlu etkilese de uzun dönem perspektifi açısından sorunlu bir uygulama. Zira, prensip olarak kamunun banka sahibi olması zaten ekonomik açıdan istenilir bir şey değil. Bir yapısal reform yapılacaksa bunun öncelikli adımlarından biri kamu bankalarının desteklenmesi değil özelleştirilmesi olmalıydı. Öte yandan kamu bankalarına aktarılan DİBS’leri vade sonunda ödeyecek olan da Hazine yani milletin kendisi olacak zaten. Bunun dışında özel bankaların da kendi planları doğrultusunda sermaye artırımına gidebilecekleri belirtildi.

Ancak, bankacılık sektörünü rahatlatacak asıl yapısal dönüşüm, sorunlu kredilerin bilanço dışı fonlara devri yoluyla banka bilançolarının toksik kredilerden arındırılması amacıyla Enerji Girişim Fonu ve Gayrimenkul Fonu kurulmasının gündeme alınmış olması. Buna ilaveten, borç yeniden yapılandırmaları ve icra-iflas işlemlerinin hızlandırılmasına ile borç ödeme kabiliyetini kaybetmiş şirketlerin hızla tasfiyesine yönelik bir kurumsal ve yasal çerçeve oluşturma projesi de çok yerinde adımlar.

Buna karşılık; pakette yer alan Ulusal Kredi Derecelendirme Şirketi kurulmasıyla ilgili soru işaretleri var. Bu şirketin hangi amaca hizmet edeceği açık değil. Kendi kendine verilen notun uluslararası fonları ikna edeceğini düşünmek anlamsız. Bu kuruluş, ancak uluslararası rating kuruluşlarının değerlendirme süreçlerini dikkate alarak ekonominin denetlenmesi ve hazırlanması sürecine katkı sağlayabildiği ölçüde anlamlı olabilir. Bunun dışında gerekliliği sorgulanmaya açık işlevsiz bir girişim olarak kalır.

Paket’te, Tasarruf Açığı’nın Bireysel Emeklilik Sistemi reforme edilerek kapatılması hedefleniyor. Anlaşıldığı kadarıyla bütün vatandaşları kapsayacak bir zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’ne geçilecek ve bu sistemde biriken fonlar, bir yıl içinde kurulacak olan Kıdem Tazminatı Fonu ile birleştirilecek. Böylece; zorunlu tasarrufla hem uzun vadede çalışma çağı dışında kalacak yaşlı nüfusun geçim şartlarının iyileştirilmesi hem de sistemde biriken fonlarla reel sektörün finansmanı hedefleniyor. Ancak bu fonların hangi yatırımlarda kullanılacağı ve denetiminin nasıl yapılacağı, pakette cevapsız bırakılmış durumda.

Daha da ötesi; Bireysel Emeklilik Fonları, Kıdem Tazminatı Fonu, Enerji Girişim Fonu, Gayrimenkul Fonu gibi fonların nasıl işleyeceği, nerelerde kullanılacağı ve nasıl denetleneceği konusunda detaylı açıklama olmaması kamuoyunda şüpheler oluşturabilecek mahiyette.  Bu fonların işleyiş ve denetim yapısının kamuoyuna çok daha detaylı bir şekilde açıklanması şart.

Kamu’da ise bütçe disiplinin sürdürüleceği, tasarrufların artırılacağı ve faiz dışı bütçenin fazla vermesi yoluyla kamu kesimi borçlanma gereğinin azaltılması hedeflenmesi olumlu bir karar. Vergi gelirlerini artırmaya yönelik olarak vergi mimarisinde” yapılacak reform hedefleri ise şunlar: İstisna ve muafiyetlerin azaltılması, Kurumlar Vergisi oranının düşürülmesi, artan oranlı vergilendirme ile yüksek gelir gruplarından daha çok vergi alınması, hiç vergilendirilmeyen alanların vergilendirilmesi, kayıtdışı ekonomi ve istihdamın önlenmesi ve en önemlisi de “dolaylı vergilerin ağırlığı azaltılırken doğrudan vergilerin ağırlığının artırılması”. Sayın Bakan bunlardan sadece sonuncusunu başarsa ya da sadece akaryakıt ve sigara gibi ürünlerde ÖTV’den KDV alınması uygulamasına son verse dahi vergi adaleti adına büyük bir adım atmış olur. Doğrudan vergiler içinde ücretlilerin payını azaltması ise ayrı bir başarı olur. Bir vatandaş ve fikir emekçisi olarak bu taahhütlerin takipçisi olacağım.

