Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasında etkili olan nedenlerden biri de dünyada milliyetçi akımların ivme kazanması, ulus devlet fikrinin ortaya çıkmasıdır.

Milliyetçilik ve onun radikal hali olan ırkçılık, Batı menşeili bir ideolojidir. Antisemitizm, Hitler ırkçılığı, Mussolini diktatörlüğü Avrupa’nın orasında, Batı’da ortaya çıkmıştır. Doğu’ya ve bize ulaşması da devlet adamları ve aydınlar eliyle olmuştur. Anakronik bir hata yaparak bugünün değerleri ile dünü doğrudan yargılama niyetim yok. O dönem bizim devlet adamlarımızın ve aydınlarımızın yanlış ya da doğru sonuç doğursun, doğurmasın amacı bu toprakları korumak, ülkeyi sömürge olmaktan kurtarmaya çalışmaktı.

Osmanlı İmparatorluğu parçalanıp, üzerine Türkiye kurulunca, siyasi irade eski ile bağları biran evvel kopartmak için birçok devrim yaptı, bunun iyi ve kötü sonuçları da oldu. Türkiye Cumhuriyeti, sadece sınırları korumak, eski ile bağları koparmak şeklinde değil vatandaşlara nasıl olmaları gerektiğini gösteren siyasi söylem, sosyolojik altyapı ve eğitim ile inşa edildi. O dönem devletin baskıcı aygıtları, ideolojik aygıtları, organik aydınları bu amaçlar için devlet sponsorluğunda çalıştı. O yıllar için bu tarz çabayı çok garipsemiyorum ancak sonuçlarının olumsuz etkileri olduğunu da biliyorum.

1950’lere kadar, artık ihtiyaç olmamasına rağmen cumhuriyetin kuruluşundaki fikirleri benimsetmeye çalışan, İnönü ve onun gibi düşünenlerden oluşan bir çeşit Kemalizm’in etkisinde kaldık. Nitekim eğitimli kadro, yönetici kadro, elitler inşa edilen “milliyetçi, ırkçı” anlayışın da etkisiyle darbe yapıp, başbakan asmakta bir beis görmediler çünkü bildikleri tek şey, tek doğrunun kendilerinin söyledikleri olduğunu sanmalarıydı. Ve yanlış olan her icraatlarını savunmak için de “vatanseverlik, milliyetçilik” gibi halkları domine eden söylemleri kullandılar, hep bir öteki yarattılar.

Bu mevzu, 80’lere gelindiğinde Soğuk Savaş’ın etkisiyle sağ-sol düşünce arasında, 90’lara gelindiğinde Kürtler üzerinden, 90’ların sonunda ise dindarları tasfiye etmekle yapıldı. Yani her dönem yönetici kadrolar, elitler, kendilerini devamlı ve kaim kılmak için bir öteki oluşturup, o ötekiyi düşman ilan edip var olmaya çalıştı, her türlü baskıcı tavrı da bunun gerekli olduğunu ilan ederek savundu. Sonuçta elimizde yerleşik bir faşizm kaldı mı, kaldı.

2000’lerde ve öncesinde dünyayı saran liberal söylem, her ne kadar Küreselleşmenin getirisi de olsa, Türkiye’yi de etkiledi. Darbeler, hapis cezaları, haksız yargılamalar, faşizmin mağdur ettiği kişilerden oluşan AK Parti, Türkiye’de iktidara geldiğinde her ne kadar halk desteği almış olsa da yerleşmiş olan anlayışın hedefindeydi. Ayakta kalabilmek için Batı ile uyumlu politikalar izledi, zaten dünyadaki trend de Küreselleşme, liberalizm, eşitlik, özgürlük gibi şeyler olduğu için bizde de “moda” olması mümkün olabildi. Çözüm Süreci, açılım siyaseti, hatta Ortadoğu dış politikasındaki “Komşularla Sıfır Sorun” politikası, bu “özgürlükçü” ortamın ürünüydü. Çünkü trend Küreselleşmeydi, ticaretin devam etmesi için “her yere demokrasi götürmek, savaşları sonlandırmak, sorunları çözmek” gerekiyordu, nitekim öyle de oldu.

2011 Arap İsyanları ile her şey değişti. Batı, Küreselciler, liberal söylem birden buharlaştı, demokrasi beklentisi rafa kalktı, Avrupa ve ABD’nin etkisiyle Ortadoğu’da faşist, ırkçı, otoriter, totaliter, diktatör rejimler desteklendi. Bir kez daha neredeyse 1. Dünya Savaşı dönemindeki kadar demokrasi karşıtı, ırkçı, faşist, baskıcı rejimler iktidara gelmeye başladı. Doğu’da durum böyle iken Batı’da çok farklı bir durum yoktu. Avrupa’da Anglosakson milliyetçiliği, İngiltere’yi AB’den kopardı, Avrupa’da ırkçı liderler oylarını iki ya da üç kat arttırdı. ABD’de Trump iktidara geldi. Bu realiteler bize postmodern dönemlerin sonunun geldiğini, modernizm diyebileceğimiz döneme geri dönüldüğünü gösterdi.

