Bir ulusal paranın satınalma gücü ve diğer ulusal paralar karşısındaki değeri ile ulusal ekonomik performans ve beklentiler arasında anlamlı bir ilişki var.

Ulusal ekonomiye duyulan güven ve ekonominin performansı arttıkça ve beklentiler iyileştikçe ulusal paraya olan talebin artacağı ve değerinin de yükseleceği açık.

Ulusal ekonomiye duyulan güven, büyük ölçüde politik iktidara duyulan güvene de bağlı nitekim.

Japonya örneğinde olduğu gibi, hiçbir doğal kaynağa sahip olmayan bir ekonomi, politik sektörün güvenilirliği ve sosyal sermayesi ile çok yüksek bir ekonomik performans sergileyebilir. Ya da Venezuella örneğinde gözlemleyebileceğimiz üzere, bunun tam tersi de mümkün olabilir. Yani çok zengin doğal kaynaklara, petrol rezervlerine sahip bir ekonomi, politik sektörün güvenilmezliği ve düşük sosyal sermaye birikimi nedeniyle düşük bir ekonomik performans sergileyebilir; hatta küçülür, ulusal parası hızla değer kaybeder, yıllık enflasyon oranı   %1000.000’lara ulaşabilir.

Yüksek ekonomik performansdan düşük ekonomik performansa, değerli ulusal paradan değersiz ulusal paraya, düşük enflasyondan yüksek hatta hiper enflasyona, daha da ötesi stagflasyona ve hatta slumpflasyona geçiş bazen çok hızlı da olabilir.

En gelişmiş ekonomilerde dahi rüzgar bir anda tersine esebilir; her şey altüst olabilir.

Bu hassas dengelerin izlenmesi ve yönetilmesi sürecinde, ekonomi politikalarının öngörülebilirliği açısından, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve kredibilitesi, kuralların saygınlığı ve uygulanması hayati önem taşımaktadır.

Nitekim; ABD, FED’in, AB’de Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politik iktidardan bağımsızlığına ve kurallara dayalı para politikası uygulamasının sürdürülebilirliğine büyük önem vermektedir.

FED ve ECB de her an bu teyakkuz halinde ekonomik büyüme, istihdam ve enflasyon verilerini dikkatle izleyerek, ekonomilerini canlı tutacak ve fiyat istikrarını da koruyacak yönde tam bağımsız para politikası belirlemeye çalışmakta; bu süreçte şeffaflık yanında hesap verebilirliği de gözetmektedir. Alınan her kararın hesabı da kamuoyuna verilmektedir. Kurumun kredibilitesini tehlikeye atabilecek her riskten özenle kaçınılmaktadır.

Bir Merkez Bankası’nın şeffaflık ve hesap verebilirlik noktasındaki hassasiyetinin, en tipik örneklerinden biri, FED’in Para Kurulu olan Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC)‘nin 2 Mayıs 2019’daki toplantısında alınan “faiz kararı” öncesinde ve sürecinde izlendi.

Şöyle ki; toplantı öncesinde açıklanan ABD ilk çeyrek (Q1) ekonomik verilerinin, tüm beklentileri aşarak %3,2 büyüme, %3,8 işsizlik ve %1,55 çekirdek enflasyon oranları ile toplamda çok iyi görünmekle birlikte detaylarda zayıf kalabileceği endişesi nedeniyle,  ABD Başkanı Donald Trump, üstüste attığı twitter mesajlarında, Çin’in ekonomiye verdiği teşviklere de vurgu yaparak  FOMC’ye enflasyon riski olmadığı gerekçesiyle, ekonominin canlanması için faizleri bir miktar indirme ve parasal genişlemeye gitme çağrısı yaptı.

Toplam ekonomik verilerin iyi gelmesi yanında muhtemelen bu çağrının kredibiliteye zarar verebileceği endişesi de FOMC’nin faiz indirimini bir süre daha ertelemesine ve politika faiz oranını %2,5 olarak teyid etmesine yol açtı. Ancak; çekirdek enflasyonun %1,55’e düşmesini ve daha da düşebileceğini dikkate alan FOMC, ekonomiye, örtülü olarak “bilanço küçültmeye, parasal sıkılaştırmaya ve faiz oranı artışına son verebileceği” mesajı verdi. Bu mesajla birlikte, türev piyasalarda, politika faiz oranının Eylül 2019’da %1 düşeceği yönünde bir beklenti de oluştu. Bu da anında doların değerine yansıdı ve dolar, Euro başta olmak üzere diğer ulusal paralar karşısında değer kaybetti.

Önümüzdeki süreçte, ABD’nin ekonomik büyüme oranında ve çekirdek enflasyonda meydana gelebilecek en küçük bir azalmanın FOMC’nin faiz indirimine gitmesine ve doların değer kaybetmesine yol açabileceğini; bunun da daha yüksek getiri arayışındaki küresel fonların genel olarak gelişmekte olan ekonomilere ve özelde ise Türkiye’ye akabileceğini; bu süreçte de TL’nin değer kazanma ve ekonominin canlanma potansiyeli olduğunu öngörüyorum şahsen. 2019’da Çin, ABD ve Avrupa ekonomilerindeki canlanma da bu süreci destekleyecektir.

Bu potansiyelin realize olması için gereken en önemli faktörün de TCMB’nin, yürürlükteki yasaların gereğine uygun olarak, FED ve ECB gibi bağımsız, güvenilir, kredibil, şeffaf ve hesap verebilir ve apolitik imajının güvence altına alınması, para politkası belirleme sürecinin kurallara bağlanması ve her tür keyfiyetten arındırılması olduğu şüphesiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news