10 Nisan paketinde, beklentilerin aksine, YEP’in kısa dönem hedeflerinden olan enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik bir yapısal dönüşüm yok. Şöyle ki; pakette Enflasyonla Mücadele başlığı altında yer alan Tarımda Milli Birlik Projesi’nden, küçükbaş hayvan sayısının artırılmasından, seracılığın ve kooperatifçiliğin geliştirilmesinden, hal yasasının yenilenmesi gibi hedefler, YEP’de “4. Cari Açık” başlığı altındaki “politika ve tedbirler” arasında yer alıyor.  Enflasyonla Mücadele’ye yönelik politikalar ise YEP’te “2. Enflasyon” başlığı altında düzenlenmiş durumda. 10 Nisan paketinin YEP’in parçası olduğu noktasından hareketle, bu tür “tematik ve terminolojik açıkları” sakıncalı bulduğumu ve paketin güvenilirliğini azaltacağını belirtmek isterim. Bu eksiklik acilen telafi edilmeli.

Öte yandan; 10 Nisan Paketi’nde dile getirilen “ihracata dayalı ekonomi” ve “sürdürülebilir büyüme”, yıllardır söylene söylene dillerde tüyler bitiren ve ne hikmetse bir türlü başarılamayan klişe hedefler. Nedeni de AR-GE Açığının sürekliliği. AR-GE açığı sürdüğü sürece sürdürülebilir büyümenin başarılması da imkansız. Buna rağmen pakette AR-GE Açığını kapatmaya yönelik tek bir doğrudan tedbir yok. Oysa YEP içeriğinde AR-GE yatırımlarının kamu-özel işbirliği projeleri ile geliştirileceğinden söz ediliyordu. AR-GE yatırımları olmaksızın yerli ürünlerin rekabet gücü artırılamayacağından, ihracata dayalı bir ekonomik performans sergilenemeyeceği açık. Bu konuda zannediyorum YEP’te belirlenen 7 stratejik sektörle (enerji, maden, petrokimya, ilaç, turizm, otomotiv ve bilişim) ilgili olarak Varlık Fonu tarafından yapılacak yatırım planlamasına, Ticaret Bakanlığı’nın Ağustos’ta açıklayacağı öngörülen İhracatı Artırma Planlarına, Mayıs’ta açıklanacak Sanayide Yerlileştirme Programı’na bakmak gerekecek.

2019 için diğer yapısal dönüşüm hedefleri de şöylece belirtiliyor pakette: Varlık Fonunca, ülkemizi uluslararası ticarette bölgesel lojistik üs haline getirmek amacıyla Lojistik Master Planı hazırlanması, 4 yıl içerisinde 70 milyon turist, 70 milyar dolar turizm gelirine ulaşma hedefini gerçekleştirecek Turizm Master Planının en geç Eylül’de açıklanacak olması.

Böylece bol planlı bir yapısal dönüşüm sürecinin uygulanacağı da anlaşılmış oluyor. Ancak farklı yönetim birimleri tarafından hazırlanan bu kapsamlı planların yönetişim aksaklıklarına yol açma riskini de her zaman hesaba katmak gerekir.

10 Nisan paketinde yer alan ve beni heyecanlandıran tek reform hedefi, YEP’te de kısmen yer alan “yargı reformu” oldu. Evet.. Yargı ReformuBir ekonomik reform paketinde “yargı reformu”ndan söz edilmesi çok ümit verici kanaatimce. Bakan Albayrak’ın da isabetle belirttiği gibi, “Hukuk ve ekonomi birbirini tamamlayan iki önemli alandır. Uzun vadeli yatırımlar, öngörülebilir hukuk pratiğine yakından bağlıdır. Açıklamalara göre bu konuda Adalet Bakanlığı tarafından Yargı Reformu Strateji Belgesinin güncellenmesi çalışması devam etmekte olup ilgili bakan tarafından yakında açıklanacağı beklenmektedir. Hedef, güven veren ve erişilebilir bir yargı sistemidir. Yargı Reformu konusunda da çalışmaları olan bir ekonomist olarak açıklamayı ilgiyle ve merakla bekliyorum doğrusu.

Sonuç olarak, 10 Nisan paketinin beklentileri karşıladığından söz etmek güç. Bendeniz bunun bir yapısal dönüşüm paketi olmaktan çok bir taslak metin olduğu izlenimi edindim. Şimdilik; kamu bankalarının kredi kapasitesinin artırılması dışında vatandaşa ve ekonomiye olumlu anlamda dokunan somut bir şey yok gibi görünüyor.  2019 sonuna kadar da vatandaşa ve ekonomiye dokunan pek bir şey görünmüyor ufukta. Paketteki hedeflerin etkileri ölçülmediği ve somut verilere dayanmadığı sürece de, sadece mevzuatlarda ve üstyapıda yapılacak değişikliklerin, yeni kurulacak kurumların, çıkarılacak yasaların, hazırlanacak planların ve dökümanların, kendi başına “yapısal dönüşüm” kabul edilemeyeceği açık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news