31 Mart 2019 yerel seçimlerinde yarışan Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı’nın seçim söylemleri, kısa dönem politik hedeflerine ulaşabilmek maksadıyla “ortalama (medyan) seçmen”i irrasyonel bir karar birimi formatında tanımladıklarını gösteriyor.

Cumhur İttifakı söyleminin temelindeki “beka sorunu argümanı” insanların irrasyonel yönüne, korku ve hayatta kalma kaygısına sesleniyor.  Bunun temelinde, Cumhur İttifakı’nın olumsuz ekonomik verileri sistematik bir şekilde gündem dışında tutma çabası var elbette. Zira ekonomik konular, insanı rasyonelleştiriyor. Kendini “yenibirparti” olarak beyan eden alternatif bir politik bir oluşum da bu “beka sorunu” argümanını sahiplenip destekleyerek irrasyonel seçmen modeline dayandığını açıkça ilan etti. Bu oluşum da Cumhur ittifakının seçimlerden zayıflayarak çıkma ihtimaline oynayarak, “dekripte olmak ya da olmamak” üzere pusuda bekliyor şimdilik.

Cumhur İttifakı söyleminin temelindeki “beka sorunu argümanı”na karşılık muhalefet rolündeki Millet İttifakı paydaşları ise “ekonomik kriz argümanını” söylemlerinin merkezine oturtmuş durumda. Ancak, rasyonel bir ekonomik analiz yapmak yerine “ekonomik kriz çığırtkanlığı” yaparak; ekonomik verileri eğip bükerek, çarpıtarak insanların irrasyonel yönüne, korku ve kaygılarına seslenme telaşındalar. 

Millet İttifakına destek verdiği ve politik güdülerle hareket ettiği açık bir grup ekonomi uzmanı da kesintisiz bu korku ve kaygıları körükleme misyonu üstlenmiş durumda. Bu çığırtkanların yerel seçim sonrası beklentileri ve önerileri özetle şöyle: Asıl kriz ilerde. Yerel seçimler sonrasında Türkiye ekonomisini çok daha sert şartlar bekliyor. Büyük bir “çöküş” yaşanacak. Seçim politikaları nedeniyle kamu açıkları ve borçları artıyor. Merkez Bankası rezervleri hızla tükeniyor. Borçlanma faizleri artacak. Ekonomiye zamlar ve vergiler yağacak. Enflasyon hızlanacak. Dolar 10 TL, gram altın 500 TL olacak. Bu çöküşü önlemenin yegane yolu ise 1930-38 arasında yapıldığı gibi “devletçilik, ekonominin dışa kapanması ve küçülmesi, iç ve dış ticaretin askıya alınması, tarımın geliştirilmesi, tam anlamıyla kendine yetmek, yerli ve milli olmak.”

Bir ekonomist ve vatandaş olarak açık söylüyorum: Dijital teknoloji çağında hala bu irrasyonel “kendine yeten kapalı ekonomi” hezeyanlarını dillendirenleri gözlemlemek dahi ekonomi namına ürkütücü.

Üstelik bu hezeyanların gerisindeki iddiaların objektif ekonomik verilerle alakasız yorumlar olduğunu görmek için “elit” bir ekonomi uzmanı ya da akademisyen olmaya gerek yok zannımca. Sıradan bir vatandaş; verileri inceleyerek Merkez Bankası rezervlerinin 7 ayın zirvesine ulaştığını, kamu borç stokunun ve bütçe açığının GSYİH’ya oranının Maastricht Kriterlerinin dahi çok altında kaldığını, cari açığın %3,5’e düştüğünü, kurun nispeten istikrar kazandığını, enflasyon oranının düştüğünü, kredi hacmindeki genişlemelerin reel sektörü ve tüketimi canlandırdığını, gösterge faiz oranlarındaki düşme trendini ve dış ekonomik koşullardaki iyileşmeleri kolayca tespit edebilir.

