ABD başkanlığı koltuğunda D. Trump’ın oturuyor olması, siyaset ilminin prensiplerine göre, ne kadar akli ve rasyonel ise, Amerikan dış politika tercihlerinin değişip değişmeyeceğini yorumlamak ve bundan tatmin edici sonuçlara ulaşmak da ancak o oranda akli ve rasyonel olabilir. Amerika’nın Suriye’den çekilmesi ne kadar ciddi bir ihtimal ise, aynı şekilde “ben çekilmekten vazgeçtim” demesi de o orandan ihtimal dahilindedir. Nitekim Trump’ın “biz Suriye’den çekiliyoruz” açıklanması ABD nezdinde sükunetle karşılanmadı. Bu karar başta Savunma Bakanı olmak üzere son dönem Amerikan dış politikasının mimarı olan bir dizi uzmanın istifasıyla sonuçlandı. 

Bunun anlamı şudur; Trump’ın “Suriye’den çekiliyoruz” kararı, Trump kabinesinin mutabakatına bile dayanmıyor. Ultra bir başkan olarak Trump’ın kişisel tercihi gibi duruyor. Eğer bu doğruysa, bu kararın defalarca masaya yatırılacağı ve bir dizi revizyondan geçeceği çok açıktır. 

Burada yanıtlanması gereken temel soru şudur; Amerika, Suriye’den çekilebilir mi? 2011 yılından bu yana Suriye’de devam eden siyasal istikrarsızlığa henüz bir çözüm bulunmamışken, Amerika’nın “ben gidiyorum” demesi ne kadar gerçekçi olabilir? DAEŞ ile savaşı sonlandırıp, Suriye’yi Rusya ve İran’nın etkisine terk etmek, nasıl izah edilebilir? Bu mümkün mü? 

İran rejimiyle kürenin her düzeyinde mücadele bayrağını en yükseklere taşıyıp, Suriye’de bundan vazgeçmek, pek Amerikanca durmuyor. Irak’ta belirsizlik bütün ihtişamıyla hükmünü sürdürüyorken, Suriye’de kazanılmış bir mevziden çıkmak ve bu mevziyi ebedi düşmanına altın tepside sunmak, akıl ile izah edilir gibi durmuyor. 

Aslında bütün bu soruları sorarken aklımda ve yüzümde hep kocaman bir tebessüm var. Amerikalılar Trump’ı başkanlığa layık gördüklerine göre galiba her şey mümkün. Her şey imkan dahilinde. 

Belki de Trump’ın seçilmesiyle birlikte, bizzat Amerika’da değişen Amerikan dinamiklerini doğru okuyamıyoruz. Belki Amerika eskisi gibi uzun yıllara dayanan kalıcı ve istikrarlı dış politika geleneğinden kopuyor. Belki anlık, değişken ve daha pragmatist bir dış politika dönemi başlıyordur. 

Hatta daha da ileri gideyim ve daha curetkar bir tespit yapma cesareti göstereyim; kim bilir belki de emperyalizm, bilindik niteliklerinden arınıyor ve bambaşka bir şeye dönüşüyordur? Emperyalist sermayenin bileşimi, belki bambaşka çıkarlar peşinde! Belki de artık maliyetleri düşürmek için dış politika ısrarından vazgeçmiş olabilirler. Devasa boyutları, kurumsal kimlik ve nitelikleri ve gelenekleri olan dış politika yerine, daha hızlı ve daha karlı politik kararlar ile yetineceklerdir! 

Kim bilir?  Dengeler değişiyor ve değişen dengeleri daha doğru anlamlandırmak için biraz daha zamanın geçmesini beklemek gerekiyor. İngiltere ve Fransa’nın sahadaki rolleri daha da etkinleşebilir ve elbette Suud ve BAE’ne daha yakından bakmakta fayda olacak gibi görünüyor. Elbette Türkiye ABD’nin ya da Trump’ın ‘ergence’ ve ‘uçarı’ duran sosyal  medya paylaşımlarıyla yol alan siyaset geliştirme çabasına güvenmesi doğru olur mu başka bir tartışma konusu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news