Elbette bir köşe yazısında Sudan, Libya ve Cezayir’de olanları tek tek anlatmak mümkün değil, bunların her biri için ayrı ayrı 20 sayfalık akademik makale yazsak ancak anlatabiliriz, dolayısıyla yüzeysel olarak ülkelere bakalım…

Libya, Arap İsyanları sürecinde Kaddafi ile kirli ilişkiler geliştirmiş Fransa’nın, Kaddafi’ye büyük miktar borcu olan Fransa’nın, bir koalisyon oluşturarak oldu bittiye getirdiği, devrim beklenirken Koalisyon’un saldırısı sonucu kaosun yerleşik hal aldığı bir yer oldu. Koalisyon saldırısı, Kaddafi’nin öldürülmesi sonrasında Libya iki farklı parlamento arasında bölünmüştü. Yapılan anlaşmaya göre Trablus merkezli Milli Genel Kongre (MGK) ile Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi (LTM) 10 kişilik bir komite oluşturulmuştu. Abdullah Sini Hükümeti, ülkenin doğusuna ve güneyine hakimdi. Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra ülkeye dönen General Halife Hafter, silahlı güçler tarafından desteklenmekteydi. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de kendilerine destek verdiği biliniyordu. Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ise Trablus ve çevresine hakimdi  ama çatışmalar ve Mısır'da darbeyle iktidara gelen Cumhurbaşkanı Sisi'nin desteklediği Halife Hafter'in etkisindeki milis güçler sebebiyle bu hükümet Trablus'ta göreve ancak Mart 2016'da başladı. Bunlarla birlikte farklı etkinlikte, farklı çevrelerce desteklenen güçler vardı. Şimdilerde ise Hafter, Mısır, Suud, BAE’den aldığı destek, kendisinin Kaddafi dönemindeki kuyruk acısı, “darbeci bir asker olarak demokrasiye inanmaması”, Libya’nın tümünde Sisi vari bir darbe gerçekleştirmek amacıyla başkent Trablus'u ele geçirmek için 4 Nisan'da saldırı emri verdi ve Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) birlikleri de karşı operasyon başlattı. Ülkede durum bu...

Cezayir,  Arap İsyanları dönemini teğet geçmişti, Arap isyanları kısmen iç savaş ve darbeye dönünce bu süreç noktalandı. Şimdilerde Cezayir halkının sokaklarda olması bir nevi Arap İsyanları döneminin bir uzantısı olarak yorumlanıyor. Cezayir’de ipler, Abdülaziz Buteflika’nın “hastanede tedavi görürken” Nisan seçimlerinde yeniden aday olacağını söyleyince haklı olarak koptu. Buteflika, 1999'dan bu yana Cezayir'in devlet başkanlığını yapıyor. 1963-1979 yılları arasında dışişleri bakanı olarak görev yapmıştı. Uzun zamandır yönetim halkın taleplerini erteliyordu ve sonunda eylemler başladı, Buteflika istemeye istemeye istifa etmek zorunda kaldı.

Sudan, gerek Sudan’ın ikiye bölünmesi, gerek Darfur Olayları gibi olaylar nedeniyle genellikle dönem dönem eylemlerin olduğu bir ülkeydi. 1989’da darbeyle iktidara gelen, iktidara geldikten sonra kendisine destek verenleri tasfiye eden Beşir, ülkede uzun süre iktidarda kaldı. İktidarda kalmayı bir yönden de “muhaliflerini” birbirlerine karşı kullanmayı becerebildiği için başardı. Diğer yönden Darfur iç savaşı, 2009 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında çıkartılan yakalama kararı ve 2011 yılında Güney Sudan'ın ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesi gibi olaylardan da iktidarını kaybetmeden çıkmayı başardı. Ancak iktidarı elinde tutsa da iktidarı yara aldı. Halk tarafından her protesto edildiğinde “bir daha aday olmayacağını” söylemesine rağmen aday olmaya devam etti, sonunda da geçtiğimiz hafta en yoğun eylemler sonrasında darbe ile devrildi. Sudan’da yönetime gelen “ordu” ise Beşir’den çok farkı olan bir yapı değil.

