Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ilk Hazine ve Maliye Bakanı olan Sayın Berat Albayrak; ekonominin dengelenmesi, disiplini ve değişimini hedefleyen Orta Vadeli Programı 20 Eylül 2018’de açıkladı. Program, kamuoyuna Yeni Ekonomik Program (YEP) olarak sunuldu.

2019-2021 dönemini kapsayan YEP’in genel amacı, “kısa vadede fiyat istikrarının ve finansal istikrarın yeniden tesis edilmesi, ekonomide dengelenmenin ve bütçe disiplininin sağlanması, orta vadede sürdürülebilir büyüme ve adaletli paylaşıma yönelik ekonomik değişimin gerçekleştirilmesi” olarak beyan edildi.

Bu çerçevede, 2018 için “temel ekonomik büyüklükler” için şu hedefler belirlendi: Büyüme oranı, %3,8; enflasyon oranı (TÜFE)  %20,8;  Bütçe Açığı/GSYİH Oranı %1,9; Faiz Dışı Fazla/GSYİH Oranı, %0,1; Cari Açık/GSYİH Oranı % -4,7, İstihdam Artışı %28,7; İşsizlik Oranı %11,3. 2018 sonu hedefleri büyük ölçüde başarıldı. 2019 için de hedefler şöyle: Büyüme oranı, %2,3; enflasyon oranı (TÜFE) (revize) %14,6; Bütçe Açığı/GSYİH Oranı %1,8; Faiz Dışı Fazla/GSYİH Oranı, %0,8; Cari Açık/GSYİH Oranı % -3,3, İstihdam Artışı %29,1; İşsizlik Oranı %12,1. Bu hedefleri başarabilmek için de Bakan Albayrak, 10 Nisan’da açıkladığı “YEP Yapısal Dönüşüm Adımları 2019”nı açıkladı. Önceki iki yazımda, bu paketteki adımları ve reformları, eksikliklerini de belirterek kısmen ve yapıcı olmaya çalışarak eleştirdim.

Ancak Türkiye’de bazı kriz çığırtkanlarının ekonomi yönetimini hedef alan eleştirileri sürekli olarak çok yıkıcı bir içerik ve üslup taşıyor. 31 Mart Yerel Seçimleri sonrasında, ekonomimiz üzerine kriz tellallığı yapan bu çığırtkanların sesleri yeniden çıkmaya başladı nitekim. Ekonomik veriler ve değişkenler anlamsız yorumlarla ve desteksiz kehanetlerle yine çarpıtılıyor. 31 Mart yerel seçim sonuçları ve S-400 alımları bahane edilerek, hükümetin ulusal ve uluslararası karnesinin zayıfladığı; S-400 nedeniyle de ABD’nin Türkiye’ye Ağustos 2018 benzeri bir ekonomik operasyon çekebileceği, doların patlama yaparak bir anda 10 TL’ye çıkabileceği iddia ediliyor. Topluma, ekonomide büyük bir çöküş ve kriz beklendiği algısı yayılıyor. 12-14 Nisan Dünya Bankası/IMF Bahar Toplantıları’nda bu güruha Financial Times, Bloomberg ve Reuters gibi yayın organları da katıldı. Bunlar da Türkiye’nin ekonomik ve politik verilerini analiz etmek yerine Bakan Albayrak’ın yatırımcılara sunumundaki aksaklıklara ve eksikliklere vurgu yaparak adhominum yorumlarla yatırımcıların algılarını bozmaya çalıştı. Maksat; zımnen ve açıkça dillendirdikleri gibi, Türkiye’yi yeniden borçlandırarak milli servetini ve varlıklarını, şirketlerini ucuza ele geçirmek için Türkiye’yi IMF ile masaya oturmaya ve stand by anlaşması yapmaya zorlamak; hükümetin ekonomi yönetimindeki etkinliğini ve performansını bloke etmek.

Ancak, somut verilere bakıldığında, iç ve dış odakların Türkiye Ekonomisi aleyhtarı algı operasyonunun hiç de gerçekçi olmadığı net bir şekilde görülüyor:

Şöyle ki; Türkiye’de siyasal istikrarı ve hükümetin kredibilitesini sarsacak hiçbir gerekçe yok kanaatimce. Belediye başkanlığı seçim sonuçları, halkın bir ekonomi yönetiminin başarısı hakkındaki algısının ve değerlendirmesinin tam ve doğru bir ölçütü değil bir kere. Yerel seçimlerde dikkate alınması gereken asıl veri, İl Genel Meclisi seçimlerindeki oy dağılımı. Haritalarda görüldüğü gibi, Cumhur İttifakı’nın büyük ortağı olan iktidardaki AKParti Büyükşehir Belediyesi seçimlerini kaybettiği illerde İl Genel Meclisi seçimlerinde büyük bir farkla önde çıkmış durumda. Ekonomik verilerdeki konjoktürel gerilemeye ve kur spekülasyonlarına rağmen belediyelerin büyük bir kısmını (%56) da AKParti’nin kazanmış olması, ekonomik kriz söyleminin seçimler üzerinde çok da etkili olmadığının bir diğer ölçütü. Ancak, hükümetin beka sorunu söyleminin de seçmen nezdinde anlamlı bir karşılığı olduğundan söz etmek de güç. Türkiye’de siyasal istikrarın ve hükümete desteğin sürdüğü sabit.  Ancak; hükümetin de beka sorunu söylemini bırakıp, önümüzdeki 4,5 yılın seçimsiz geçecek olmasını da fırsat bilerek, ekonomik sorunların çözümüne odaklanması gerekiyor.

