İslamofobi daha doğru ifadeyle İslâm Karşıtlığı, Hristiyan Batı dünyasının temeli 750 yılına kadar dayanan öteki nefretinin, Müslüman nefretinin adıdır. Bu nefretin modern dünyada zirve noktası ise Huntington’ın Medeniyetler Çatışması diyerek ortaya attığı tez, ABD’nin eski başkanlarından Bush’un Afganistan ve Irak’ı işgal etmesidir. 11 Eylül Saldırıları bahane edilerek, Müslümanlar terörist olmakla itham edilmeye, İslâm terörizmle yan yana anılmaya başlamıştır. ABD’nin ve onun yardımcısı Batılı koalisyonun Afganistan ve Irak’ı işgalleri tam olarak meşru bir zemine oturmadığı için bu gayrı meşru işgalleri, meşru göstermek, Batı’nın barbarlığını örtmek için işgallere “terörizmle mücadele” kılıfı uydurulmaya çalışılmıştır.

“Berlin Duvarı’nın yıkılması, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra tek kutuplu bir dünyanın ortaya çıkması neticesinde Batı dünyasında başta ABD’de bazı politikacılar ve düşünce kuruluşları yeni bir ‘düşman’, sosyolojik bir ifadeyle ‘öteki’ arayışına girmiş ve bu bağlamda öteki olarak da Müslümanları seçmişlerdir. Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” makalesi (1993), İslam’ı Batı için bir potansiyel düşman olarak lanse etmesinin ideolojik zemini olmuştur. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından bu fobi, siyaset ve medya öncülüğünde Batı toplumunun bilinçaltına kazınmaya çalışılmıştı. İslam korkusu ve hatta karşıtlığı açısından 11 Eylül 2001 tarihi oldukça önemlidir zira bu tarihten sonra tüm dünyada güvensizlik havası oluşturulmuş ve bir anlamda korku iktidarı kurulmaya çalışılmıştır. Bu gelişmeler de İslamofobi/İslâm karşıtlığının sebeplerinden biridir.”

Yahudilerin vaktiyle Hıristiyanları ve hatta Hz. İsa’yı öldürmesi, Hıristiyanların kendi aralarındaki mezhep savaşları, Batı barbarlığı, Batı’nın yakasına yakışan ama Batı’nın unutturmaya çalıştığı bir özelliğidir. “Batı Medeniyeti”ni zihinlerde oluşturmak için ilk olarak Hz. İsa’yı ve Hıristiyanlığı “sevgi” diniymiş gibi göstermeye çalıştılar. Ancak bu “sevgi dini” 16. Yüzyıldan 20. Yüzyıla kadar ve hatta bugün bile siyahi, yerli katletmekten “beyaz adamı” alıkoyamadı. Hatta  siyahi haklarını savunan, Anglosakson ve Protestan olmayan tek başkan Kennedy suikastle öldürülmüş, Obama’ya da XRay’de görülmeyen hayalet silahla kendisine kolaylıkla suikast yapılacağı mesajı verilmiştir. Rachel Corrie İsrail tarafından katledildiğinde Batı bu olayı görmezden gelmiştir. Yani beyaz adamın nefreti, ırkçılığı, İslâm Karşıtlığı ideolojisi öyle katı ki, Müslüman ya da siyahi olmasanız bile onların haklarını savunmak sizi “öldürülmesi, yok edilmesi gereken düşmanlar” haline sokuyor.

Dünyadaki kitle iletişim araçları, medya, uluslararası yayın yapan gazete ve televizyonlar, dizi sektörü, sinema sektörü, sosyal medya, internet hepsi kaynak olarak Batı’ya ait olduğu için bu araçlar aracılığıyla tüm dünyaya Müslümanların terörist olarak resmedilmesi talimatı birçok koldan verildiği için bu yalanın yerleşmesi ve kabul görmesi sağlanmıştır. Dünyadaki milyarlarca Müslümanın sadece %1’i terör eylemine karışmış olsa da %99 şiddete başvurmamış Müslüman, “terörist” yaftası üzerinden tanımlanmıştır. Örneğin, Batılı haber ajansları sabahtan akşama kadar ABD ve Avrupa’da Filistinlileri “terörist”, İsraillileri de “vaktiyle soykırıma maruz kalmış zavallılar” olarak tanımladığı için Batılı halklar bu gerçek olmayan haberlere maruz kala kala ona inanmış ve İsrail’in, Filistin’e yerleşmesini “insani bir hak” olarak görmeye başlamıştır.

