Dünkü yazıma çeşitli kesimlerden eleştiriler ve yorumlar geldi. Bazıları iktidarı çok daha sert -küfrederek- eleştirmemi ve hiç bir şekilde demokrat olmadığına hükmedercesine yazmamı istedi. Diğer bazıları ise kahraman bir askeri eleştirmenin yanlış olduğunu, Temel’in bir siyasetçiyi değil başkomutanı olan cumhurbaşkanını alkışladığını, bunun normal olduğunu,  tersini ancak FETÖ’cülerin ve PKK’lıların söyleyebileceğini ileri sürdü.

Yazılarımı takip edenler yazma ve değerlendirme tarzımı bilirler. Derleyip toparlamak için bağlı kaldığım yazı ilkelerini kısaca tekrarlamak istiyorum. Beni eleştirenlerin bazılarının istediği gibi bir aktörün bir davranışını eleştirdiğimde sadece o davranışı ve onuna ilgili anını eleştiririm, her davranışını ve her anını değil. Keza, bir aktörü övdüğümde de onun bir davranışını ve o davranışla ilgili anını överim, her davranışını ve her anını değil. Başka bir deyişle, olabildiğince- yapabildiğimce toptancılıktan uzak kalmaya çalışırım.  Halk lisanıyla söylersek, insaflı olmaya gayret ederim.

Hayatı başkalarına yaranma çabasıyla dolu olanların anlaması zor ama yazarken yaranmayı gözettiğim tek merci benim. Taşlamam tartışırım. Kimseye küfretmem ve kimseye dalkavukluk yapmam. Diyalog imkânlarını yok etmeyecek bir üslup kullanmaya çalışırım. Kimsenin kalemşoru değilim. Sadece kendi adıma ve kendi hesabıma yazarım. Doğru bildiğimi de yanlış bildiğimi de açık ve nazik bir üslupla dile getirmeye çabalarım. Şimdiye kadar böyle yapmaya çalıştım, bundan sonra da böyle yapmaya çalışacağım.

Konuya dönelim. Tarafların keskinliğinin sebebi bence meseleye bir ilke meselesi olmaktan çok bir uygunluk meselesi olarak yaklaşmaları. İlkeler açısından bakmayı şu veya bu gerekçeyle unutunca uygunluk mülâhazaları ortaya ve öne çıkıyor. Ancak, uygunluk ilkelerden çok daha sübjektif. Keyfî ve tutarsız yorumlara haddinden fazla açık. Neyin uygun olup neyin uygun olmadığının ölçülmesi zor. Herkes her şey için uygunluk mütalâaları geliştirebilir ve onlara dayanarak her şeyi meşrulaştırabilir. Bu yüzden, uygunluk mülâhazalarına dayanan yorumların ve değerlendirmelerin yanılmış olma ihtimâli çok fazla.

Askerlerle siyaset arasındaki ilişkiye tekrar bakalım.

Muharrem İnce’yi haklı bulanların bazıları meselâ Atatürkçü olduğuna inandıkları askerlerin öyle olmadığına inanılan siyasetçileri paylamasına büyük bir olasılıkla itiraz etmeyecektir. Yani durumu ilkeler açısından değil uygunluk açısından değerlendirecek ve kendi uygunluk gerekçelerini bulacaktır, üretecektir. Geçmişte askerler siyasetçiler arasındaki ilişkilere Atatürkçülerce genellikle bu şekilde bakıldı. Atatürkçüler askerin siyasiler arasında taraf olmasından ne rahatsızlık duydu ne de bunu eleştirdi.

Generalin Erdoğan’ın alkışlamasını eleştirmemi eleştirenler de bazı değerlendirme hataları yapıyor. Korgeneral Temel’in iyi bir asker olduğu açık. 15 Temmuz’un kahramanlarından. FETÖ’nün hedef yaptığı onurlu bir subay. Afrin harekâtının muzaffer komutanı. Bu yüzden, her türlü takdiri ve teşekkürü hak ediyor. Toplum elbette gerekeni yapacak ve Temel’e takdirlerini ve şükranlarını göstermeyi ihmâl etmeyecektir. Ancak, tartıştığımız olay ne bunlarla ilgili ne de bunların  yapılmasına engel. Farklı kulvarlardan söz ediyoruz.

Şüphesiz, olay geçmişte şahit olduğumuz bazı acı vakalardan çok daha karmaşık. Cumhurbaşkanı aynı zamanda ordunun başkomutanı. Herkes gibi Temel de ona gereken saygıyı göstermek zorunda. Üstelik kamu görevlisi olması onun omuzlarına ilave görevler de yüklüyor. Ancak, bu, durumu fazla değiştirmiyor. Cumhurbaşkanı bir siyasî partinin genel başkanı ve yaklaşan cumhurbaşkanı seçimlerindeki adaylardan biri.  Yaptığı konuşmanın ilgili kısmı da esas itibariyle bir siyasetçinin bir diğer siyasetçiyi taşlaması kapsamında. Başka bir konuşma başka bir kategoriye girerdi. Meselâ cumhurbaşkanı Afrin harekâtındaki başarılarımız hakkında bazı sözler sarf etse ve Temel onları alkışlasaydı bu bir problem teşkil etmezdi. Ama kim tarafından temsil edilirse edilsin her siyasî çizgi sekteryendir ve askerler siyasetçiler arasındaki tercihlerini kamuya yansıtan sinyaller veremezler. Keza, Temel yemekte resmî değil sivil kıyafetli olsaydı problem tamamen ortadan kalkmasa bile biraz hafilerdi. Ama biliyoruz ki korgeneral Temel üniformalı olarak iftarda bulundu.

Bir generalin bir politikacının başka bir politikacıya yönelik eleştirisini alkışlamasının doğru olup olmadığını değerlendirmenin iyi ve işe çok yarar bir yolu olaydaki aktörleri değiştirerek düşünmektir. Bana göre Muharrem İnce ile Erdoğan birbirlerinin yerinde olsaydı, İnce Erdoğan’ı eleştirse ve general İnce’yi alkışlasaydı da durum aynıydı. Ama muhtemeldir ki olaya ilkeler açısından değil uygunluk açısından bakanların bir kısmı  (muhtemelen CHP kanadı) generalin alkışlamasını savunurken diğer kısmı (muhtemelen AK Parti kanadı) generalin alkışlamasını eleştirecekti.

Bütün bunları söylerken ilkelerin her olaya kolayca uygulanabilecek şablonlar hâlinde hazır durduğunu iddia etmiyorum. Hayat bu kadar sade ve basit değil. Her vakanın birden çok yüzü ve farklı özellikleri var. Ancak, en azından, bu tür olaylara ilkeler açısından bakmaya çalışabiliriz. Hiç olmazsa bazılarımız. Benim yapmaya çalıştığım da bu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news