Niall Ferguson’ un dünya finans tarihi paranın vazgeçilmezliğini özellikle vurguluyor. Tarih boyunca, dinî radikallerden (Thomas More) seküler radikallere (F. Engels ve Karl Marx), komünistlerden aşırı sağcılara, dinistlerden hippilere parasız bir dünya hayali kuranlar hep oldu. Gelecekte de bunu hayal edenler mutlaka çıkacaktır. Ancak, geleneksel ve modern hiçbir toplum parayı ortadan kaldıramadı. Paranın olmadığı bir toplumun hiç cazip olmayacağı hakkında avcı-toplayıcılarla ilgili gözlemler bile bize bir fikir verebilir.

Paranın olduğu toplumlar olmadığı toplumlardan daha hızlı gelişti ve onları ya yok etti ya da boyunduruğu altına aldı. İspanyol fatihlerin çok daha az sayıdaki askerî gücüyle Güney Amerika’nın İnka uygarlığını dize getirmesi bunun en tipik örneklerinden. Önceki yazıda işaret ettiğim finans bilgisine sahip olmanın finans bilgisi olmamaya üstünlüğü de bu çerçevede görülebilir, okunabilir. Daha iyi bir finans sistemine ve daha çok sermayeye sahip olan ülkeler öyle olmayan ülkelerden daha zengin ve güçlü.
 

Eski zamanlarda bir tür Tanrısal mucize gibi görülmüş olsa da bugün hem paranın ne olduğunu ve ne işe yaradığını daha iyi biliyoruz hem de neredeyse kolay kolay kavranamayacak, “finansal cahillerin” kesinlikle idrak edemeyeceği kadar karmaşık para piyasalarına -finans sistemlerine sahibiz. Para değiş-tokuşun verimsizliğini, hantallığını ve sınırlılığını ortadan kaldırma üstünlüğüne sahip bir takas aracı, değerleme ve hesaplamaları kolaylaştıran bir ölçme ve hesap birimi ve iktisadî faaliyetlerin adeta zaman ve coğrafya sınırlarını aşarak yayılmasını, genişlemesini sağlayan bir değer saklama aracıdır. Bu işlevleri hakkıyla yerine getirebilmesi için paranın ulaşılabilir, düşük maliyetli, uzun ömürlü, bölünebilir, taşınabilir ve güvenilir olması gerekir. Tarih boyunca deniz kabuğu, tuz, tahta gibi nesneler para olarak kullanıldı. Paranın kurumsallaşmasında madenlerin büyük katkısı oldu. Altın, gümüş, bronz gibi madenler birçok yerde para olarak insan hayatına girdi. Modern paraları ilk basan devlet Lidya idi. Bunlar mal-para dediğimiz türdendi. Mal para Avrupa emperyalizmini körükledi. Öncelikle İspanyollar ve Portekizliler, onlara ilaveten İngilizler ve Hollandalılar Yeni Dünya’nın kıymetli madenlerini yağmaladı. Ama bu yağmalama her zaman onlar için hayırlı sonuçlar vermedi.

Yeni dünyayı fethedenlerin anlamadığı şey, paranın esasının (gümüş ve altın da olsa) para olarak kullanılan şey değil, güven olduğuydu. Başka bir deyişle para bir inanç meselesidir; bize ödeme yapana inanç, ödemeyi yaptığı parayı basana ya da çek ve havalelerine kefil olan kuruma inanç. Nitekim İngilizcede güven, itibar gibi anlamlara gelen “credit” kelimesi “inanç” anlamına gelen “credo” kelimesinden türemiştir. Para borç verenle borç alan arasındaki ilişkiyi belirginleştirir. Bu ilişkilerin kaydedildiği Mezopotamya kil tabletlerinden beri bu tür belgeli ilişkiler vardır. Borç alma-verme sistemi daha sonra borçların başkalarına aktarılabilmesiyle başlayan adımlarla zaman içinde gelişmiştir.

