Bir süredir liberal uluslararası düzenin çöktüğü yolunda yorumlar yapılıyor. Hem Türkiye’de hem başka yerlerde. Gerçekten durum bu mu? Yakın zamanlara kadar bir liberal uluslararası düzen mi vardı? Vardıysa şimdi bu düzen çöküyor mu? Buna dair işaretler neler? Bu düzen neden çöküyor?  

Ele alınması gereken ilk husus, 1945 sonrasında bir uluslararası düzenin var olup olmadığı. Tarihçi Niall Ferguson bir kısa yazısında hoş bir benzetmeyle böyle bir şeyin olmadığını vurguluyor. Hintli önder M. Gandhi`ye Batı medeniyeti hakkında ne düşündüğü soruluyor. Gandhi kısa bir süre duraksıyor, sonra, gülümseyerek, “Batı medeniyeti mi? İyi bir fikir olurdu” diyor. Gandhi’nin Batı medeniyetinin olup olmadığını sorgulaması gibi dünyada 1945 sonrasında bir uluslararası düzen olup olmadığı da sorgulanabilir.

Ele alınması gereken ikinci husus, varlığı tartışmalı bu uluslararası düzenin liberal olup olmadığı. iddiaya göre liberal uluslararası düzen 1945’ten sonra varlık alanına girdi. Kurucular ABD ve İngiltere’ydi. 1930’ların ve 1940’ların vahim hatalarından dersler alan II. Dünya Savaşı galibi ABD (ve İngiltere) dünyaya yeni bir şekil vermek istedi ve bu amaçla BM, Dünya Bankası ve uluslararası Para Fonu gibi kurumları yarattı. Böylece liberal renkli bir yeni dünya düzeni ortaya çıktı. Bu düzen 2016’da D. Trump ABD başkanı seçilinceye kadar sürdü ve Trump’ın iktidara oturmasıyla çöktü.

Gelgelelim, Ferguson’un da belirttiği gibi, bu hikâye inandırıcılıktan mahrum. II. Dünya Savaşı sonrası dünya kısmî bir sükûnete kavuştu. Bu olağan bir durumdu, geçmişte de her büyük çatışma sonrasında tekrarlanmıştı. II. Dünya Savaşı sonrasında dünyada kısmî bir uluslararası düzen de ortaya çıktı. Ancak, bu biraz da, kendine mahsus bir düzen olaraktan çok, dehşet dengesinin ve dünyanın bölünmüşlüğünün yansımasıydı.

Daha yakından bakalım. 1945’ten sonra Batı dünyasında hâkim olan ekonomik düzen liberal değil Keynesyendi. Düzenin banisi J. M. Keynes ve takipçileri klasik liberal ekonomi anlayışını reddetti, Uluslararası ticaretin sınırlı olması ve sermaye hareketlerinin engellenmesi gerektiğine inandı. Batıya egemen bu Keynesyen anlayış 1990’larda geriledi ama hiç bir zaman tam olarak ortadan kalkmadı, baskın uygulama olarak kaldı.

1945 sonrasında tüm dünyayı kuşatan siyasal mahiyetli gerçek bir uluslararası düzen de ortaya çıkmadı. Dünya iki kutba bölündü. Amerikan imparatorluğu ile Sovyet Rus imparatorluğu arasında, hepimizin şansına,  büyük çaplı sıcak çatışmaya dönüşmeyen bir Soğuk Savaş yaşandı. Bütün ülkeler bu iki kutuptan birini seçmek zorunda kaldı. Bu ortamda devletlerin liberallerin savunduğu kendi başına değer olarak insan hakları açısından değerlendirilmesi ve hesaba çekilmesi 1970’ler gibi geç bir tarihte geldi. Ancak, insan hakları, uluslararası politik söylemde öne çıkmasına rağmen, ne yazık ki, ABD tarafından “millî çıkarları” için araçsallaştırıldı.

