Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul BBB için 31 Mart Yerel seçim sonuçlarına itirazları inceleme sürecinde ve sonrasında da tüm sonuçlarıyla birlikte iptal etmesini takiben rezerv para olan dolar ve euro başta olmak üzere tüm kurlarda yeni bir negatif hareketlilik başladı. TL, bu rezerv paralar karşısında bir ay içinde %10 kadar değer kaybetti.

Peki neden?

Aslında, 23 Haziran seçimlerine oynayan bazı politik fırsatçıların yaptığı gibi TL’nin değer kaybını İstanbul BBB seçiminin incelenme ve iptal sürecine bağlamak da doğru değil.

Zira, TL zaten neredeyse tüm dünya para birimleri karşısında yıllardır kesintisiz değer kaybeden bir para birimi. Google’a neredeyse hangi para birimini yazarsanız yazın, TL karşısında kesintisiz değer kazandığı açıkça görülüyor. Gelişmiş piyasaların para birimlerini geçtim.. Seyşeller Rupisi, Yeşil Burun Adaları Escudosu, Ruanda Frangı, Uganda Şilini, Küba Pezosu, Türkmenistan Manatı .. Doğudan batıya, kuzeyden güneye.. Aklınıza neresi gelirse artık..

Bir diğer ifade ile "TL ile gelir elde eden kesimler" küresel ölçekte ve kesintisiz olarak giderek yoksullaşıyor.

Velhasıl, TL'nin değer kaybı süreci sadece güncel politik gelişmelerle, tartışmalı hukuksal kararlarla doğrudan alâkalı değil. Bugün seçim iptali bahane olur yarın başka şey. Süreç böylece uzar gider.

Öte yandan bu süreci, hükümete yakın bir kısım medyanın yaptığı gibi sadece "algı yönetimi"yle ya da dış güçlerin oyunlarıyla veya finansal saldırılarıyla açıklamaya çalışmak da çok makul değil. Bilakis asıl "algı yönetimi" girişimi bu olabilir. Zira, hesap doğrudan sıradan vatandaşın, sıradan seçmenin bütçesinin kesintisiz erimesiyle alakalı. Ekonomide vatandaşın bütçesini doğrudan ve negatif etkileyen ve kesintisiz devam edegelen bir şeyler olduğu açık. Ters giden bu şeylere yok muamelesi yapmak olsa olsa sıradan insanların aklını hafife almak demektir. Paranın yok zamanında kimse aklını kiraya vermeyeceğinden, bu hesap tutmaz.

İlaveten, bu yaşananlara karşı sadece palyatif denilebilecek kısa vadeli finansal operasyonlarla, repo ihalelerini durdurup örtülü faiz artışına giderek, forexte kamu bankalarına dolar sattırarak ya da swap hamleleriyle kesin çözüm üretebilmek mümkün değil. Ancak günü kurtarabilecek bu yöntemlerle doların 6 TL, euro’nun 7 TL altına düşmesi de bir başarı değil. Zira bir ay içinde değer kaybı her durumda %10 civarında. Her geri dönüşün daha hızlı bir yükselişle sonuçlandığına da defalarca şahit olduk. Beklenti eşiği de sürekli yükseliyor. Şimdi dolar için 6, Euro için de 7 üzeri normalleşti; yanlış politikalar bunu daha da artırabilir.

Her artış, tüm toplumsal kesimler için ama özellikle de TL cinsinden sabit gelir elde edenler için her açıdan çok büyük bir kayıp ve zarar. Keza tüm TL varlıklar, ülkedeki gayrimenkullerden tutun tüm TL cinsinden servetler için de büyük bir değer kaybı. TL'nin %10 değer kaybı, en basitinden TL cinsinden vadeli mevduatın neredeyse 1 yıllık getirisinin 2/4’ü. Buna Euro ve dolar enflasyonunu da kattığımızda satınalma gücündeki erime daha da artıyor.

Rakamlar bu kadar sert ve keskin iken bir kısım medyanın hala ekonomi konusunda “algı yönetimi” iddiasında bulunması, kusura bakmasınlar ama, ciddiyetsizlik.

TL değer kaybının politik sonuçları olumsuz olabilir elbette. Ancak kurdaki her dalgalanmayı ve TL değer kaybını “algı yönetimi” gibi içeriksiz bir iddiayla açıklamaya çalışarak vatandaşı ve hadi politikacı diliyle belirtelim “seçmeni” cahil ve aptal yerine koymaya çalışmak, ekonomi yönetimine güveni azaltarak çok daha yüksek politik ve ekonomik maliyetlere de yol açabilir.

Kanaatimce, en kötüsü de ekonomi yönetiminde etkili ve yetkili konumda olanların henüz bu algıya sahip olmaması. Öyle olmadığını ümit etmek istiyorum nitekim.

