Dolar başta olmak üzere bazı yabancı paralar Türk lirasına karşı istikrarlı bir yükseliş hâlinde. Ekonomi gündeminin en önemli meselesi, haklı olarak, bu. Dünya ticaretine entegre olmuş Türkiye'de döviz kurlarının yukarı fırlaması hayatımızın her alanını -hem de derinlemesine- etkiliyor. Çünkü Türkiye gıda ürünlerinden sanayinin ara mallarına, enerjiden silah teminine kadar birçok kalemde ithalat yapmak zorunda. Dünya parası olan doların lira olarak değeri yükseldikçe ithal edilen şeylerin –benzin gibi- ve ithal edilen ara mallar kullanılarak üretilen şeylerin –araba gibi- fiyatı da devamlı yükseliyor. Dolayısıyla ya cebimizden aynı şeyler için daha fazla para çıkıyor ya da bazı tüketim maddelerinden tamamen veya kısmen vazgeçmek zorunda kalıyoruz.  Herkesi ilgilendiren çok önemli bir mesele olduğu için döviz kuru tartışmaları 24 Haziran seçimleri kampanyasında da hem cumhurbaşkanı adaylarının hem de partilerin siyasî söylemlerinde önemli bir yer yer işgal ediyor.

Para var para var

Günümüzde -altın para, gümüş para gibi- mal para sistemleri yok. Para bir dönem olduğu gibi altına bağlı da değil. Paralar kendi başlarına bir değer taşımaz. Günümüzdeki paralara itibari para  (veya fiat para) denmektedir. Değerleri insanlar tarafından para olarak kabul edilmelerine ve ülkelerin paralarının arkasında duracakları yolundaki taahhütlerine dayanıyor. Bunlar olmazsa para dediğimiz şeyler kıymeti olmayan kâğıtlar ve madenler olmanın ötesine geçemez.

Mal para sistemi mi yoksa itibari para sistemi mi daha iyidir?Bu, sonu gelmeyen bir tartışma. Serbest piyasacı iktisatçılar genellikle mal-para sistemine yakın durur ama liberal iktisatçılar arasında bile itibari para sisteminin birçok fayda sağladığını düşünenler var.

Para doğuşu itibariyle özel bir beşerî kurumdu. Daha sonra her yerde devletleştirildi. Bugün ortalama insan para ile devlet arasında kopartılamaz bir bağ olduğunu zanneder. İkisinin birbirinden ayırılmasıfikri insanlara çok tuhaf görünür. Devletler parayı devletleştirmenin gerekçesi olarak piyasanın –yani özel firmaların- para çıkarmasının yaratacağı muhayyel bir takım tehlikeleri kullandı. Ama ilginçtir bu tehlikelerin tamamı devlet para sisteminde -hem de daha fazlasıyla- doğdu.

Dolar niye yükselir?

Yerli-millî paranın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi çoğu zaman insanları tedirgin eder, üzer. Çünkü bu, yukarda da işaret ettiğim üzere, pahalılığa sebep olur ve refah seviyemizi düşürür. Paranın değer kaybetmesi aynı zamanda o paranın kaynağı ülkelerin insanlarının diğer paralar cinsinden fakirleştiğine işaret eder. İktisatçılara göre global ekonomide yerli paraların değer kaybının ülkelere getireceği bazı faydalar da vardır. İhracat artışını teşvik etmesi, vazgeçilmesi mülkün kalemlerde ithalatı caydırması, ülkeyi yabancı turistler için cazip bir tatil menzili hâline getirmesi gibi. Ancak, şahit olduğumuz türden hızlı bir döviz kuru yükselmesinin birçok sorunu beraberinde getireceği ve üstelik bunun söz konusu ülkelerin insanlarına psikolojik bir maliyet te yükleyeceği açık.

Türk lirası dolar karşısında niçin değer kaybediyor? Parayı bir tür mal ise, onun fiyatının oluşmasıile diğer malların fiyatının oluşması arasında bir fark yoktur. Bir dövizin piyasadaki miktarı sabitken ona olan talep artarsa o dövizin fiyatı yükselir, tersi olursa düşer. Türkiye’de dolar fiyatı yükseldiğine göre dolara olan talep artmış olmalı.