Türkiye’nin YEP sonrası ekonomik verilerdeki düzelmenin de ekonomik sorunların çözümüne odaklanmak için bir baz oluşturduğu açık. YEP sonrası dönemde Toplam ve Resmi Uluslararası Rezervlerdeki yükseliş sürüyor. Bu konuda en önemli belirleyici verilerden biri olan TCMB Net Uluslararası Rezervler’in (TL) YEP’in açıklandığı 20 Eylül 2018 tarihinden 5 Nisan 2019 tarihine kadarki seyrine gelince: Grafikte görüldüğü gibi bu süreçte Net Döviz Rezervlerinde iddia edildiği gibi bir erime yok ve 5 Nisan tarihinde de düzey, 28.017.196 bin dolar olarak gerçekleşmiş durumda. Resmi Rezervler 96,781 Milyar dolar, Toplam Rezervler ise 135 Milyar doları bulmuş durumda.

TCMB Finansal Hesaplar Raporu’na göre de 2018 sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam finansal varlıkları 12 Trilyon 365 Milyar TL iken yükümlülükleri de 14 Trilyon 254 Milyar TL ve giderek azalıyor. Resmi ve Net Uluslararası Rezervlerin verdiği güvence sayesinde, dolar kurunda ise YEP sonrasında düzensiz bir hareketlilik gözlenmedi. YEP açıklandığında 6,31 TL olan dolar, uzun süre 5,1-5,3 bandında dalgalandıktan sonra şimdilerde 5,6-5,8 bandında dalgalanmaya başladı. YEP sonrası Cari Açık’taki olumlu gelişmeler de dikkate alındığında S-400 karşıtlarının ve ekonomik kriz çığırtkanlarının tüm manipülasyonlarına rağmen dolarda Ağustos 2018 benzeri ani bir yükseliş olacağını da beklemiyorum şahsen.   

6 aylık Bütçe Açığı, Faiz Dışı Fazla, Cari Açık ve enflasyon verileri de YEP hedeflerini destekliyor. Şöyle ki; YEP sonrası altı aylık dönem için, yıllık hedefler büyük ölçüde başarılmış durumda. Şubat 2019’da GSYİH’nın %2,3’ü kadarcık olan Bütçe Açıkları, 10,3 Milyar TL Faiz Dışı Fazla ve GSYİH’nın %1,2 si kadar Kamu Borçları ile Türkiye Avrupa kriterlerinin çok ilerisinde. TCMB Finansal Hesaplar Raporu’na göre, önceki yazılarımda da açıkladığım gibi, hanehalkı ve finansal olmayan kuruluşların borç yükünün GSYİH’ya oranı itibarıyla da Türkiye dünyanın borçluluk düzeyi en düşük ekonomileri arasında.

YEP hedefleri arasında olumsuz ayrışan tek veri “işsizlik oranı”. Ocak 2019 sonu itibarıyla işsizlik oranı %14,7, Tarım dışı işsizlik oranı ise %16,8 olmuş durumda. İşsizlik oranındaki bu artış, TCMB’nin antienflasyonist sıkı para politikasının ve yüksek faizlerin kısa dönem daraltıcı etkisinden kaynaklanıyor. Ekonomik dinamikler harekete geçip canlanma süreci başladığında, ki bu hızlı olacak, işsizlik oranının da hızla düşeceğini göreceğiz.

Nitekim, İmalat Sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI)’nın YEP sonrası kesintisiz yükselerek Mart’ta 47,2 ile 50 sınırına yaklaşması ve Reel Kesim Güven Endeksi’nin giderek yükselmesi, ekonominin canlanma eşiğine geldiğinin göstergeleridir.

Ekonomide işler yolunda giderken ve ödenecek bedel de 2018’de ödenmişken, IMF ile yapılacak antienflasyonist bir standby anlaşmasının kemerlerin daha da sıkılmasına, daha sıkı para politikasına ve faiz oranlarının daha da yükselmesine, TL’nin hızla değer kaybetmesine yol açarak gereksiz yere fazladan bir bedel daha ödeteceği açık. Üstelik bundan en çok yararlanacak olan kesim de, yeniden Türkiye Ekonomisi’nin kaptan köşküne geçecek olan uluslararası ve ulusal faiz lobisi ajanları; özellikle de 2001’de olduğu gibi finansal kredileri kamuya yükleme telaşında olan kesimlerdir. Kamu kesimi, 2010 yılına kadar bütçeye yüklenen bu borçları ödemek zorunda kalmıştır. Bu süreçte, IMF politikalarının sosyal yönü de olmayacağından özellikle düşük gelir gruplarının ve emekçi kesimlerin büyük kayıplara maruz kalacağı; sağlık harcamalarının da kısılacağı kesin. Bu da tüm toplumsal kesimlerin refah kaybı anlamına gelir.

Velhasıl, 31 Mart Yerel seçim sonuçları ve S-400 alımları ve F-35 sorunu, Türkiye’de politik ve ekonomik istikrarı bozacak derinlikte vakalar değildir. Türkiye Cumhuriyeti, ekonomik, politik ve sosyal dinamikleri ile çok daha büyük sorunları kendi başına aştığı gibi içinden geçtiği sorunları da kendi dinamikleriyle aşma kudretine sahip bir devlettir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş ve meşru hükümeti görevdeyken ekonomi yönetimini uluslararası bir kuruluş olan ve uluslararası çıkar gruplarını temsil eden IMF’e bırakmanın kabul edilir yanı olmadığı gibi ekonomik ve politik verilere göre de IMF ile bir stand by anlaşması yapmayı gerektirecek hiçbir neden ve gerekçe yoktur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news