Kökeni her ne kadar 1929 bunalımına kök salsa da son dönemde ülke analizlerinde tedavüle sokulan kavramlardan biri de “kredi balonu”.

“Credit bubble” yazıp googleladığınızda USA ve Çin başta olmak üzere neredeyse dünyanın tüm ülkelerinde kredi balonu olduğu iddia ediliyor. Nitekim; son dönemde Türkiye ekonomisiyle ilgili spekülatif yorumlarda öne çıkarılan kavramlardan biri de yine “kredi balonu”.

Bu konu son olarak 31 Mart 2019’da, tam da yerel seçim tarihinde finans uzmanı Jesse Colombo‘nun Forbes’ta kaleme aldığı “Turkey's Bubble Is Bursting” yazısıyla kamuoyunun gündemine düşürüldü. Aynı içerik, Colombo’nun @TheBubbleBubble adlı Twitter hesabındaki http://www.thebubblebubble.com/ sitesinde de yayınlandı. Hemen dikkati çekeceği gibi, adamın Twitter hesabının ve web sitesinin adı dahi TheBubbleBubble. Yani işi gücü ekonomiler hakkında “balon üflemek” olan biri Jesse Colombo. Böylece hedef aldığı ekonomilerde, seçim gibi kritik eşikleri de istismar ederek bir spekülasyon dalgası yaratmaya çabaladığı açık. Küresel çıkar gruplarının hesabına çalıştığını öngörmek için de çok derin analizlere gerek yok.

Bu “üflemeci”nin, twitter paylaşımlarını ve Forbes’taki makalesini 31 Mart yerel seçim tarihinde yayınlaması ve ekonomimiz aleyhindeki iddialarını da seçim süreciyle ilintilendirerek yapması manidar. Amacının seçim sonrası dönemde bir spekülasyon dalgası yaymak olduğu da aşikar. Colombo, 2014’te, FETÖ Terör Örgütü’nün 17/25 Aralık Kalkışması sonrasında ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi sürecinde de “kredi balonu” üflemiş nitekim. Türkiye’de de bir kısım krizci medya, yerel seçim sonuçlarını istismar ederek bu içi boş iddianın üzerine atlayıverdi.

Oysa, küçük bir inceleme, Colombo’nun tasarladığı, sadece ülke adını değiştirerek ve ülke verilerini kendince speküle ederek her ülke için benzer ve genel iddialarda bulunduğunu gösteriyor: Tüm makalelerinde özetle şöyle diyor:  “2008 sonrasında son derece düşük faizlerle kredi bolluğu yaşandı ve bu yapay bir ekonomik balon oluşturdu. Ancak şimdi düşük faizler çağı bitti, balon patladı, durgunluk başladı.” Jesse Colombo’nun Türkiye ve USA veya Güney Afrika ya da Çin için söylediklerinin birbirinden pek farkı yok.

Söylediklerinde tek doğruluk payı var: Gerçekten de dünyada özellikle 2008 krizi sonrası bir ucuz kredi bolluğu yaşandı. Bu süreçte Türkiye’deki şirket kredilerinin GSYİH içindeki oranı da artarak %70’e yaklaştı. Ancak, (soldaki grafikte görüldüğü gibi), Türkiye’de Finans Dışı Sektörün Toplam Kredi Kullanımı’nın GSYİH’ya oranı (yeşil), Gelişmekte olan Piyasalar’ın (mavi) ve Gelişmiş Ekonomiler’in (siyah) çok altındadır.

Ancak, şirketler hakkında kredi balonundan söz edebilmek için sadece Kredi/GSYİH oranı yeterli ölçüt değildir. Bu ucuz kredilerin miktarı yanında nerelerde ve hangi amaçlarla kullanıldığı, bu krediler üzerinden türev finansal enstrümanlar yaratılıp yaratılmadığı, şirketlerin EBITDA’larının hangi oranlarda olduğu, şirketlerin kredileri pay sahiplerine temettü olarak dağıtıp dağıtmadığı ve hisse senedi geri alımlarında kullanıp kullanmadığı, hangi ölçekteki şirketlerin risk altında bulunduğu, kredi vadelerinin uzunluğu üzerine bir değerlendirme yapmadan, sadece özel sektör kredilerinin GSYİH içindeki payının artmasından hareketle “kredi balonu patlıyor” iddiasında bulunmak bir ekonomistten beklenen ciddiyete uymaz.

Ben bu kadar yüzeysel bilgi ile bu tür desteksiz ve içeriksiz iddialarda bulunamam şahsen. Bunu ancak kısa vadeli kazanç peşinde koşan bir spekülatör yapabilir.

Üstelik; Türkiye’deki reel sektör firmalarının finansal açıdan sağlam ve kredilerini ödeme kabiliyetine sahip olduğunu gösteren çok sayıda veri var: Türkiye’de de şirketlerin yükümlülükleri ile varlıkları arasındaki bağın kopmasına yol açacak bir türev enstrümanlar zinciri yok. Dolayısıyla; şirket kredileri ve yükümlülükleri, şirket varlıkları ile bağını tam koparmamış durumda. Nitekim, BIST’e kote firmaların Toplam TL ve Yabancı Para yükümlülüklerinin varlıklarına oranı, %60’ı civarındadır. Reel sektörün yurtiçi ve yurtdışı kredilerinin vadeleri uzundur. İstanbul Sanayi Odası’nın Haziran 2018 tarihli I. 500 Sektörel Bazda Kredi Ve Borçluluk Değerlendirmesi’nde ilk 500’deki firmaların son 3 yıla ait finansal verileri kullanılarak hesaplanan “Borç/EBITDA” oranı ise 2015’de ortalama 2,82, 2016’da 2,72 ve 2017’de 2,56 olup giderek düşme eğilimindedir. (Bu konuda 25 Mart 2019 tarihli yazıma bakılabilir.)

Öte yandan; aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi, Türkiye, sistematik bir şekilde azalan ve halen %31 ile Maastricht Kriteri olan %60’ın da çok altında olan Kamu Borcu/GSYİH  oranıyla ve %16’lardaki hanehalkı kredi oranıyla da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasının çok altında ve iyi durumdadır.

Tüm bu göstergeler dikkate alındığında, küresel finansal spekülatörlerin ve içerdeki acentelerinin Türkiye’nin kredi balonu nedeniyle batma noktasında olduğu” gibi iddialarının hiçbir ciddiyeti ve saygınlığı olamayacağı ortada. Bu ciddiyetsiz iddiaları ciddiye alıp, Türkiye’de ekonomik kırılganlığın uzun süreceğini varsayıp TL varlıkları speküle ederek finansal piyasalarda kısa vadeli kazanç elde etme girişimlerinin de Londra’nın swap batağında yaşadığı gibi, bedeli ağır olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news