Eski zamanlardan beridir borç alanın borç verene borcunu borç aldığının biraz fazlasıyla -yani faizle- ödemesi beklenmiştir. Borç alma-verme öylesine derin ve yaygın bir toplumsal ilişkidir ki, Ferguson’ a göre, “borç alma ve borç verme olmasaydı, dünyamızın iktisadî tarihine dair anlatılabilecek fazla bir şey olmazdı. Keza, bugün borç alanlarla borç verenler arasındaki sürekli büyüyen ilişki ağı olmasa, küresel ekonomi durma noktasına gelirdi.”

Borç alma-verme ilişkilerinde faiz meselesi hem Hristiyan hem de İslam teolojisinde önemli bir tartışma konusu olmuştur. Hristiyanlık bu konuyu önemli ölçüde geride bırakmış olmakla beraber, İslam teolojisinde konu hâlâ sıcaktır. Bunun böyle olmasında muhtemelen tefeciliğin ve tefecilerin borç verdiklerinin sırtına yüklediği yüzde binlere, hatta bileşik olarak hesaplandığında yüzde milyonlara varan faizin bir katkı payı olmuş olmalıdır. Ancak, Ferguson’un doğru ve haklı olarak işaret ettiği gibi, insanı isyan ettirecek astronomik faiz uygulamaları istikrarlı kredi piyasalarının gelişmesinin değil gelişmemesinin sonucudur. Kredi Kurumlarının doğması ve kredi ilişkilerindeki anlaşmazlıkların hukuk mahkemeleri yoluyla şiddete başvurulmadan çözülebilmesi büyük ilerleme olmuştur.

Finans dünyasının gelişmesinde ilk adım para kurumunun keşfi ise, ikinci adım bankacılığın doğuşudur. Bankacılığın doğup gelişmesinde 14.Yüzyıl’da İtalyan şehir devletlerinin ve başta Medici ailesi olmak üzere bazı ailelerin büyük rol oynadığı tarihî bir gerçek. Mediciler öylesine önemli olmuştur ki, aile tarihi N. Machiavelli tarafından kaleme alınmıştır. Medici ailesi zengin Floransa Cumhuriyeti’ni adeta finansal boyunduruğu altına aldı. İtalyan bankacılık sistemi, sonraki yüzyıllarda Flaman, İngiliz ve İsveçliler için model teşkil etti. Amsterdam, Londra ve Stockholm’de yeni kurumlar ortaya çıktı. 1609’da sayısız paranın Hollanda Krallığındaki tüccarlar içim yarattığı problemleri çözmek amacıyla Amsterdam Kambiyo Bankası kuruldu. Daha ileri bir adım 1657’de Stockholm’de Stockholm Bankası’nın kurulmasıyla geldi. Londra’da ise 1694’te Bank of England tesis edildi. Bankacılıkta “büyük sayılar kanunu” ilave kredi imkanları yaratmayı mümkün kıldı. Kısmî rezerv bankacılığı ve merkez bankalarının para basma tekelleri Batı’da hızla yayıldı.

Ferguson’a göre finansal devrim endüstri devriminden önce vuku buldu. Endüstri devriminde (İngiltere’de) başı çeken tekstil üretimi ve demir imalatındaki önemli atılımlar finansman için ağırlıklı olarak bankalara dayanmamakla beraber, bankalar Kıta Avrupası’nın sanayileşmesinde İngiltere’de oynadıklarından daha önemli bir rol oynadı. Hem endüstri devrimi hem finans devrimi birbirine bağlıydı ve belirgin bir şekilde üç evrimci özelliğe sahipti: Sürekli mutasyon (teknik buluşlar), çeşitlenme (türlerin sayısının artması) ve sıçramalı denge (yaşayacak ve ölecek şirketleri belirleyen krizler).

Bugün altının para olarak kullanılmasını veya altına bağlı parayı savunanlar geçmişi övme ve diriltme sevdası içindedir. Ama insanlık altın-paradan kâğıt paraya doğru ilerledi. Adam Smith Milletlerin Zenginliği’nde “bankacılık, akıl dolu bir operasyonla altın ve gümüşün yerine (…) kâğıdı koyarak bize (…) gökyüzüne döşenmiş bir tren yolu sağlamıştır” dedi. Kastettiği, yolun gökyüzünden geçirilmesiyle her yere yol döşenebilmesiydi, yani paranın her yere nüfuz edebilmesiydi.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news