Aslında, ekonomide ve kamu maliyesinde de geleceğe iyimser bakmayı gerektirecek çok sayıda veri olduğunu önceki yazılarımda somut olarak paylaştım. Ancak; bu kadar olumlu mali veriye rağmen, TL’nin beş yılı aşkın süredir ve tüm dünya para birimleri karşısında kesintisiz değer kaybı ve kişisel satınalma gücümün sürekli olarak erimesi karşısında artık “göremediğim ne var” diye sorgulama noktasındayım.

Ekonomik konulardaki iyimserliğimi koruyabilmem için politika otoritelerinin de şeffaf ve hesap verebilir olması gerekiyor. Hesap verebilirlik de en az şeffaflık kadar ve bazen çok daha fazla önemli. Ekonomi yönetimi seçimden seçime değil her hesap sorulduğunda hesap vermekle mükellef kanaatimce. Sadece rakam ve grafik yayınlamak şeffaflık ve hesap verebilirlik beklentisini karşılamıyor.

Kamu kesimi, hanehalkı ve özel sektör borç düzeylerinin ve bütçe açığının uluslararası kriterlerin çok altında olmasına, Cari Açığın %3’ün altına doğru düşme trendine girmesine, doların tüm dünya paraları karşısında değer kaybettiği bir dönemden geçilmesine rağmen, TL’nin bu şekilde kesintisiz değer kaybının ve kur dalgalanmaların sürmesi, kamuoyuna çok daha detaylı açıklamalar yapılmasını gerektiriyor.

Üstelik; 2018 ve 1Ç19 verilerine göre Türkiye’de finansal kesim oldukça güçlü. BDDK tarafından açıklanan Mart ayı bankacılık verilerine göre bankacılık kesimi, hafif gerilemiş olsa da halâ yüksek kârlar elde etmeye devam ediyor. Türk Bankacılık sektörünün konsolide net karı aylık bazda %79 artarken, yıllık bazda %4 artış kaydetti. Bankacılık sektörünün ilk çeyrekteki toplam karlılığı %4 azalırken kamu mevduat bankalarının net kârının %45,3 gerilemesi dikkat çekici elbette. Yine de kârlılık pozitif ve zarar yok. Ana bankacılık gelirleri, aylık bazda %30 arttı. Özsermaye karlılığı, aylık bazda, yüzde 7 artış kaydetti ve %16 olarak gerçekleşti. İlk çeyrekte, özsermaye karlılığı %11,5 olarak kaydedildi. (2018: %13,7). Çekirdek sermaye yeterliliği ve sermaye yeterliliği oranları da sırasıyla, %12,95 ve %16,35 olarak kaydedildi. 10 Nisan kararları sonrasında kamu bankalarının sermayesi de toplamda 28 Milyar TL artırılmış durumda. Bu tabloya göre bankacılık kesiminin borçlarını çevirmede bir sorunu da yok. Bu veriler çerçevesinde, kısa vadeli fon arz ve talebinin belirlendiği bankacılık sektöründe hiçbir zafiyet belirtisi görmüyorum doğrusu.

Bu verilere göre TL'nin değer kaybetmemesini beklerim şahsen. Tüm bu olumlu verilere rağmen TL değer kaybetmeye devam ediyorsa, bunun arkasında birilerinin "çıkar hesabı" ve “sistematik bir tercih” olduğunu düşünmeyi ve şu temel soruları sormayı da hak olarak görüyorum: "TL'nin kesintisiz değer kaybı yurtiçinde ve yurtdışında kimlerin çıkarına hizmet ediyor? Herkes kaybederken kazananlar, kim? Özel sektör mü kamu sektörü mü? Lobiler ve çıkar grupları mı? Gerçek kişiler mi tüzel kişiler mi? Hükümet mi? TL cinsinden düşük faizle kredi alıp dövize yatıranlar mı? Hiçbir maliyet hesabı ve ARGE yapmadan ihracat yapmaya çalışan reel sektör aktörleri mi? Vatandaşın refahına rağmen kimlerin çıkarı gözetiliyor? Ekonomi ve finansal sektör kimin lehine işliyor?"

Bir ekonomist olarak bildiğim bir şey varsa o da şudur: Ekonomide gözlenen her olgu, uygulanan her politika, her mevzuat bir çıkar hesabının ve arayışının sonucudur. “Kimin çıkarına hizmet edildiği” sorusuna verilecek doğru cevap, bir kısım medyanın yaptığı gibi “yok öyle bir şey sadece algı yönetimi yapılıyor” değildir ve olamaz. Ben böyle içeriksiz bir cevabı kabul etmiyorum şahsen. Daha da ötesi, her yanlış cevap, ancak asıl cevabı gizlemeye ve yanıltmaya yönelik bir kastın beyanı olabilir kanaatimce. Ekmeği küçülenler algı yönetimine itibar etmez. Yanıltıcı ve yanlış cevapların politik ve ekonomik maliyeti de uzun dönemde çok daha yüksek olur.

Velhasıl; "TL'nin değer kaybının sistematik bir tercih olup olmadığı ve kimin çıkarına olduğu" sorusunun cevabının doğru bir şekilde verilmesi, çözüm yollarının tartışılmasına da kapı aralayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news