Nihayetinde bu tip Batı ideolojisi meyvelerini vermeye başlamış, Avrupa’daki ırkçı/Nazi sempatizanı partiler oylarını arttırmıştır. ABD’de kadın, siyahi, Müslüman fark etmeksizin her “öteki” olana karşı nefret söylemi kullanmaktan çekinmeyen Trump iktidara gelmiştir.

ABD’nin insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilecek Guantanamo ve Ebu Gureyb Hapishanelerindeki mahkumlara yönelik suçları raporlayan belge “yanlışlıkla” silinmiştir. Angela Merkel üç beş mülteciyi ülkesine aldığı için siyasi hayatı oldukça büyük bir zarar görmüştür. ABD’de başörtülü ve Müslüman ilk vekil olan İlhan Omar, “İsrail ABD siyasetine karışmasın” dedi diye haftalardır ABD’de Trump’tan medyaya kadar her kesimce linç edilmektedir. AB liderleri, Avrupa’da artan Yahudi Düşmanlığı konusunda telaşlanıp, engellenmesi için ellerinden geleni yaparken Avrupa’da her gün bir başka camiinin saldırıya uğramasını görmezden gelmektedir.

Yeni Zelanda’daki katliam aslında bir sonuçtur. Yeni Zelanda’da 49 Müslümanı vahşice katleden terörist aslında Hırısitiyan Batı dünyasının yukarıda verdiğim örnekler sonrasında ortaya çıkardığı atmosferin ürünüdür. Tüm Hıristiyanlar ve tüm Batı dünyasının Müslümanlardan nefret ettiğini düşünmüyorum, hatta halkların topluca böyle bir nefreti olduğunu da sanmıyorum ancak ırkçılık, ötekileştirme, düşmanlık, kutuplaştırmadan beslenen siyasi liderler, güçlü kurumlar, güçlü odaklar tarafından fonlanan her tür medya Yeni Zelanda’daki katliamın ikinci derecedeki sorumlusudur. Bu ikinci derece sorumlular engellenmedikçe maalesef Norveç’te, Yeni Zelanda’da olduğu gibi birçok terör saldırısı işlenmeye devam edecektir.

Yeni Zelanda’daki katliam aslında bir sonuçtur. Yeni Zelanda’daki katliamın üçüncü derece sorumlusu Afganistan, Yemen, Irak ve Suriye’de sivilleri katleden ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve onlara yardım eden Koalisyon’dur. Bu ülkelerin bunca katliam sonrası hiçbir yaptırım görmemesidir. Bu, Müslümanların kadın ve çocuk olsalar bile öldürülmesinin “suç olmadığının” düşünülmesine yardım ederek, bu saldırıya ilham verecek hukuksuzluk zeminin oluşturmaktadır.

Öncelikle Yeni Zelanda ve sonrasında İslâm Karşıtlığının hedef aldığı tüm masum sivilleri rahmetle anıyorum, âilelerine sabır diliyorum. Aslında daha iyi bir yazı yazabilecekken yaşadığım üzüntü nedeniyle daha iyi yazamadığım için özür diliyorum. 15 Mart’ın İslâm Karşıtlığı ideolojisi ile mücadele için milat olarak kabul edilmesini öneriyorum. Türkiye’de terör, sosyoloji, uluslararası ilişkiler ve daha birçok alanda çalışan akademisyenlerin bu konuda ulus içinde ve uluslararası platformlarda çalıştaylar yapmasını öneriyorum. Medyanın bu konuyu daha fazla işlemesi gerektiğine inanıyorum. Eğer bu bahsettiklerimi ve daha fazlasını hayata geçirmezsek, sonuç olan bu terör saldırısının dolaylı yoldan sorumlusunun da biz kendi söküğünü dikemeyen Müslümanların gevşekliği olması ihtimalinden ürküyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news