Serbest piyasa ekonomisi ve sonuçları üzerinde ne kadar durulsa az. Zira bir taraftan ekonomik refahımız diğer taraftan özgürlüğümüz ve demokrasimiz sıkı sıkıya ona bağlı. Ne yazık ki piyasa ekonomisinin ne olduğunu, nasıl işlediğini ve insanlar için niçin hayatî derecede önem taşıdığını kavrayamamak her kanatta ekonomik devletçiliğin ve onun kaçınılmaz sonucu olarak genel devletçi eğilimlerin yükselmesine yol açıyor.

Piyasa ekonomisini kavramanın zor olduğunu kabul ediyorum. O kadar ki Marx , Polanyi gibi önemli düşünce adamları dahi onu tam olarak anlayamadı ve iddialı ama bugün bize çocuksu gelen piyasa ekonomisi reddiyeleriyle  kendi düşünce sicillerini lekeledi. Bu işlere meraklı olmayan veya sadece piyasa karşıtı okumalarla yetinip piyasacı yazarlardan yararlanmayan kimselerin piyasayı anlaması, eğer imkânsız değilse, çok zor. Piyasa içinde iş yapan kimseler (esnaf, tüccar, üretici vb.) dahi, kendi sektörleri açısından piyasayı kavrasalar bile diğer sektörler açısından aynı kavrayış seviyesine ulaşmakta zorluk çekebiliyor.

Piyasa ekonomisine ilişkin birkaç yanlış anlayışa işaret edeyim.

1.Piyasayı savunmak devlet yok olsun talebinde bulunmak anlamına gelmiyor. Piyasacı yazarların çoğu hem devletin gerekli olduğunu kabul ediyor hem de kendi sınırları içinde kalmayan bir devletin faydadan çok zarar üreteceğine dikkat çekiyor. Piyasa devletin alternatifi değil ama devletin piyasanın alternatifi olduğu, olabileceği inancı da tamamıyla ham hayal.

2.Piyasa istisnasız herkes için önemli. Birey olarak iki ayrı kimliğe sahibiz: Üretici ve tüketici. Üretici olarak çok sınırlı sayıda mal-hizmet üretirken tüketici olarak onunla karşılaştırılamayacak kadar çok sayıda mal-hizmet tüketiyoruz. Bu yüzden, kendi üretim alanımızda lehimize devlet müdahalesi istesek bile diğer alanlarda üretici lehine devlet müdahalesi istemek bizim menfaatlerimize aykırıdır.

3.Piyasa bir özne değil. Piyasa diye bir aktör yok. Piyasa bir ortam ve akış hâli. Hepimiz piyasanın bir parçasıyız ve tercihlerimizle onu etkileriz. Ama hiç birimiz piyasada neyin ne olacağını tek başımıza belirleyemeyiz. Bizim tek tek yapamadığımız devlet de kurum olarak yapamaz. Piyasa üretkenliğin, yaratıcılığın, verimliliğin ana teşvikçisidir. Piyasa ekonomisini tercih etmeyen veya ondan vaz geçen milletler fakirleşir, hatta sefalete düşer. İşte Sovyetler Birliği örneği…

4.Ekonomik hayat ve dolayısıyla piyasa problemsiz olmaz. Tüm ekonomik problemler piyasada tezahür eder. Ama onları üreten piyasa değil, aktörlerin davranışları ve eko-sistemde öngörülemez ve kontrol edilemez değişiklikler ve dalgalanmalardır. Sıfır sorunlu bir ekonomik hayat bekleyenler umutlarını cennete ertelemek zorunda. Ki bazı yazarlara göre cennette bile bir kıtlık sorunu yaşanacaktır, meselâ iki kişi aynı anda aynı yeri işgal edemeyecektir…

5.Hurafenin söylediğinin tersine, piyasa tekellere izin vermez. Tekel doğmaması için sağlanması gereken şart piyasaya girişin engellenmemesidir. Piyasaya girişi engellemeyi özel aktörler değil  devlet başarabilir. Ölçek ekonomisi bazı sektörlere girişi zorlaştırsa ve yavaşlatsa bile imkânsızlaştırmaz. Bilinen tüm tekeller devlet müdahalesiyle doğmuştur. Örneğin Microsft tekelini yaratan ABD devletinin ona sağladığı korumadır. Büyük şirketler daha ileri gidip devleti doğrudan kendi çıkarları için kullanmak isterler. Sanıldığının aksine ABD’nin dünyaya hediyesi olan düzenleme kurulları filan da tekel önlemekten çok tekelleri korumaya hizmet eder. Güçlü şirketler bu kurumları kolayca kendi araçlarına çevirirler.

