Doğuş Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi dekanı ve hocam Prof. Dr. Cevat Gerni’nin daveti üzerine, geçen hafta öğrenci klübü ETİK’in (Ekonomi, Uluslararası Ticaret ve İşletme Klübü) organize ettiği Dijital Finansal Pazarlama Semineri’ne dinleyici olarak katıldım. Uzun süredir ilgi duyduğum blockchain teknolojisinin, ekonomik ve politik gündemimizi kesintisiz işgal eden yapısal reform süreçleri açısından çok derin anlamlar içerdiğini daha net farketmemi sağlayan zihin açıcı bir seminer oldu.

Bir önceki yazımda kısmen açıkladığım gibi, yapısal reformlar “arz yönlü ve uzun dönemli bir süreç” malum.  Temel amacı da “iş ortamının iyileştirilmesi”. İş ortamının iyileştirilmesi için gereken en önemli koşul da “güven”. Ekonomik aktörler karar sürecinde öncelikle yapacakları işlemlerin ve sözleşmelerin “güvenilir” olmasını arar velhasıl. Ticari ve endüstriyel faaliyetlerin işlem maliyetlerinin düşük olması öncelikle buna bağlıdır.

1970’lerden itibaren yaşanan “stagflasyon” olgusunun ulus devlet kurumlarının ve kurallarının, politikacı ve bürokratlarının güvenilirliğini sarstığı açık. Bu nedenle de tüm dünyada ekonomi politikalarının ve özellikle de para politikasının ulusal politik etkilerden arındırılması yönünde bir süreç başladı. Ulusal Merkez bankalarının politik otoriteden bağımsızlaştırılması, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) kurulması hep bu sürecin uzantıları.

Lakin, ulus devlet odaklı bu süreçlerin ekonomik ve sosyal aktörlerin güven arayışına tam bir cevap veremediği de açık. Nitekim; ulusal devlet egemenlerinin politikalarına bağlı olan dolar ve euronun küreselleşen dünya ekonomisinde rezerv para imtiyazlarının, uluslararası ilişkiler çerçevesinde Türkiye dahil diğer ulusal ekonomilerin istikrarı ve dış ticareti üzerinde bir baskı ve kontrol aracı gibi politik amaçlarla kullanıldığı yönünde haklı şüpheler vardır.

Bu tür politik amaçlı manipülasyon ve spekülasyon potansiyellerine karşı, 1990’ların başlarından itibaren, özellikle de internetin gelişmesiyle birlikte, ulus devletlerin kurumsal ve hukuksal yapısında meydana gelen dönüşümlerle yetinmeyen oluşumlar, anarşik de denilebilecek “ulusötesi” “işlem sistemleri” geliştirme arayışına girdi. Bu süreçte, alternatif bir hayat tarzı arayışında olan “Punkçılık”a kök salan “cypherpunkçılar” eliyle blockchain teknolojisi geliştirildi.

Eric Hughes’un 1993’teki “Cypherpunk Manifesto”suna göre; “Elektronik çağda “Açık Toplum”un başarılabilmesi için mahremiyet (privacy) gereklidir. Mahrem, “sır (secrecy)” demek değildir. Mahrem, bireyin dünyanın tamamının bilmesini istemediği şey iken “sır” kimsenin bilmesini istemediği şeydir… Bir işlem yapılırken tarafların bilmesi gereken sadece işlemle ilgili bilgidir. İşlemi yapanların mahremiyetinin bilinmesi gerekmez. İşlem mekanizmasının kimliği istem dışı ifşa etmesi durumunda mahremiyet kalmaz. Açık bir toplumda mahremiyetin korunması için “anonim işlem sistemleri” gerekir. Bir “anonim işlem sistemi”, gizli değil, mahremiyeti koruyan bir işlem sistemidir. Açık toplumda mahremiyet, kriptografi de gerektirir. Böylece, sözün sadece söylenene iletilmesi mümkün olur. Devletler, büyük şirketler gibi “suretsiz/faceless” örgütler, bireylere kendi menfaatleri dışında mahremiyet tanımaz. Hakkımızda konuşmak onların avantajınadır. Bu nedenle mahremiyetimiz için anonim işlem sistemleri geliştirilmelidir. Cypherpunkların amacı; anonim mail forwardlama sistemleri, dijital imzalar ve elektronik para gibi iletişim ve işlem araçları aracılığıyla bu tür anonim sistemler geliştirmektir. Cypherpunklar, kriptografilerin düzenlenmesine karşı çıkar çünkü şifreleme mahrem bir iştir. Kriptografiyi yasaklayan hükümler ancak ulus devletin sınırına kadar etkili olabilirken kriptografi ve anonim işlem sistemleri ise engellenemez bir şekilde küresel ölçekte yayılacaktır.”

