Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan İstanbul’daki yeni havalimanının adının “Mustafa Kemal Havalimanı” olmasını teklif etti. “Mustafa” ve “Kemal” kelimelerinin kültürümüzdeki yerine işaret ederek teklifini güçlendirmeye çalıştı.

Yeni havalimanının adının ne olması gerektiği meselesine bakmadan önce bir kötü toplumsal özelliğimizin altını çizmekte ve eleştirisini yapmakta fayda var. Ancak bunu yaparsak her meselede olduğu gibi bunda da itidale ve makullüğe daha fazla yaklaşabiliriz.

Türkiye sosyal ve toplumsal hayatta muhafazakâr ama siyasette ve kamu idaresinde yırtıcılık derecesinde devrimci bir ülke. Yapmaktan çok yıkmayı seviyoruz. Mevcudu veri alıp adım adım ilerlemek yerine sıfırdan başlayıp yapmak istediğimizi hemen tamamlama sevdasındayız. Bu yüzden, istikrarlı olamıyor ve hiçbir hedefe azimle ilerleyemiyoruz. Yürümekten çok ya yerimizde sayıyor ya da debeleniyoruz. Aynı dairevî yörüngede dönüp dolanıyoruz.

Meşhur iktisatçı J. Schumpeter’in kavramsallaştırmasıyla benzeştirerek söylemeye çalışalım. Schumpeter kapitalizmi “yaratıcı yıkım” olarak tasvir ve tavsif etti. Bununla şunu kastetmekteydi: Kapitalizm yıkıyor ama yıktığından daha fazlasını ve iyisini yaratıyor. Bu, kapitalist sistemin doğasında var. Bana sorarsanız, ekonomik hayatın doğası böyle. Buna karşılık, yukarda sözünü ettiğim yıkıcılık başka türden.  Yani yaratıcı olmayan, ilerleme sağlamayan yıkım.

Bu özelliğimiz neredeyse her alanda her zaman boy gösteriyor. İstisnası yok gibi.  İşin daha da tuhafı bu devrimci tavrın, yani yaratıcı olmayan yıkıcılığın, siyasî ve ideolojik yelpazenin her yerinde ve toplumun her kesiminde kendisini göstermesi. Bu anlamda Türkiye’de muhafazakâr bir kesim ve çizgi yok diyebiliriz.

Mustafa Kemal Türkiye tarihinde iz bırakmış önemli bir şahsiyet. Onun adının yaşatılması ve anılması olağan ve olması gereken bir durum. Bu çerçevede, isminin çeşitli yerlere –alanlara, binalara vs.- verilmesi de. Ama gel gör ki yıllar içinde hem isimlendirme yanlışlıkları hem de isimlendirmede adeta bir tekel doğması söz konusu oldu.

Mustafa Kemal İstanbul’da da yaşadı ama en önemli icraatlarını Ankara’da gerçekleştirdi. Ankara’yı yeni devletin başkenti yaptı. Bu yüzden onun ismi İstanbul’dan çok Ankara ile anılmayı hak ediyor. Ankara’da onun ismini taşıyan yerlerin olması normal. Meselâ bugün Esenboğa Havalimanı dediğimiz hava alanının isminin Atatürk Havalimanı olması İstanbul’da bir Atatürk Havalimanı bulunmasından daha münasipti. Tersi yapıldı.

Malûm, dünyanın en büyük hava limanlarından  biri İstanbul’da inşa ediliyor. Ekim sonunda işletmeye açılacak. Adı henüz belli değil. Adıyla ilgili tartışmalar yakında patlayacak. Bana göre iyi bir isimlendirme yapabilmek için yıkıcı olmamak, mantıklı olmak, tek değil her kesimin taleplerini dikkate almak, kimseyi dışlamamak ve tüketici sahiplenicilik iddiasında bulunmamak lâzım.

Bu konuda birkaç öneri geliştirebilirim: İstanbul’da bir havalimanına Atatürk adı verilmesi yanlıştı ama yapıldı. Yanlış ta olsa bu artık tarihimizin ve şehrin kültürünün bir parçası hâline geldi. Diğer taraftan yeni havalimanı ülkenin en enternasyonal yüzü olacak ve Atatürk Türkiye’nin en mühim uluslararası marka değerlerinden biri. Dolayısıyla, yeni havalimanına Atatürk adı verilmesi münasip olur. Yeni havalimanının  adı Atatürk Havalimanı olmazsa,  “millet bahçesi” yapılacak şimdiki alanın adı “Atatürk Bahçesi” olabilir.  İstanbul’da her ikisi de olmayacaksa Ankara’daki havalimanın adı Atatürk Havalimanı veya Mustafa Kemal Havalimanı olarak değiştirilebilir.

Kısaca, adlandırma için çeşitli alternatifler mevcut. Ama Atatürk adının İstanbul’da önemli bir yerde –büyük bir tesiste, alanda- muhafaza edilmesi yerinde olur kanaatindeyim. Bu konuyla ilgili tartışmaların ise sükûnet ve karşılıklı hürmetle yapılmasını dilerim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news