Sokrates her şeyden kuşkulanmanın doğurduğu belirsizliği aşabilmek için, mutlak etik değerlere dayanarak gerçek bilgeliği aramanın şart olduğunu ısrarla söyler. Mutlak etik değerlerin toplamı, son kertede başkalarının hakları konusunda geliştirdiğimiz bilinç, duyarlılık ve hassasiyetlerde düğümlenir. Başkalarının diğer bir deyimle ötekilerin haklarına dair geliştirdiğimiz bilinç dünyamız, etik değerlerimizin toplamına eşittir. Daha net bir ifade ile söylersek, etiğin kapsadığı yegane alan, ötekilerin hakları karşısındaki bizim tutumumuzdur. 

Elbette ötekilerin hakları, her zaman sadece bizim kişisel tasarrufumuza bırakılmamıştır. Adı kanun ya da yasa olan kimi içerikler ile amir hükümlere kavuşturulmuştur. İçeriği yasa bakımından şekillendirilmiş olan kimi haklar ve hükümler, bir bakıma bizim etik tutumumuza ihtiyaç duymaksızın, haklar ve ödevler olarak kendi kendine yeteli biçimde varlıklarını sürdürürler. 

Yasalar, Kanunlar herkesindir ve herkese aittirler. Daha doğrusu o yasa ve kanunlar, onlardan istifade eden herkesindir. Herkese eşit uygulanmalıdır. Ister ceza ister özgürlük, herkes mutlak surette söz konusu yasa ya da kanundan hakkaniyet ölçüleri içinde yararlanmak hakkına sahip olmalıdır. 

Bu etik ve yasal hükümlerin ışığı altında Çözüm sürecine, bu sürecin hukuki altyapısına ve günümüze sarkan kimi olumsuz sonuçlarına bakmak istiyorum. 

Çözüm süreci, Türkiye Cumhuriyetinin bütün tarihi boyunca altına imza attığı en devrimci en reformcu en demokratik ve gerçek  demokrasi örneği sergileyen bir siyasal süreçti. Cumhuriyet tarihinde, eşine hiçbir dönemde rastlayamadığımız bu dev adım, tamamına erdirilemedi. Sırf bu yüzden hala büyük bir ihtiyaç olarak varlığını ısrarla toplumsal hayata dayatıyor. 

Çözüm süreci ya da benzeri süreçleri siyasetten başarılı bir biçimde nihayete erdirmeden Türkiye normalleşemez. Türkiye’nin en büyük sorunu Kürt sorunudur ve bu büyük sorunun yegane çözüm yolu da, siyasal iktidarın bu konuda üreteceği politikalardır. 

‘’Terörün Sona erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair Kanun’’ 2014 yılında Çözüm sürecinin tek yasal dayanağı olarak siyasal hayatımızda yerini aldı. Bu kanunun birçok açık hükmü var. Bu hükümlerden en işlevsel olanı, çözüm sürecinde sorunun çözülebilmesi için görev alan, faaliyet yürüten bütün kesimlerin, bu görev ve faaliyetin hem kendisinden hem de sonuçlarından sorumlu olamayacağı güvencesiydi. Böyle bir güvence iki bakımdan gerekliydi. 1- Bu bir siyasi karardı ve siyasi otorite tarafından yürütülüyordu. Bu bakımdan mutlak surette bir hukuki zemine ihtiyaç vardı. Hiçbir devlet yasal zemini olmayan bir faaliyeti yürütemez. 2- Bu sorunun çözümü için görevlendireceği aracı kişi ve bireylerin devlet tarafından korunmasıydı. Adı üstünde aracılar. Aracı olanların talimatla görevlendirilmesi zaten cezai sonuçlar doğurmaz. 

Ama galiba Türkiye’de işler öyle yürümüyor. Çözüm sürecinin iki önemli aracı bireyi bugün, zamanında bu görevi yerine getirdikleri için ceza evindeler. Selahattin Demirtaş ve S.S Önder, çözüm sürecindeki rolleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar. Oysa bu iki şahsiyetin sürdürdüğü bütün iş ve görüşmeler devletin bilgisi dahilindeydi. 

Bir devleti güvenilir kılan en büyük kriter, mevcut yasalarını hakkaniyetle uygulamasıdır. Kendi hukuk düzenine sırt çeviren bir siyasi otorite,her şeyden önce güven erozyonuna uğrar. Güvenirliliği kaybolmuş bir siyasi otorite, yokuşta baş aşağı inen freni patlamış kamyon gibidir. Kime toslayacağı, hangi barikatları devireceği önceden bilinmez. 

Çözüm sürecinin hukuki altyapısına baktığımızda Selahattin Demirtaş ve S.S Önder devlet görevi yapmışlardır. Bir devlet görevlisi olarak üstlerine düşen görevi yerine getirdiler. Mevcut kanun, aynen böyle diyor. Mevcut ve hala yürürlükte olan kanuna göre ne Demirtaş ne de Önder suç işlemiş değildirler. 

Peki neden ceza evindeler? Neden özgürlükleri kısıtlanmış durumda? Bu pazartesi yazısına kalsın. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news