Etik, ahlâk, namus, haysiyet, izzet-i nefsi ilgilendiren konularda konuşmaya gelince herkes bu erdemlere sahip olduğu konusunda ısrarcıdır. Hata yapmak, yanlış yapmak gibi durumlarda “bir hata yaptım” diyenleri görebiliriz ancak “bir haysiyetsizlik yaptım, bir namussuzluk yaptım” diyerek itiraf edeni, pişman olanı göremezsiniz çünkü bu erdemler insanı, insan yapan erdemlerdir ve en kötü insan bile bu erdemleri taşımasa dahi kendisini bunların yokluğu ile tanımlayamaz çünkü bunlar yüz kızartıcı, insan onuruna halel getiren tutumlardır. Ancak uygulamaya gelince, konuşmaya gelince, bir de mesele kadınlar ya da “güçsüz” gördükleri kesimler ise etiği, ahlâkı, haysiyeti hiçe sayarak insanları en utanılası biçimde itham edenleri görürsünüz, en üzücü olan da sanırım budur. Çünkü bu ikiyüzlülük gibi bir gayrı ahlâki tutumu da içerir, yani kötülüğün çifte kavrulmuş halidir.

Siyasette, sosyal hayatta, bir makama getirilmesi gereken kişinin ilk olarak ehliyet, liyakat sahibi olması gerekir. Bununla birlikte etik olmayacağı, fitneye mahal vereceği endişesi oluşacağı için “akrabalık, yakınlık” durumu varsa o kişiler, yetkin kişi tarafından göreve getirilmez çünkü bu fitneye, sui-zana kapı aralar, bu nedenle “akraba kayırma” meselesinden siyasetçiler, makam sahipleri uzak durmalıdır.

Aslında isim vermek istemiyorum çünkü bir konuyu işlerken isim verirseniz bu sadece ismi geçen kişilere mâl edilir ancak ele almaya çalıştığım mesele kişilere değil tüm topluma hasredilerek ifade edilebilecek bir meseledir. Merve Kavakçı Hanım’ın kızı Meryem Kavakçı’nın cumhurbaşkanlığı danışmanlığına getirilmesi sonrasında ülkede, sosyal medyada hafif bir kıyamet koptu. “Kavakçı” âilesinin birçok alanda istihdam edilmesinden etik değerler adına rahatsız (!) olanlar, bu atamayı kınarken maalesef insan onuruna, haysiyetine, ahlâka sığmayacak şekilde bir üslupla, gerçek mi fake mi olduğunu bilmediğimiz fotoğraflarla, genç bir kadını rencide ederek, güya ahlâki bir eleştiri yaptıklarını sandılar. Oysa ortadaki söylemlerin çoğu o kadar çirkindi ki bu kadar çirkinliği sindirebilenlerin, bir atamanın etik olup olmaması konusunda ahkâm kesecek erdeme sahip olduklarını hiç sanmıyorum.

Sadece kadınlık onuru ya da erkeklik onuru diye meselelere bakılmaz, mesele temel olarak “insan onurudur” bu nedenle kadının da, erkeğin de ve hatta çocuğun da haysiyetine halel getirecek her tür söylem yanlıştır. Lâkin bizim toplumumuzda genel olarak “erkeğe o laf söylenir mi” hassasiyeti tavan yapmışken, “kadına o çirkin ifade kullanılır mı” gibi bir terbiye etme telkini pek kullanılmaz. Daha çok “adama o lafı ettiysen, o cevabı hak ettin” gibi iğrenç bir savunma ile kadınlar bastırılır, erkeklere çirkin saldırı konusunda hak tanınır.

Diyanet tarafından “Tarihselcilik” tartışmaları ortaya atıldığında maşallah ülkede herkes “din elden gidiyor” tasası yaşayarak dine sahip çıkmak için elinden geleni yaptı ahkâmın revize edilmesini din adına çok büyük bir problem olarak gördü, el hak doğrudur. Peki, aynı hassasiyet yine Diyanet’in dikkat çektiği “sosyal medyada işlenen günahlar da amel defterine yazılır” meselesi üzerinde neden gösterilmedi? Bu soruya cevap verebilecek olan var mı? Genç bir kadını doğru olup olmadığını bilmedikleri fotoğraflar üzerinden linç edenler hakka girdiklerinin, günah işlediklerinin farkında değil miydi?

