24 Haziran seçimlerine doğru yol alırken bulunduğum çeşitli ortamlarda veya tesadüfen kulak misafiri olduğum sohbetlerde “seçimler olacak, iyi olacak!” veya “yine mi seçim, bıktık usandık artık!” türünden sözler işittim. Seçimler üzerine konuştuğum kimselerin de bazen “seçim de olsa hiç bir şey değişmez” bazen “seçim olacak, her şey değişecek” havasında olduğunu gördüm.

Anayasal demokrasilerde seçim teknik olarak yasa yapma ve siyasî yönetme hakkına belli bir süreyle sahip olacak ekipleri seçmenin aracı. Bu ekiplere yasama organı ve yürütme organı adı verilir. Eski sistemden farklı olarak 24 Haziran’da bu iki organ aynı anda fakat ayrı ayrı seçilecek. Ancak, seçimlerin başka anlamları da var ve bunlar en az yasama ve yürütme organlarının teşkil edilmesi kadar önemli.

Türkiye liberal demokrasi olmaya çalışan bir ülke. Liberal demokrasilerin çeşitli erdemleri olduğu söylenir. Bunlardan biri, hassas ve yürütülmesi zor bir sistem olmasına rağmen, demokratik sistemin kendini koruma araçlarını kendi içinde barındırması. Liberal demokrasi bunu yapmak için 1) devlet iktidarının kullanılmasını şartlara ve kurallara bağlıyor, 2) seçilmiş organların toplumsal taleplere duyarlılık göstermesini dayatıyor ve 3) periyodik seçimler öngörüyor. İlki anayasal yönetim geleneği çerçevesinde iktidarın önceden belirlenmiş, açık, ihlâl edilip edilmedikleri gözlemlenebilir ve temel hak ve özgürlükleri korumayı esas alan kurallara uygun olarak kullanılması suretiyle yapılıyor. İkincisi seçim aralarındaki sivil toplum faaliyetleri ile gerçekleştiriliyor. Üçüncüsü ise seçimlerin anayasal ve yasal kurallara bağlanması suretiyle hayata aktarılıyor. Böylece yasama ve yürütme meşru temellerde,  yönetilenlerden gelen talep ve tepkilere açık olarak ve meşruiyetini daima koruyacak ve yenileyecek şekilde işlemek zorunda kalıyor.

Her yönetim mutlaka rızaya, meşruiyete dayanmak ister. Anti-demokratik rejimlerde bu esas itibariyle her eğitim ve iletişim aracının ve kanalının devletin insanları etkileme, manipüle etme, yönlendirme aracı olarak kullanılmasıyla yapılmak istenir. Demokratik rejimlerde ise halkın rızasının periyodik olarak ve yarışmacı bir ortamda alınması suretiyle. Başka bir deyişle, demokraside siyasî katılım yönetilenlerin rızasının gösterilmesinin, meşruiyetin kazanılmasının en önemli ve yeri başka bir araç/yol/yöntem tarafından asla ve kata doldurulamaz araçlarındandır.

Bu anlamda seçim nispeten yeni, modern bir fenomendir. Hayli geç bir tarihte olgunlaşmış olmasına rağmen seçimler 20. Yüzyıl’da öylesine yayılmış ve benimsenmiştir ki, düpedüz anti-demokratik -yani otoriter veya totaliter- yönetimler bile aslında tiyatro oynamaya benzer seçimler yapma yoluna gider. Bu suretle hem siyasal meşruiyet kazanmaya hem de insanları bir tür eğitimden geçirmeye çalışır. Bu tür seçimler faşist İtalya’da, nasyonal sosyalist Almanya’da ve komünist Sovyetler Birliği’nde dahi görülmüştür.

Ne var ki bir olaya seçim demek onu gerçekten seçim yapmaya yetmez. Tek adayın olduğu seçimler demokrasilerdeki seçimlerle eş tutulamaz. Ne alt yapısı ne de sonuçları bakımından bu yapılabilir. Anti demokratik –özellikle totaliter- rejimlerde seçimler vatandaşların çoğul istek ve düşüncelerinin yansıması için değil, kitlelerin rejim-iktidar lehine mobilize edilmesi için araç olarak kullanılır. Hâliyle bu tür seçimler yarışmacı, rekabetçi değildir ve herhangi bir sonuç yaratmaz.

Demokratik ülkelerdeki seçimler tamamen farklıdır. Vatandaşlar gönüllü olarak siyasal katılım haklarını kullanır. Seçimler yarışmacıdır, yani birden fazla koşucu –parti- vardır. Seçimler etkin sonuç verir, yani seçimler yoluyla iktidar muhalefete, muhalefet iktidara dönüştürülebilir, parlamentoların üye kompozisyonu değiştirilebilir. Bu yüzden, demokratik seçimlerde bir vatandaşın sandığa gidip oy vermesi her şeyden önce onun sisteme muvafakat gösterdiğini gösterir. Bu, sistemin meşruiyetini tazeler. Üstelik meşruiyet tazelemesi süreklidir, meşruiyet bir defa alınıp sonsuza kadar sahiplenilemez, birkaç senede bir ruhsat alarak yenilenmesi icap eder. Böylece rejim kendini meşruiyet açısından devamlı yeniler, takviye eder.

Kuşku yok ki seçimlerin psikolojik olarak da bir anlamı ve değeri vardır. Başarısız gördüğü iktidardan bıkan insanlar rakip partilere oy vererek o iktidardan kurtulmaya çalışır. Muhalefetin ülke için daha iyi işler yapacağına inanan seçmen kitleleri onu iktidara taşıyabilir. Siyasî seçimler piyasa seçimleri gibi tek başına sonuç yaratamayacağından, bunların vuku bulması için,  aynı şekilde düşünen ve hareket eden çok sayıda insanın iradelerinin bir şekilde buluşması gerekir. Keza, seçimler iktidar partilerinin de halk tarafından bir tür ibra edilmesini veya nadasa çekilmesini sağlayabilir.

İşte bu özelliklere sahip siyasal katılım sayesinde demokratik sistemler demokratik olmayanlardan her zaman daha meşrudur.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news