Özetlemek gerekirse, 1945’te bir uluslararası düzen olduğu fikri bir fantazidir. Dünya kadife devrimler ile sosyalist-komünist blokun çözüldüğü ve çöktüğü 1989-1991’e kadar yukarda tasvir edilen durumda kaldı. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesi ile bir liberal uluslararası düzen oluşturma şansı doğdu. Globalleşme terimi bir ölçüde böyle bir düzeni ifade edecek anlamda kullanıldı. Gerçek serbest ticaret, özgür sermaye hareketleri ve büyük ölçekli sınır aşan güç akımları 1990’ların sonlarına kadar başlamadı. Başlayınca da fazla mesafe alamadı. Yani liberal bir uluslararası sistem hiç kurulmadı.

Bugün bir potansiyel liberal uluslararası düzen bir kaç faktör tarafından imkânsız kılınmakta. İlki devletlere hâkim zihniyet ve devletlerin çalışma tarzlarıyla ilgili. 1990’larda ulus devletlerin gerilemeye başladığı, belki de bir süre sonra yerlerini başka siyasî entitelere bırakacağı iddia edildi. Sosyalistlere göre küresel sermaye devletlerin yerini alacaktı, liberallere göre uluslararası sivil toplum kuruluşları devletleri insan haklarına daha saygılı olmaya zorlayacaktı. İki bakış da yanıldı. Ulus devletler bugün hiç olmadığı kadar gürbüz; coğrafyalarında ana güç. İnsan hakları da küresel çapta oynayan devletler (Batı) tarafından araçsallaştırılmakta ve ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda  paspas gibi çiğnemekte. İkincisi, birçok toplumda -meselâ ABD’de- geniş halk kitleleri serbest ticaretin ve serbest piyasa ekonomisinin erdemlerine inanmamakta. Devletin ekonomiye şu veya bu amaçla yahut gerekçeyle müdahil olmasını istemekte.

Bugün dünyanın iki büyük gücünün istikameti liberal bir uluslararası düzene katkı yapma potansiyelinden mahrum. Serbest ticaretin ve piyasa ekonomisinin banisi ve kalesi gibi görülen ABD daha korumacı–merkantilist ekonomi politikalarına yöneliyor. İnsan hakları ve uluslararası sorunlarda şiddet değil barış yollarını kullanma konusunda ise ikiyüzlü ve sahtekâr. Tarihin cilvesine bakın ki hâlâ bir komünist partinin pençesinde olan Çin ABD’ye karşı serbest ticareti savunuyor. Ancak bunu ne bir ilke meselesi olarak yapıyor ne de hep ayrı yerde duracağı hakkında umut veriyor. İnsan haklarına ise ülke içinde ve dışında hiç ilgi ve saygı göstermiyor. Çin’de insan hakları, özellikle azınlıklar açısından, çok geri durumda. Aynı Çin uluslararası ilişkilerinde de insan haklarını asla dikkate almıyor. Ama bu konuda ABD gibi ikiyüzlü değil. Tavrını açıkça beyan ediyor. Diğer ülkelerle, ne tür bir siyasî yönetime ve ne kadar kötü bir insan haklarına saygı siciline sahip olurlarsa olsunlar, “iş iştir” prensibiyle ilişki kuruyor.

Dünyanın geleceği de, uluslararası bir düzenin doğup doğmayacağı da, doğacaksa liberal mi yoksa illiberal mi olacağı da ABD ile Çin arasındaki ilişkilere bağlı. Şüphe yok ki, ihtimâller arasında liberal uluslararası düzen de var. Ancak, bu ihtimâl diğer ihtimâllerden belirgin bir şekilde daha kuvvetli görünmüyor. Sonuç olarak, 1945 sonrasında liberal bir uluslararası düzen kurulmuş olmadığı (ve dolayısıyla olmayan düzen yıkılamayacağı) gibi, gelecekte böyle bir düzenin ortaya çıkacağının da garantisi yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news