Dolaratalep niçin artar? Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Birkaçını sayayım: 1)Ülkede kamu sektörü ve özel sektör dolar ile borçlanmışsa bu borçları ödeme zamanı geldiğinde piyasadan dolar toplamak gerekir. Bu durumda dolara olan talep artar ve aynı esnada piyasadaki dolar miktarı artmıyorsa veya aynı hızla artmıyorsa dolar yukarı fırlar. 2) Türkiye’ye yatırım yapmış olan yabancı fonlar daha fazla kâr imkânı görmediği veya risk hissettiği için ülkeden çıkmak isteyebilir. Bu durumda, Türk lirası dolar gibi bir dünya parası olmadığı için “assetlerini” dolara çevirerek çıkmayı tercih eder. Bu da dolara olan talebi ve dolayısıyla doların değerini yükseltir. 3) Ülkede düşmek bilmeyen bir yüksek enflasyon varsa insanlar paralarının durduk yerde erimesini önlemek için çare arar. Bunun üç yolu olabilir. İlki parayı altın gibi aynı zamanda maddî bir varlığı olduğu için daha güvenli sayılan bir mala yatırmaktır. İkincisi vadeli tasarruf mevduatlarına yönelerek enflasyonun üstünde -en azından ona eşdeğer- faiz geliri elde etmeye çalışmaktır. Üçüncüsü paralarını daha istikrarlı ve güvenli olduğunu düşündükleri yabancı bir paraya çevirerek öyle muhafaza etmektir. Üçüncü durumda insanlar yerli paradan kaçmaya çalışacaktır. Lira tasarruflarını dolara çevirerek dolarlarını bankaya yatıracak veya yastık altına atacaktır.

Görebildiğim kadarıyla finans sektöründeki bazı dış yatırımcılar-yani tahvil, hisse senedi gibi şeylere yatırım yapmış olan yabancı fonlar- Türkiye’den çıkmaya çalışıyor. Nitekim dün bir Japon fonu bunu yaptı ve hareketi doları etkiledi. Bunda artık kâr imkanı görmemeleri veya bekledikleri kârın tahakkuk etmiş olması etkili olabilir. Benzer bir etkide bulunacak bir diğer faktör seçim döneminin riskleri ve belirsizliğidir. Siyasetçilerin ekonomiye aşırı müdahaleci olacakları izlenimini vere sözler veya onların ekonomik hayatın doğasını anlama ve yönetme kapasiteleri hakkında doğan şüpheler de yabancı sermayeyi ürkütür ve yatırımcıları daha ihtiyatlı olmaya iter. Sonuçta dövize olan talep artar, dövizlerin lira fiyatları yükselir.

Bu şartlar altında ne yapılabilir? Şüphesiz devletlerin ekonomik hayatın tam göbeğinde yer aldığı sistemlerde yaşıyoruz. Bu yüzden devlet ekonomiden hemen ve tamamen çıksın gibi talepler benim gibi katıksız piyasacı insanların hoşuna gidecek olan ama realize edilebilirliği bulunmayan talepler, daha doğrusu rüyalar. Onu da elbette talep edebilirizama daha yakın vadede yapılması gerekenve daha gerçekçiolan adımlar ekonomide istikrar ve güveni temin etmek ve hem vatandaşlara hem de özellikle yerli ve yabancı müteşebbislere ekonomi yönetiminde –aslında bu da yanlış bir tabir ama neyse- keyfiliğin olmayacağı, piyasalara keyfî müdahalelerde bulunulmayacağı yolunda güven vermektir. Ekonomik hayatın kendine mahsus kanunları vardır. Bu kanunlar siyasi direktiflerle, emirlerle değişmez. Bir başka deyişle bir köşe yazarının tuhaf birşekilde söylediği gibi “Afrin’e dalar gibi piyasalara dal”ınmaz (http://www.star.com.tr/yazar/afrine-nasil-girildiyse-piyasaya-da-oyle-dalinir-yazi-1344873/). Daldığınızı zannedersiniz ama sonunda, tabiri caizse,  piyasanın size daldığını görürüsünüz.

Döviz fiyatlarının artmaması isteniyorsa ülkedeki döviz miktarının artmasını sağlamak gerekir. Bunun için piyasalara keyfî müdahaleden ve bunun yapılacağı izlenimini bırakan sözler sarf etmekten kaçınmak, yabancı sermayenin ülkeye girişini ve çıkışını kolaylaştırmak, sermaye üzerindeki vergileri azaltmak, sermayenin meşgul olması gereken mevzuatı basitleştirmek, yerli paranın fiyatı olan faizin siyasî müdahalelerle değil piyasa şartları içimde oluşmasını kabullenmek, enflasyonu düşük tutma hedefinden asla vazgeçmemek gibi tedbirler alınabilir. Dövizdeki yükselme o zaman durur veya bizi korkuya düşürmeyecek kadar az ve yavaş olur.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news