Çok tuhaf, iktidar ve muhalefet yanlıları hiçbir konuda uzlaşamaz ama danışman hanımı linç etme konusunda ortak bir noktada buluşabildiler, bu nasıl mümkün oluyor?

Aslında hadis mevzu bahis ise kaynaksız, senetsiz konuşmamaya gayret ederim ancak şu günlerde çok yoğunum ve ek araştırma yapacak vaktim yok, anlayışınıza sığınarak Hz. Ömer’le ilgili bir rivayeti mealen hatırlatmak isterim. Hz. Ömer, bir kişinin bir kadına sövdüğünü işitir, söven kişiyi yanına çağırır ve bu sövgü sırasında kadına fuhuş yaptığı isnadı manasına gelen ifadeler kullanan kişiye, bu söylediklerini yani kadının fuhuş yaptığını iddia eden ifadenin ispat gerektirdiğini, ispatlayamazsa kazif yani iftira cezasını kendisine uygulayacağını söyler. Toplumda maalesef yerleşmiş bir küfür ifadesi var, elbette burada zikretmeyeceğim bu küfür ifadesi, kadınlara zina iftirasında bulunan bir küfür, sövme. Ancak kimse bunun ne denli kötü bir iftira içerdiğini düşünmeden sık sık kullanıyor, en kötüsü ağızları alışmış ve kimse bunun kul hakkı, haram, günah olduğunu söyleyerek, bu iğrenç sövgünün terk edilmesi gereğini vurgulamıyor.

Etik, ahlâk, namus, haysiyet konusunda ahkâm kesilecekse, önce bu vasıfları taşımak gerekiyor, bu vasıfların da hayatın bir alanında değil her alanında taşındığından emin olmak gerekiyor. Yakınını akrabalıktan göreve getiren, eşine doğum günü hediyesi armağan eder gibi uzmanı olmadığı makamı armağan eden, liyakat sahibi olmayanları akrabalık bağı üzerinden göreve getirenlerin bolca olduğu bir dönemdeyiz. Kavgacı olmayı, insanlarla husumet yaşamayı hiç sevmeyen biri olarak, sırf bu kayırmaların yanlış olduğunu ifade ettiğim için birçok “arkadaşım, ahbabım” ile keskin tartışmalar yaşadım, çoğu ile artık görüşmüyorum çünkü yanlışlarını söylediğinizde ibret alıp kendilerini düzeltmek yerine, sizin hak ettiğiniz makamlardan atılmanızı, kendilerinin yakınlarının hak etmedikleri makamlara getirilmesini sağlıyorlar. Peynir ekmek yer gibi hak yiyorlar. Hakka girmek normalleşmiş. İşin tuhafı tüm bu çamur içindeyken birilerinin çıkıp sadece Meryem Kavakçı üzerinden herkese etik, ahlâk dersi vermeye kalkışması da meseleyi tuhaf kılıyor. Çünkü derdiniz etik, ahlâk ve adalet değil, birisi güçlü ise ve hak ihlâli yapıyorsa ondan hiç rahatsız olmuyorsunuz ancak mesele genç bir kadınsa hepiniz etik, namus konusunda allame oluyor, sağa sola ders veriyorsunuz. Bence, kendi içindeki her tür ahlâksızlığı, gayrı ahlâki tutumu kendi üzerinden nefs terbiyesi ile temizlemek zor o yüzden herkes başkası üzerinden nefsini tezkiye etmeye kalkıyor çünkü böylesi daha kolay, göstermelik ahlâk seferberliği altında ideal ahlâki tutuma ulaşabileceğini sanan varsa kendi cehennemine odun taşıdığından şüphe etmesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news