Batı, sahip olduğu barbarlığı örtmek için “Batı medeniyeti” söylemini o kadar çok kullandı ki, bu büyük yalana doğruymuş gibi inanmaya başladık. Son dönemde mızrak çuvala sığmayıp, Batı’nın kökenlerinden gelen ırkçılığı hortlayıp, ırkçıların trendi artınca Batı, bunu örtmek için ayrıca ırkçı yönelimleri, yabancı ve Müslüman düşmanlığını, nefret suçlarını gölgelemek için Ortadoğu’daki çatışmalardan kaçan insanların toplumda travma oluşturduğunu, kendilerinde yükselen milliyetçiliğin nedeninin bu olduğunu söyledi. İyi de Ortadoğu’daki çatışmalarda en etkili faktör Batılı ülkelerin ideolojilerini dayatması, işgaller, çatışmaları desteklemesi gibi gerçekler olduğuna göre kimse Batı’nın özündeki ırkçılığa geri dönüşünün nedenlerini ülkelerine aldıkları çok çok az sayıdaki sığınmacıya bağlayamaz öyle değil mi?

Türkiye’de de 15 Temmuz’da FETÖ’nün darbe girişimi ciddi bir kırılma yarattı. Bu kırılmayı fırsata çevirmek isteyen bir grup aklı yok fikri var tiplemesi, ikbal için “yerli ve milli” olma söyleminin gereğini vurgulayanları da istismar ederek, asla yerli ve milli olmayan, vatanı, milleti değil sadece kendini düşünen fırsatçılar, bu kavramı kullandı da kullandı hatta üzerinde tepindi.

Ayrıca Türkiye, gayet insani bir şey yaparak Suriye’deki savaştan kaçan sığınmacılara, göçmenlere, mültecilere kapılarını açtı. Ancak faşizmin gerekliliğine inandığı için, sırf muhalefet etmek için, insanların göçünden gerek gerçekten, gerekse -mış gibi yaparak rahatsız olan baskın milliyetçi ve ırkçı kesimler, ilk Suriyelinin geldiği günden bugüne kadar gazete manşetinden sosyal medya iletisine kadar çekinmeden zenofobi/yabancı düşmanlığı yaptı. Suriyelileri öteki ilan etti, bunu yaparken de yanlış tavrını doğru göstermek için vatanseverliğini gerekçe gösterdi.

Dünya ve Türkiye örneklerinden yola çıkarak ırkçılık ve mülteciliğin tüm sebeplerini değil de bazı sebeplerini neden yazdığıma gelecek olursak… 2019’a girişi Taksim’de kutlayan bir genç, Suriyelilerin de bir gece az da olsa eğlenmelerini kaldırmamış, nefret kusmuş, aleni ırkçılık yapmış. Bunu gören kim varsa da 280 karakter ile ırkçılığı kınamış, ağızlarına sağlık, çok iyi etmişler, ırkçılık pis bir kibir, lanetlenesi bir tutumdur. Lakin biri de çıkıp, böyle bir sonuç varsa sebebi nedir diye sormamış…. Sonuçlar üzerinden konuşmak havanda su dövmektir, boş çabadır lazım olan sebepleri de konuşup, bu illete çözüm aramaktır. Siyasi isimlerin de, öğretmenlerin de, akademisyenlerin de, STK’ların da, gazetecilerin de, aydınların da çabası bu yönde olmalıdır.

Dünyada cumhuriyetçi, ırkçı, milliyetçi söylem yükselmiş durumda bunun Türkiye’ye sirayet ettiği de doğrudur, Türkiye’de de televizyon dizisinden gazete manşetine kadar hemen hemen her alanda milliyetçiliği referans alan söylemler yükselmektedir. Siyasi irade de gerekli gördüğü için milliyetçi söylemi kullanmaktadır. Ama bu tarz domine edici söylemler insanların en coşkun tavırlarına sebebiyet vereceği için oranı doğru ayarlanmalıdır. Birileri gayet iyi niyetlerle ülkeyi sevmenin gereğini vurgulayabilir, buna itiraz etmem ve desteklerim ancak ülkenin nasıl sevileceğini göstermesi gerektiğini de düşünürüm. Ötekileştirdiği insanlara nefret kusarak, yolda Suriyeli mültecilere hakaret ederek ülke sevilmez. Ülke sevmek bedel ister, insanlığa karşı öfken olsa da öfke anında sabretmek gibi erdemler ister, çok çalışmak ister, işi en iyi şekilde yapmak ister… Ülke sevmenin gereğini vurgulayıp, nasıl sevilmesi gerektiğini öğretmezseniz Taksim’de iki Suriyelinin 10 dakika sevinmesine tahammül edemeyen, bunu engellemenin vatanseverlik olduğunu söyleyen yığınlar yetiştirirsiniz ve o yığınlar bugün Suriyelilere, yarın Alevilere, diğer gün dindarlara, bir başka gün Hıristiyanlara karşı düşmanlık beselemenin vatanseverlik olduğunu zanneder bu tavırlarının ucuz, popülist, faşist, ırkçı tutumlar olduğunu anlayamaz ve mülteciliğin ırkçılığa gerekçe olduğunu söyleyerek, ırkçıların mülteciliğe sebep olduğu gerçeğinin üzerini örter.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news