Öte yandan, kehanetçilik ve felaket tellallığı ekonomi bilimine de aykırıdır. Özellikle felaket tellallığı, rant kollayıcıların yöntemidir. Ekonomi bilimi; tam rasyonellik varsayımı altında dahi geçmişin ve şimdinin verilerine dayanarak geleceğe dair tahminlerin dahi tutmayacağını ispat etmiştir. Bu tür tanrısal güçte bir ekonomik model ve ekonometrik yöntem yoktur. Gerisi hurafedir. Elinde geleceği öngörmeye yarayan bir ekonomik model olduğunu iddia eden, ya ekonomi bilmiyordur ya yanlış biliyordur ya yalan söylüyordur ya da ya tutarsa kabilinden namı yürüsün diye piyasa yapıyordur. Fiyatın piyasaya ve çok sayıda aktör arasındaki “trade”e bağlı olduğu finansal ve reel sektörlerde, hiçkimse bir finansal varlığın ya da malın fiyatını ve getirisini tam olarak kestiremez. En basitinden hiç kimse yarın bir hisse senedi ya da tahvil faizinin ne olabileceğini bugünden bilemez. Ekonomi tarihi; bu tür kehanetlerin, bu kehanetlerde bulunanların ve kehanetlere inananların çöplüğünden ibarettir. Her tür manipülasyona açık duygularla ve sezgilerle ya da falcılara/medyumlara danışarak ekonomik karar alanların maruz kalacağı felaketleri ise anmaya dahi gerek yok.

Kanaatimce tüm siyasal kesimlerin “ortalama seçmen”i bu şekilde irrasyonel, duygusal, korku ve kaygılarıyla ve dürtüleriyle yönlendirilen, dışsal etkilerle güdülenebilir ve güdülebilir bir “obje” olarak tanımlanması en büyük hata. Zira, insan, aslında tam anlamıyla “rasyonel” bir varlık. Tüm karar süreçleri de rasyonel. Öyle ki; “irrasyonel kararlar” dahi rasyonel bir tercihten ibaret. Ekonomik aktörlerin, “irrasyonel kararların getirisi rasyonel kararların getirisinden düşük kaldığı sürece” rasyonel karar alacakları açık. Ya da aynı anlama gelmek üzere; “irrasyonel kararların getirisi rasyonel kararların getirisinden yüksek olduğunda” irrasyonel karar alacaklardır. Bir hurafeye aldanmak/inanmak dahi rasyonel bir seçimdir. Politik sektörün bu temel hakikati yadsıması, seçmen önüne konan alternatiflerin  (beka sorunu ya da ekonomik kriz)  irrasyonel nitelikte olması uzun dönemde politik aktörler ve örgütler üzerinde negatif geri besleme etkisi oluşturabilecek; ekonomik sektörde “kaynak” ve politik sektörde “oy” dağılımının refah ve zenginlik artışına katkı sağlayacak yönde etkin ve verimli olmasını da engelleyecektir.

Somut ve genel kabul görecek verilerle desteklenemeyen bu “soyut ve irrasyonel” argümanların seçmen tercihleri üzerinde anlamlı düzeyde etkili olacağını beklemiyorum. Hatta, gözlemlerim, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde yürütülen kampanyaların seçmen tercihlerini çok da etkileyemediği yönünde. Kamuoyu araştırmalarında “kararsız seçmen oranı”nın önceki seçimlere nispeten çok daha yüksek çıkması da muhtemelen bundan. Bendeniz; rasyonelliğin gereği olarak yerel seçimlere kadar kararsızların azalacağını ve seçime katılımının her zamanki gibi yüksek oranlarda olacağını bekliyorum. Tüm irrasyonel politik söylemlere ve kampanyalara rağmen, seçmenlerin 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde yine ve her zaman olduğu gibi, kısıtlar altında kendi kişisel hesap ve çıkarlarını maksimize etmek amacıyla alternatifler arasında kendilerince en rasyonel kararı alacaklarını öngörüyorum.

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde rasyonel seçmenlerin verecekleri her oyun da, tarafı ne olursa olsun, irrasyonel siyasal söylemlerin onaylanmasının ya da reddinin ötesinde, politik iktidara ve muhalefete; “ekonomik kaynak dağılımını rasyonelleştirme ve ekonomi yönetiminde irrasyonel etkileri minimize etme çağrısı” anlamı taşıdığına inanıyorum.

Zira; ekonomik zenginleşmeye ve refaha giden tek yol budur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news