Bu yazının başlığının ilham kaynağı son yılların gözde tarihçilerinden Niall Ferguson’un Paranın Yükselişi: Dünyanın Finansal Tarihi (Çev. Barış Pala, İstanbul: YKY, 2009) adlı kitabı. Üç bölümlü bu yazı, büyük ölçüde, kitaptaki bilgi ve tespitlerin özeti ve değerlendirilmesi mahiyetinde.

Ferguson da kitaptaki “Paranın Düşüşü” başlıklı sonsözünde, kitaba verdiği adın doğru olup olmadığını tartışıyor. “Paranın yükselişini” konu alan bir çalışmanın “Paranın düşüşünü” vurgulayan bir bölümle kapanması da gayet ilginç. Hemen belirtmek gerekir ki Ferguson hayli teknik ve birçok kimse için çok sıkıcı olacak bir konuyu bir roman akıcılığı içinde incelemeyi başarmış. Gerçekten çok bilgilendirici, açıklayıcı, öğretici bir eser ortaya çıkarmış. Keşke kitabının yeni baskılarında 2008-2018 döneminde finans dünyasında vuku bulan gelişmeleri de ele alan değişiklikler ve eklemeler yapsa.

Benim “yükseliş” yerine “yükseltme” kelimesini seçmemin ve ona “düşürme”yi eklememin sebebi ise, finans dünyasındaki ürünler üzerinden meydana gelen ekonomik parlama ve sönmelerin, bu ürünler canlı ve kendi kendini var eden varlıklar olmadığına göre, insanları-toplumları varlık-zenginlik-refah bakımından yukarı kaldırması (yükseltmesi) ve aşağı indirmesi (hatta yerlere çalması) (düşürmesi) olgusuna işaret etmek istemem. Gerçekten, paranın yükselmesi ve düşmesi insan toplumları için genel olarak benzer sonuçlar yaratıyor.

Bu kitap uzunca bir süredir okuma listemde beklemekteydi. Son birkaç ayımı iktisat okumalarına ayırmam ve son günlerde yaşanan kur dalgalanmaları kitabı okumayı öne çekmeme neden oldu. Buna çok memnunum. Kur dalgalanmasının Türkiye’nin finans dünyasında ve kaçınılmaz olarak onun üzerinden reel ekonomisinde meydana getireceği değişikliklerin muhtemel sebepleri ve sonuçları üzerinde anlamlı ve yararlı değerlendirmeler yapabilmek için bu tür kitapları okumaya gerek var. Aksi takdirde, aşırı uçlarda salınanlar arasında kalmak çok kolay. Kızmak, üzülmek, suçlamak, meydan okumak bir işe yarasaydı, finans krizleri beki hiç olmaz veya hasar yaratmazdı.

Ferguson’un işaret ettiği önemli bir husus, Batı tarihi boyunca, borç vererek para kazananların tarım ve imalat gibi “gerçek” ekonomik faaliyetlerin -yani reel ekonominin- paraziti olduğu düşüncesiyle finansa ve finansçılara karşı hep bir husumetin mevcut olduğu. Yazara göre bunun üç sebebi vardır:

1) Borç alanların borç verenlerden daima daha çok olması ve bunun ikincileri birincilere karşı pek lütufkâr davranmamaya itmesi,

2) Finans krizlerinin sık ortaya çıkmasının finansın zenginliğin değil fakirliğin, istikrarın değil belirsizliğin nedeni olduğu kanaatini doğurması,

3) Asırlar boyunca finansal faaliyetlerin, toprak sahibi olmaları ve kamuda çalışmaları yasaklanmış olan ama kendi aralarındaki yakın ve güvenli ilişki ağı sayesinde para işlerinde başarıdan başarıya koşan etnik veya dinî azınlıklar (özellikle Yahudiler) tarafından sağlanması.

Bütün önyargılara rağmen, borç verme ve alma insanlık tarihi kadar eskidir. Kadim Babil’den günümüze kadar gelmektedir. Hep bizimleydi ve hep bizimle olacaktır. Evrim geçirse, şekil değiştirse de daima hayatta kalacaktır. Para ise insanın ilerlemesinin temel kaynaklarındandır. Paranın yükselişi insanın yükselişidir. Bu yükseliş daimî ve kusursuz değildir. Ama defalarca tekrarlanan düşüşler paranın yeniden ayağa kalkmasını ve tekrar yükselmesini engellememiştir. Bundan sonra da böyle olacaktır.

Ferguson kitabı yazarken öğrendiği çok şey içinden üçünü özellikle vurguluyor:

1) Yoksulluk açgözlü finansçıların fakirleri sömürmesinin bir sonucu değildir. Tersi daha doğrudur. Fakirlik finansal kurumların eksikliğiyle, bankaların varlığıyla değil yokluğuyla ilgilidir. Borçlananlar yalnızca istikrarlı ve verimli bir kredi ağına erişimleri olduğunda tefecilerin avucuna düşmekten kaçabilirler. Tasarruf yapanlar tasarruflarını güvenilir bankalara yatırırlarsa para atıl olmaktan çıkar, üretime ya da zenginden fakire yönelir.

2) Finansal sistemin bir eksikliği biz insanların neye benzediğimizi büyüterek yansıtması. Para aşırı tepki gösterme eğilimimizi artırıyor. İşler iyi giderken duyulan coşku işler sarpa sarınca yerini derin bir buhrana bırakabiliyor. Finans dünyasındaki ani yükselme ve düşüşler insanların duygusal oynaklığının eseri. Ferguson’a göre finans insanlar arasındaki eşitsizlikleri körüklüyor. Şanslı ve zeki olanları zenginleştirirken şanssız olanları ve zeki olmayanları yoksullaştırıyor. Finansal küreselleşme dünyanın artık gelişmiş zengin ülkeler ve az gelişmiş fakir ülkeler olarak bölünmeyeceği anlamına geliyor. Entegre olan finansal dünyada finansal okuryazarlık büyük önem kazanıyor. Finansal bilgisi olanlar büyük fırsatlar yakalarken finansal bilgisi olmayanların aşağı doğru sürüklenme riski, ihtimâli büyüyor. Dünyada sermayenin sağladığı kazanç, vasıfsız ya da yarı kalifiye iş gücünün sağladığı getiriye göre daha fazla arttı. Bu, gelir dağılımı eşitsizliğini artırıyor.

3) Finansal sistem çok karmaşık ve sistem içi ilişkiler de doğrusal olmadığından -hatta kaotik olduğundan- finansal krizin ne zaman ve hangi ölçekte doğacağını tahmin etmek zor. Finans tarihi zirveler ve diplerle dolu inişli çıkışlı bir yol. Finans doğada gözlemlenen evrime göre çok daha dar bir zamana sıkıştırılmış bir evrim vakası. Geçmişte birçok finansal kriz olmuştur, bugün ve gelecekte de değişik çaplarda finansal krizler olabilir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news