Henry Kissinger’in söylediği varsayılan şu veciz aforizma bugün ‘’bizim’’ medyanın tutum davranış ve pozisyonunu en eksiksiz şekilde tarif ediyor.’’ Bir şeyin gerçek olması o kadar önemli değildir; fakat gerçek olarak algılanması çok önemlidir.’’ Gerçek olanla ilgilenmek yerine gerçeğin algısıyla ilgilenmek. Gerçek, eğer hepimizin ona ilişkin ne bildiğine bağlı olarak şekilleniyorsa, bu vaziyette baskın olan güç gerçeği tarif etme inisiyatifini de ele geçirmiş oluyor. 

Bildiğiniz gibi gerçeklerin kendine dair kendi kendine oluşturdukları fikirleri yoktur. Gerçek ağlamaz sızlamaz. Hakikat kendini savunmaz. Duygu istismarı yapmaz ya da kahkahalar eşliğinde dev bir ayna karşısında kendi kendine böbürlenmez. Aslında nesnel olarak gerçeğin bir dili de yoktur. Dolaysıyla gerçek kendi konumundan şikayetçi de olmaz. 

Ama insanların gerçeklere ihtiyacı var. Gerçek olana, hakikati temsil edene ekmek su kadar ihtiyaç duyar herkes. Gerçeği manipüle etmek için bile olsa herkes gerçekle ilgilenir ve gerçeği kılıktan kılığa sokar. 

Hiç kuşku yok ki, herkesin gerçeği öğrenmeye hakkı var ama herkes gerçeği öğrenmek için ihtiyaç duyduğu donanımlara sahip değildir. Ama insanlık bunun içinde bir çözüm bulmuş. Medya. Yazılı ya da görsel medya bir yönü ile gerçeği kovalamak, yakalamak ve en yalın haliyle herkesi anlayabileceği hale getirmek görevi ile yükümlüdür. Medyanın vaadi budur. Sırf bunun için insanlar nafakalarından eksiltmelere giderek medyayı ekonomik olarak beslerler. 

Ama anlaşılan o ki, bugünün medyası kendisini var eden asıl özne ilgili ahlaki sorumluluğunu unutmuş, bu sorumluluğun yerine varlığını ve işlevini başka bir gücün emrine ikame etmiş. 

Sakın abarttığımı sanmayın size çarpıcı birkaç örnek göstereceğim. Birincisi şu yeni hava limanı işçilerinin durumu ile ilgili olan haberler ve yorumlardır. Olay patlak verdiği günden CEO  Kadri Samsunlu’nun  Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamasına kadar geçen süreçte her medya kurumu işçileri her şeyden her eylemden her düşünce ve tertipten sorumlu tuttu. 

CEO Kadri Samsunlu meseleyi basitçe özetledi. ‘’ İşçi arkadaşlardan özür dilerim, onlar haklıydı. Bu cümle sarf edilmeden, medya manşetlerini neler süslüyordu. Bozguncular, Geziciler, PKK destekçileri, FETÖ, provakatörleri. İşçileri suçlamak ve kamuoyunda bir algı yaratmak için neler yapılmadı ki. Oysa mesele hiç de öyle değilmiş. Bir işveren vekili çıkıp bu açıklamayı yapmasa bugün bile hedefte o zavallı işçiler olacaktı. 

Brunson davası en az Hava limanı işçileri kadar dramatik ve ibret verici. Medyada Rahip Brunson her kılığa sokuldu. Ajan oldu. Casus oldu. FETÖ’çü oldu. PKK’ yardım ve yataklık yaptı. VE bana kalırsa en popüler olanı Kürtleri Hristiyanlaştırma amacı güttüğü yönündeki haber ve manşetlerdi. 

Peki ne oldu? Papaz, iki yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı ve ülkesine döndü. Bunca büyük iddia ve suçlamalardan sonra nasıl oldu da Rahip elini kolunu sallaya sallaya uçağa biner ülkesine dönebildi. Medyanın manşetlerine bakılırsa Rahip ömrünün sonuna kadar ceza evinde çürüyecekti. 

Aslı astarı olmayan bu büyük iddiaların fos çıkmasından sonra medya ne yapıyor? Bir özür, bir öz eleştiri mekanizması çalıştırılıyor mu? Hayır. Kimseden bir çıt çıkmıyor. Tuhaf olan sanki onca şey yazılmamış, ekranlarda onca ahkam kesilmemiş gibi her yerde derin bir sessizlik hakim. 

Tamam muhalif olmayın. Muhalif olmanızı talep eden de yok ama bari biraz tarafsız olun. Bir nebze tarafsızlık, ahlakında gereğidir. Medya etiği bir tutam tarafsızlık sağlamıyorsa vay halimize. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news