6.Piyasa ekonomisi bir proje değil bir realitedir Komuta ekonomisi bir projedir. Tek elden yönetilen bir ekonomik sistemin gerekli, mümkün ve yararlı olduğu inancının ilgili aktörleri merkezi planlamalı bir ekonomik yapı kurmaya yöneltmesinin eseridir. Piyasa ekonomisi ise kendiliğinden olandır. İnsanları kendi hâline bırakırsanız ortaya piyasa ekonomisi dediğiniz şey çıkar. Piyasaya müdahale etmeyin demek bilinmeyen bir aktöre değil, sana,  bana, ona, buna, üretene, satana, tüketene müdahale etmeyin demektir. Bu tür müdahaleler sadece ekonomik sonuçları açısından değerlendirilemez, ahlâk ve özgürlük açısından da ele alınmaları icap eder.

Piyasanın sorunları nasıl çözdüğünün çok hoş bir örneği geçtiğimiz günlerde görüldü.

Film yapımcıları ile sinema salonlarının çoğunu işleten MARS adlı firma arasında bir gerilim ve ihtilâf vardı. Yapımcılar sinema işletmecilerinin hasılat paylarında kendilerine haksızlık yaptığını düşündüklerini açıkladılar ve yeni filmlerini vizyona sokmayı ertelediler. Bu arada siyasete soruna çözüm bulma çağrıları yapıldı. Sonunda hükümet bir adım attı ve TBMM’den geçen bir kanunla sorun çözülmek istendi. Gerçekten çözüldü mü? Bundan tam olarak emin olamayız, göreceğiz. Ancak, bu arada filmlerini severek izlediğim (Cem Yılmaz’ın kulakları çınlasın!) Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler Sazan Sarmalı adlı filmi gösterime girdi. Film iki haftada yaklaşık iki buçuk milyon kişi tarafından seyredildi. Sonra birden bir haber gündeme bomba gibi düştü: Yılmaz Erdoğan internet yayın platformu NETFLIX ile filminin gösterimi için anlaşmıştı.

Bu vaka sinema salonu sahiplerinin tepkisini çekti. Özellikle filmin sinema gösterimi devam ederken bu anlaşmanın yapılmasını haksız bulduklarını ve kendilerine indirilen büyük bir darbe olarak gördüklerini açıkladılar. Ayrıntıları bilmiyorum ama mutlaka haklı oldukları noktalar vardır. Bu itiraz MARS’ın tekel olduğu yolundaki iddiaları zayıflattı. Diğer taraftan, Erdoğan’ın bu adımıyla iddia edilen tekel piyasa tarafından kırılmış oldu. Adı geçen platformun dünya çapında 140 milyon abonesi var. Erdoğan’ın filmi artık çok daha büyük bir potansiyel seyirci kitlesine sahip olacak anlamına. Demek ki hükümetin acele etmesine hiç gerek yokmuş. Bu sorun zaten piyasada çözülecekmiş.

Bazıları bu sefer NETFLIX’in tekel olduğunu iddia etmeye başladı. Sanmam. Bir defa aynı yöntemi herkes kullanabilir. Alanda tekel kurmak teknik olarak imkânsız. İkincisi milyarlarca sinema seyircisinin olduğu yerde 140 milyon seyirci tekel yaratmaya yetmeyecek kadar küçük bir rakam.

Evet, piyasa sorun çözer! Piyasanın yerini almaya kalkışan kamu makamları ve otoriteleri, sorun çözdükleri zannıyla cebre dayanan düzenlemeler yaparken, sorun çözmekten çok sorun yaratıyor ve hem kendilerinin hem toplumun enerjisini, kaynaklarını boşuna harcıyor olabilirler. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news