Tarihi yapıların süsü: Aşiyanlar

Kuşlara sağladığı koruma kadar, üzerine yapıldığı binaların mimari estetiğine de değer katan aşiyan geleneği, modern şehir hayatı ve kentleşmenin de etkisiyle önemini yitirdi.

Tarihi yapıların süsü: Aşiyanlar

Kuşlara sağladığı koruma kadar, üzerine yapıldığı binaların mimari estetiğine de değer katan aşiyan geleneği, modern şehir hayatı ve kentleşmenin de etkisiyle önemini yitirdi.

27 Ekim 2018 Cumartesi 13:27
Tarihi yapıların süsü: Aşiyanlar

İSTANBUL - Kerem Alperen Kaya

Eski kamu binaları ile anıtsal yapıların dış cephelerine serçe, kumru, güvercin gibi kuşların korunması ve barınması amacıyla yapılan, ince mimari estetiğe sahip oldukları kadar basit biçimlerde de görülebilen Osmanlı döneminin önemli kültürel değerlerinden aşiyanlar unutulmaya yüz tuttu.

Kuşlara sağladığı koruma kadar, üzerine yapıldığı binaların mimari estetiğine de değer katan bu köklü gelenek, modern şehir hayatı ve kentleşmenin de etkisiyle önemini yitirmeye başladı. Günümüzde ise İstanbul'da sadece bazı tarihi binalarda görülebilen kimi ihtişamlı, kimi basit formlardaki kuş evleri varlığını sürdürüyor.

Aşiyanlar 16. yüzyılda kurumsallaştı

Sanat Tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Osmanlının, kuşları korumak ve değer vermek konusunda kültür tarihinde apayrı bir yere sahip olduğunu söyledi.

Aşiyanların bunun bir ifadesi olduğunu belirten Göncüoğlu, hayvanları koruma geleneğinin, Osmanlı kültüründe her zaman var olduğunu ve 16. yüzyıl itibarıyla aşiyan adı altında kurumsallaşmaya başladığını anlattı.

Geçmiş medeniyetlerde kuş figürlerine sıkça rastlandığını, Bizans'ın sembolü olan kartalın, Selçuklu dönemine ait Divriği Ulu Cami Daarrüşifası'ndaki doğanın, Türkler'in İslamiyet öncesi dönemlerinde Orta Asya Coğrafyası'nda kurgan tipi mezarlarındaki kuş figürlerin buna örnek olduğunu ifade eden Göncüoğlu, "İslamiyet ile beraber Türklerde tasavvufi olarak ruhun kuş şeklini alıp, bir güvercin şeklinde tayy-i mekan yapması, bunların hikayelerinin halk arasında yayılması, batı ve doğu dünyasında kötü cadının bir prensesi kuğuya çevirmesi ya da bir güvercine dönüştürmesi hikayeleri her zaman yer alır." dedi.

İlki, Eyüp Sultan Camisi'ne yapıldı

Kuşların ve kuş evlerinin pek çok tarihi yapıyla özdeşleştiğini aktaran Göncüoğlu, bu yapılarla ilgili şu örnekleri verdi:

"Selvi ve çınar ağaçlarının gölgesinde kalmış Bayezid Camisi saçaklarından, kubbesine ve avlusuna kadar kumru ve güvercin sürüsü ile kuşatılmış olmasından dolayı İstanbullular tarafından, 'Kumrulu Cami' olarak ifade edilmiştir. Güvercin ve kumru sürüleri, Eyüp Sultan Camisi başta olmak üzere, bu bölgedeki diğer camilerin ayrılmaz birer parçasıdır. Buralarda yer alan kuş evleri, Osmanlı mimarisi örneklerinde sıkça görülen kuşlara mahsus ilk aşiyanlardan bazılarıdır.

Fetihten sonra inşa edilen ilk cami olan Eyüp Sultan Camisi'ne ilk kuş evleri yaptırılmıştır, ardından bütün İstanbul yapılarına bu gelenek aktarılmıştır. Bunlar dünyada çok nadir örneklerdir."

Dönemin zevkine göre inşa edildi

Aşiyanların mimari yapısının, dönemin zevki içerisinde kendini gösterdiğini ifade eden Göncüoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"İstanbul'daki aşiyanların, lodosa maruz kalmayacak noktada, güneye bakan cephelerde ya da batıya bakan cephelerde bulunması, güneş alması sağlanmış. İnşa edilirken dönemin zevkine göre yapılmış. İhtişamlı olanlar halkı teşvik amaçlı. Kuş pazarlarına gidip, kuş satın alıp salıvermenin sevap olduğuna inanılan bir toplumda gösterişli kuş evleri, biraz da topluma hayvan sevgisinin kuş bazında teşvikini amaçlıyor."

"Serçeyi bile çok nadir görmeye başladık"

Göncüoğlu, aşiyanların, kuşların şehir yaşamının bir parçası olmasını sağlayan önemli bir gelenek olduğunu aktardı.

Aşiyan kültürünün, kuş ekolojisine olumlu katkıda bulunduğunu ifade eden Göncüoğlu, "Çünkü insanlar, aşiyanlar sayesinde kuşları sürekli görüyorlar ve akıllarında bir yer ediniyor. Bu sayede onlara zarar verecek şeyler yapmaktan kaçınıyorlar." dedi.

Süleyman Faruk Göncüoğlu, aşiyan geleneğinin günümüzde zayıfladığına dikkati çekerek, "Eskiden insanlar evlerinin bahçelerine ağaçkakanlar için yuva yapardı. Muhakkak ağaçların tepelerinde bir önceki dönemin kuşlarının yaptığı yuvalar olurdu ve o yuvalar bozulmazdı, leyleklerin yuvaları dahil olmak üzere. O yuvaların bozulması uğursuzluk kabul edilir ve insanlar bunları muhafaza ederdi. Şimdi modern hayatla beraber, artık kuşların yuva yapabileceği bir nokta yok, doğal beslenme alanları kayboldu. İnsan hayatında olmayan bir şeyi koruma ihtiyacı hissetmez. Kimse günümüzde artık kuşları düşünmüyor. Artık biz mahallemizde bir tane bile leylek görmüyoruz. Serçeyi bile çok nadir göremeye başladık. Haklı olarak da gözden ırak olan gönülden de ırak olur." değerlendirmesinde bulundu.

Son Güncelleme: 27.10.2018 13:27
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news