Başlıktaki “Starbucks” özel ifadesine takılmayın, Starbusk bir kahve dükkanı değil bir kültür olduğu için onu seçtim, pek ala tüm kafeler dolu, camiler boş da diyebilirdim…

Türkiye, son 20 yılda modernleşti, alım gücü arttı, tüketim toplumu haline geldik. Sosyal medya hesaplarından paylaşılan görsellerle birlikte aslında bir anlamda biz, kendimiz olmaktan çıkıp Guy Debord’un tanımıyla “gösteri toplumu” haline geldik. Bu hal içerisinde kendimize yabancılaştık, kendimizi kaybettik, artık “göründüğümüz” kadar var olduğumuza inanıyoruz ve bu görüntünün de “sürekli sosyal olmak, gezmek, kafelerde poz vermekle” olduğuna inanıyoruz.

Aslında bu bahsettiklerimi kısmen normal ve anlaşılır buluyorum, elbette insanlar yaşadıkları ortamın ürünüdür ve ondan etkilenirler, kafeye gitmek, arkadaşlarla bir şeyler içmek elbette kötü bir şey değil ancak tüm hayatın amacının bu olduğunu sanmak ciddi problem.

Malum Ramazan ayındayız, maneviyatı dolu dolu geçirmemiz gereken bir ay, orucu, teravihi, iftarları, sahurları, hatim, zekat… bireysel ibadetlerden toplumsal ibadetlere kadar bir yıllık maneviyat depomuz olan bir ayın içindeyiz ancak depolarımızı doldurduğumuzu zannetmiyorum.

Çok yakın zamana kadar hatırlıyorum, yatsı namazına yakın insanların camilere doğru yöneldiğini, yatsı namazı vakti sokakların kalabalıklaştığını görürdük. Ramazan ayı boyunca arkadaşlarımızla randevulaştığımız şey teravih namazı için hangi camiyi seçeceğimiz olurdu.

Ramazan’ın artık yaz dönemine geldiğini, çalışan insanların yorgun olduğunu, teravihin geç bir saatte bittiğini söyleyebilirsiniz ancak yatsı namazı vakti camiye yönelen sokaklar boşken, kafelerin olduğu sokakların gayet canlı, gayet dolu olduğunu gözlemliyoruz. Yani bunun mevsimle çok alakası yok. Kafelerin tüm sandalyeleri dolu ama cami safları maalesef boş.

Bununla da sınırlı değil, bu realiteden rahatsız olan yok. Gayet normal bir durummuş gibi bunu kabullenmişiz. Çünkü hayatımızda dünyanın yeri arttıkça ahretin yeri azalıyor, o yüzden kafeleri doldururken camileri boşaltıyoruz.

Elbette bu söylediklerim Müslüman dindar insanlara yönelik, laik ve seküler yaşam biçimi tercih edenlerin –bunu asla incitmek için söylemiyorum- caminin yeri, dindarlar kadar büyük yer kaplamıyor. Ama sorun da bu ki dindarların hayatında artık cami yer kaplamıyor. Dahası sabahtan akşama kadar yerli ve milli olmakla övünen kesimlerin gençlerinin elinde bir Starbucks kağıt kahve bardağı, her gün instagrama fotoğraf koyuyorlar, oysa senin yerli ve milli yanlarına yönelik işgal bir şekliyle tank ve tüfekle olmuyor, elindeki Batı kültürünün simgesi bardakla oluyor.

Gösteri toplumu haline geldik ancak camide etiketleme yapmıyoruz, çünkü orası hayatımızın görüneni değil, varılmak istenen noktası değil, hepimiz kafelerde kendimizi etiketleyerek görünür olmaya devam ediyoruz.

Eskiye göre daha depresif, daha huzursuzuz, hayatımızı hırs ve güç sahibi olma hezeyanları işgal etti, kendimizi göremiyoruz, derdimizi göremiyoruz, çaremizi daha çok tüketerek, daha çok görünür olarak, daha çok modernleşerek çözmeye çalışıyoruz oysa bu derdimize derman olmuyor, dertlerimizi arttırıyor.

Kendimizi dinlemiyoruz, çok ses var ama kendi sesimiz yok, nefsimizin tatmin olmak için manen duyduğu ihtiyaçları gidermiyor, gerçek ihtiyaçların yerini sahte eğlencelerle dolduruyoruz, derdimiz bitmiyor, mutmain olmuyoruz… çünkü sokaklar dolu, kafeler dolu, AVM’ler dolu ama camiler boş.

En son ne zaman gönülden Allah rızası için bir şey yaptık?

En son ne zaman sırf Allah için gözlerimiz yaşardı?

Ne zaman nefsimiz kötülüğü istediğinde ona iyiliği emrettik?

Ne zaman secdelere kapanıp günahlarımız için ağladık?

Ne zaman istediğimiz bir dünyalıktan vazgeçip ahretlik için çalıştık?

Evlerimiz, arabalarımız, çocuklarımız, kariyerimiz, siyasi gücümüz, elbiselerimiz, ayakkabılarımız, en son model telefonlarımız… bunlar için çalıştığımız gibi en son ne zaman ahret için çalıştık?

Ne zaman derdimizi samimiyetle Allah’a açtık ve yalnızca ondan yardım istedik?

Çevremizde kendimize arkadaş diye seçtiklerimiz bile ya çok “eğlendiğimiz” kankalar ya da güç sahibi olup o gücünden nemalanmak istediklerimiz… En son ne zaman bir insanı sırf bize Allah’ı hatırlattığı için kendimize “arkadaş” seçtik? Bize hakkı söyleyecek kaç arkadaşımız var?

Kimseyi kınamak için yazmadım ya da yermek için… sadece çok üzüldüm üzüntümü paylaşmak istedim. Çoğunuzun da üzgün olduğunu, kendini mutlu sananların bile içten içe huzursuz olduğunu gayet iyi biliyorum. Belki okuyan birkaç kişiye şifa olur diye yazdım.

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla sükuna erer, huzur bulur.” Hiçbir kafede bulamayacağımız bir huzur cami saflarında, bizleri temizlemek için bizi bekliyor. İçinde bulunduğumuz maddi ve manevi sıkıntılardan, siyasi bunalımlardan, dünyalık korkusundan ancak Allah’a teslim olarak kurtulabiliriz. Bunun için en güzel aydayız, her şey mevcut geriye kalan biraz kafe gürültüsünden kurtulup kendi içimize, ait olduğumuz yere, cami saflarına, secdeye, hatmi şeriflere yönelmek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Misafir 2019-05-14 13:15:33

yazıya starbucksun reklam algısıyla başlamanız büyük hata bir kere.mütedeyyin liderleri insanları kötü göstererek gençliği dinden soğutanlara bir örnekte siz olduğunuz için bu ramazan çok derin düşüncelere dalıp kendinizi bir yargılasanız daha iyi olur.ramazanın son on günü uzlete çekilip yaptığınız hataları düşünün..af dileyin rabbinizden.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news