ABD’nin yaptırım kararı sonrasında Türkiye’nin İran’dan petrol ithalatı yarı yarıya azaldı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) verilerine göre, geçen yıl eylülde yüzde 32.40 olan İran’ın petrol ithalatındaki payı, bu yıl eylülde yüzde 19.05’e geriledi. İran’ın ilk sıradaki yerini bu yıl yüzde 32.45 payla Irak alırken, İran ikinci sıraya geriledi. Üçüncü sırada ise yüzde 18.93’lük payla Rusya yer aldı. 
İran’dan Türkiye’ye ham petrol ithalatı geçen yıl eylül ayında 1.2 milyon tondan 640 bin tona düştü. Aynı dönemde Irak’tan gelen petrol ise 429 bin tondan 1.09 milyon tona yükseldi. 

19 kasımdan bu yana da Irak Kuzey Petrol şirketi, bir yıldan uzun bir süre önce durdurduğu Kerkük'ten Ceyhan'a petrol sevkiyatını yeniden başlattı. 

Türkiye'ye petrol sevkiyatı Bağdat'taki merkezi hükümet ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki gerilim nedeniyle bir yıldan uzun bir süre önce durdurulmuştu. Sektör kaynaklarının verdiği bilgiye göre Kerkük'ten Ceyhan'a şu anda günde ortalama 50,000-60,000 varil sevkiyat yapılıyor, miktar artacak ancak ne zaman ve ne kadar artacağı belli değil. Hattan 2017'nin bazı aylarında günde 300,000 varile kadar sevkiyat yapılmıştı.

Türkiye'ye petrol sevkiyatının tekrar başlaması Irak hükümeti ve Kürt yönetimi arasındaki anlaşmazlığı gidermek için iki tarafa da baskı yapan ABD hükümeti için bir kazanım niteliğinde. ABD bu ay tekrar başlattığı İran'ın petrol ihracatına yönelik yaptırımların ardından İran kaynaklı küresel petrol arz sıkıntısını gidermeye çalışıyor. 

Türkiye’nin mevcut, enerji ihtiyacını bugünden yarına ucuz ve köklü biçimde kendi imkanlarıyla çözüme kavuşturması neredeyse hayalden öte bir gerçektir. Durum bu kadar net ve değişmez bir karakter taşıyorken, hala Kurdistan bölgesel yönetimine ders verme tavrı ve siyaseti artık komik bile değil. Eldeki bütün somut veriler, bu siyasetin gereksizliğini ortaya koyuyor. 

Tarihsel bakımdan Türkiye ve Kurdistan Bölgesel yönetimi ilişkileri son referandum kararına kadar, istikrar içinde barışı korumuş ve iki tarafında çıkarana hizmet eden bir seyir izlemiştir. Son referandum kararına ilişkin alınmış abartılı karar ve siyaset, aslında kendisi için ön gördüğü sonuçları da üretmiştir. Referandum kararı son tahlilde Kurdistan Bölgesel yönetimine pahalıya mal olmuş, faturası da çok ağır olmuştur. 

Bu durumda, siyasetten istediğini elde eden taraf olarak, Türkiye'nin siyaset değişikliğine gitmesi  eşyanın tabiatına en uygun olandır. Türkiye, Kurdistan Bölgesel yönetimiyle var olan sıkıntılı siyasetine bir an önce son vermek zorundadır. Çünkü, referandum sonrası ortaya çıkan siyasi durum, Kurdistan Bölgesel yönetiminden çok Türkiye’nin arzuladığı, siyasi sonuçlar ile neticelenmiştir. O halde adım atması gereken hatta referandumdan doğan kimi olumsuz yara ve bereleri onarması gereken taraf Türkiye olmalıdır. 

Referandum Kararını Kurdistan bölgesel yönetimi dışında kalan bütün dünya, bunu normal bir demokratik hakkın kullanılması gibi görmedi. Öyle algılamadı. Oysa referandum Bağımsızlık iradesinin görünür kılınmasından başka bir amaç taşımıyordu. ABD ve Batı bile bunu böyle algılamadı. Sanki Başkan Barzani, ortaya sandık koymak yerine, Peşmergeye bütün güç ve silahlarıyla sınırları kontrol altına alın biz yarın bağımsızlık ilan ediyoruz, demiş gibi bir algı oluşturuldu. Sırf bu algı bile bilenen sonuçların tecelli etmesine yetti ve artı.

Bütün dünyanın Kerkük’ün işgaline seyirci kalmasının da çok derin bir anlamı var. Herkes çok iyi biliyor ki Kerkük olmadan Bölgesel yönetim bağımsız bir devlete dönüşemez. O neden bu imkanının Bölgesel Kurdistan yönetiminden alınmasına hiç kimse tepki göstermedi. 

Bugün dönüp geriye baktığımızda, 25 Eylül referandumunun çok erken alınmış bir karar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Referandum kararını alan siyasi iradenin konjonktür okumaları yanlış ve eksik olmuştur. Çok belli ki aynı siyasi irade referandum kararının uluslararası meşruiyeti içinde çok ciddi çaba göstermemiştir.  

Kısaca dünya şimdi bağımsız bir Kurdistanı kabul etmeye hazır değil. Anlaşılan o ki, dünya Kurdistan bölgesel yönetimi sınırları içinde ilan edilecek bir Kurdistan’la ilgilenmiyor. Böyle bir Kurdistan dünya için siyasi bir sorun olmaya aday değil; çünkü dünya böyle bir yapılanmadan, çok ciddi çıkar elde edeceğini düşünmüyor. Mevcut çıkar ve yararlar Bağımsız bir Kudistan’dan daha cazip. Acı ama gerçek bu. 

Ancak bu acı gerçeklerin bir işe de yaraması gerekir. Eğer hem Türkiye hem de Kurdistan bölgesel yönetimi son süreçlerin acı tecrübelerinden kendi paylarına düşen dersleri çıkarma basireti gösterebilseler, yapılacak şey çok açıktır. 

Yeniden her konuda tam bir işbirliği. Bu işbirliğine Bölgesel yönetimin ekmek su kadar ihtiyacı var. Aynı şekilde Türkiye de bu işbirliğine muhtaç.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news