En tanınmış “cypherpunk”lar “Wikileaks”in kurucusu Julian Assange Bittorrent’in kurucusu Bram Cohen ve WWW’nin kurucusu Tim-Berners Lee, akıllı-sözleşmelerin (smartcontracts) babası Nick Szabo, Facebook’un kurucu ortağı Sean Parker ve Bitcoin’in kurucusu gizemli şahsiyet Satoshi Nakamuto desem ulus devletlerin yerleşik kurumlarının işlevselliğini ve etkinliğini tehdit eden kontrol edilemez sürecin boyutları belki daha iyi anlaşılabilir.

Peki blockchain teknolojisinin temel özellikleri ne? Elcevap: Aracısızlık (disintermediation) ve desentralizasyon. Yani küresel ölçekte bireyler ya da şirketler arasındaki işlemlerde tüm aracıları (banka vs.) ortadan kaldırararak, her tür merkezi yapıya ve kontrole son vererek işlem maliyetlerini neredeyse sıfırlaması ve iş ortamını iyileştirmesi. Sağlıktan eğitime, finanstan çevreye, göç olgusundan sürdürülebilir gelişme hedeflerine, su yönetiminden ulaştırmaya, enerji sektöründen tarıma kadar ekonomileri ve insanlığı ilgilendiren her konuda yerleşik ulus devletlerin sınırlarının ötesinde işbirliği fırsatları sunan blockchain teknolojisi ile birlikte dünya, her alanda iş ortamını iyileştirme potansiyeli olan ulusötesi, güven temelli ve şeffaf bir sürecin eşiğine gelmiş görünüyor.

Ancak bu fırsat kendi içinde büyük bir tehdit de içermektedir. Şöyle ki; blockchain teknolojisinin bir de karanlık yönü var. Legal sektörler için olduğu kadar illegal sektörler, organize suç aktiviteleri ve terör örgütleri için de çok büyük bir potansiyel sunduğu ortada.

Nitekim; dünya, blockchain teknolojisinin sunduğu ak ve karanlık potansiyelin giderek daha çok farkına varıyor. 4-5 Eylül 2018’de “OECD Blockchain Policy Forum- Distributed Ledgers: Opportunities and Challenges” forumunda blockchain teknolojisinin sunduğu fırsatların ve tehditlerin kapsamlı bir değerlendirmesi yapıldı. Blockchain teknolojisinin ve temelindeki Dağıtılmış Defter Teknolojisi’nin (DLT), şeffaflığı ve izlenebilirliği artırarak, taraflar arasında güven ortamını geliştirerek, piyasaya girişleri kolaylaştırıp ve işlemlerin etkinliğini iyileştirerek çok sayıda endüstri ve piyasa için büyük fırsatlar sunduğu vurgulandı. Ancak, kötü kullanıma ve yanlış anlamaya açık bir potansiyele de sahip olduğuna dikkat çekildi. Sadece yerleşik ulus devletlerin yurtiçi düzenlemeleriyle yaşanan sürecin yönetilmesinin imkansız olduğu; ulusal sınırların çok ötesinde küresel perspektifle yapısal reformlar gerektiği vurgulandı. Bu konuya ilgi duyanlar şu linke bakabilir: http://www.oecd.org/finance/financial-markets/OECD-Blockchain-Policy-Forum-2018-Agenda.pdf

Velhasıl; blockchain teknolojisinin, kriptografinin ve kripto paraların çağı, daha önce tasavvur edilmemiş kaynaklardan ve olağanüstü potansiyelde bir refah ve zenginleşme fırsatı sunmaktadır.  Bu potansiyeli teşvik edecek ve destekleyecek nitelikte reformlar yapılması da hayati önem taşımaktadır. Bu yöndeki reformlar, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Mustafa Varank’ın isabetle belirttiği gibi, “ her tür siyasi müdahaleden bağımsız bir ödeme ve takas sisteminin uygulanması ve bazı para birimlerinin küresel ayrıcalıklarının kırılması”, özellikle de “dolarizasyon” riskinin yönetilmesi açısından da büyük bir fırsattır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news