24 Haziran seçimlerine giderken 16 Nisan’da kurulan sistemin seçimlere katılabilme açısından öncekinden daha demokratik olduğu söylenebilir mi? Sanırım bu meseleyi İyi Parti’nin durumu üzerinden analiz edebiliriz.


Dün yayınlanan yazımda İyi Parti’nin ilgili mevzuat gereği 24 Haziran seçimlerine katılamayacağını söylemiştim. YSK baskılara teslim olup bunun tersine bir karar verirse kanunu çiğnemiş olur. Elbette, İyi Parti gibi toplumda iyi kötü bir karşılığı olduğu anlaşılan bir partinin seçime katılamamasının sevindirici bir durum olduğu söylenemez. Keşke İP bu duruma düşmeseydi.

Bununla beraber demokratik seçimler bir tür oyunsa her oyun gibi bu oyunun da kurallarının olması gerekir. Aksi takdirde oyun oynanamaz. Bu kurallar genel ve eşit olmalı, özgül bir özneyi gözeterek –yani ona bir avantaj veya dezavantaj sağlamak için- yapılmamalı,  seçimlerden makul bir süre öncesinde ilan edilmiş olmalı ve titizlikle uygulanmalıdır. Demokrasisi epeyce kusurlu olan Türkiye’nin seçim sicilinin genel demokrasi siciline ters oranlı olduğu malûm. Türkiye hür, âdil ve temiz seçim yapmakta en başarılı ülkeler arasında.

İyi Parti’yi engelleyen seçime katılma kuralları daha o kurulmadan önce kondu. Türkiye’de yüze yakın siyasî parti var ve muhtemelen bu kurallar başka bazı partilerin de seçime katılmasına engel teşkil ediyor. Onların durumu toplumsal tabanları ya hiç olmadığı ya da çok dar olduğu için dikkat çekmiyor. Bununla beraber teorik olarak hepsinin vaziyeti İyi Parti’ninkiyle aynı.

Milletvekili seçimlerine katılamayacak olmasına rağmen İyi Parti cumhurbaşkanlığı seçiminde adayını sahaya sürebilir. Meral Akşener için toplanacak 100 bin imza onun aday olmasına yeter ve Akşener gerçekten toplumsal karşılığı varsa seçmenlerden destek alır. Yeni sistemde yürütme tek başlı olacağından -başka bir deyişle devlet başkanı ile hükümet başkanı aynı kişi olacağından- cumhurbaşkanlığı önemli bir makam. Bu makam için yapılacak yarışa çok zor bir iş olan parti teşkilatlanmasından bağımsız olarak girmenin mümkün hâle getirilmesi sistemin bu açıdan demokratikleştirildiğini gösterir.

Ancak, gerek konvansiyonel gerekse sosyal medyada 100 bin imzaya veya bu imzaların toplanma biçimine karşı çıkan ve bunu demokrasiye engel olarak görenler de var. Bu haksız ve anlamsız bir tutum. İktidar zaten CB adayı olma maliyetini çok yükseltecek imzaları noterden toplama yöntemini değiştirdi ve yetkiyi YSK’ya verdi. Yani il ve ilçe seçim kurulları bu imzaları toplama aracı olacak. Buna da karşı çıkanların imzaların nasıl toplanması gerektiği konusunda bir öneri sunması lâzım.

İmzaya gerek kalmasın, isteyen herkes bir dilekçeyle aday olabilsin dersek çılgın oy pusulaları doğar. Düz kâğıt üzerindeki imzalar yeterli olsun dersek bu sefer sahtekârlıkların önüne geçilemez. Bu yüzden, cumhurbaşkanlığına aday olma gücünü kendinde görenler bir zahmet tabanlarını seferber edip 100 bin imzayı toplasınlar.

Tekrar İyi Parti’nin durumuna dönelim. Daha önce de yazdığım gibi, formel olarak seçime girememesi bu partinin siyasetten tamamen dışlanmak durumuna düşeceği anlamına gelmiyor. Partinin lideri 100 bin imzayla CB adayı olabileceği gibi parti teşkilâtı da olduğu gibi başka partilere taşınabilir. Parti kurmayları oralardan milletvekili adayı gösterilebilir. Dolayısıyla ortada büyük,  aşılamayacak bir sorun yok.
 

Demokrasi hem siyaset oyununda yer almak, aktör olmak isteyen hem de ona ve nimetlerine sahip olmak isteyenler için hiç zahmeti ve maliyeti olmayan bir oyun değil. Seçim de öyle. Kurallara uyum külfetin, maliyetin bir parçasıdır.

Gülü seven dikenine katlanır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news