Üç ülke de birbirlerinden farklı iç ve dış dinamiklere sahip. İktidarları, muhalefetleri, tarihsel süreçleri farklı… Bu ülkelerdeki iktidarlara ve muhalefete dışarıdan destek veren ülkeler ayrı. Farklı bir yazıda bunlara değinilebilir ancak burada önümüzde net olan şey üç ülkede de halkın ekonomik iyileştirmeler, hürriyet, adalet talepleri olması… Elbette bu ülkelere Batılı ülkeler, Arap İsyanlarında olduğu gibi kendi çıkarları yönünde, halkın taleplerine karşı olarak musallat olabilir. Aynı şekilde bölgenin yeni şeytan üçgeni Mısır, Suud, BAE de hem kendi çıkarları hem maşası oldukları Batı çıkarları için bu ülkelere musallat olabilir, nitekim oldu da… Ancak bununla birlikte bu ülkelerdeki yöneticilerin, halklarını dinlememe, gerekli iyileştirme ve reformlar yapmama gibi hatalarla ülkelerini operasyona açık hale getirdiği de bir gerçek.

Gelelim meselenin Türkiye boyutuna… bu üç ülke ile Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasi anlamda ortak yönü yok. Çok şükür bir Sudan, bir Cezayir, bir Libya gibi değiliz. Ancak son dönemde Türkiye’de bir şey trend oldu nerede ne olay olursa olsun, olay Türkiye ile alakalı olmasa da Türkiye ile alakalı olduğu söyleniyor ve vatandaş “dış güçlere karşı uyarılıyor.” Aslında bu yorumlar çoğu kez gerçeği yansıtmıyor ve ciddi olumsuz etkiler yapıyor. Yani El Beşir’in devrilmesinin, doğrudan Türkiye ile iyi ilişkileri olmasının, Sevakin Adasının verilmesi talebinin olumlu yanıt almasının alakası yok. Elbette Türkiye AK Parti dış politikası gereği olarak bu üç ülke, Orta Doğu ve Afrika ile geçmişe oranla daha yakın ilişkiler, ticari ilişkiler geliştiriyor ancak oralarda olan her şey de Türkiye ile alakalı değil.

Bu üç ülkede olan gelişmeler tümden komplo, tezgahtan ibaret değil, doğal bir halk ayaklanmasından bahsediyoruz ancak bu ülkelere demin de ifade etmeye çalıştım gibi Batı ve bölgedeki Batı müttefiki ülkeler müdahale edebilir ama önce bu ülkelerin sallanan ya da devrilen hükümetleri ülkelerini operasyona açık hale getirmeyecekti. Sonrasında ise ülkelerdeki mevcut darbecilerin, geçiş hükümetlerinin de devrilen ya da sallanan “eski” yöneticilerden bir farkı olmadığı maalesef bilinen bir şey.

Başlıktaki sorunun cevabına gelince… Türkiye, hemen hemen her anlamda bu ülkelerden farklı durumda, dolayısıyla şimdilik bu ülkelerdeki gibi halk ayaklanması, ekonomik sıkıntı, darbeden bahsedemeyiz. Doğrudan bir etkiden bahsedemeyiz… Evet bu dönem birçok sorunumuz var ama bir Sudan, bir Libya, bir Cezayir değiliz. Yani buradaki olaylar Türkiye’yi doğrudan etkilemez… Sadece mevcut iyi hallerimizi daha iyi hale getirmez, sorunlarımızı çözmez, hatalarımızı başka hatalarla telafi etmeye kalkarsak -Allah korusun- o zaman etkileniriz. Yine de etkilenmemiz, o ülkeler kadar derin olmaz çünkü operasyona açık müstemleke ülkesi değiliz çok şükür.

Libya, Cezayir, Sudan’daki gelişmelerin sonucunda, şu dönem ciddi sorunlarımızın olduğu Mısır, Suud, BAE, ABD, AB’nin eli bu ülkelerde güçlenirse elbette Türkiye bir nevi zarar görür ancak durumunu stabil tuttuğu müddetçe kendi içinde operasyona açık hale gelmez, var olan operasyon niyetlerini de rahatlıkla bertaraf eder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news