'Davamız, Üstadın asliyetini muhafaza davasıdır'

Necip Fazıl Kısakürek'in oğlu Mehmed Kısakürek, "Üstadın asliyetini ve keyfiyet bütününü yarınki nesillere olduğu gibi intikal davasındayız." dedi.

'Davamız, Üstadın asliyetini muhafaza davasıdır'

Necip Fazıl Kısakürek'in oğlu Mehmed Kısakürek, "Üstadın asliyetini ve keyfiyet bütününü yarınki nesillere olduğu gibi intikal davasındayız." dedi.

24 Mayıs 2019 Cuma 14:17
'Davamız, Üstadın asliyetini muhafaza davasıdır'
Necip Fazıl Kısakürek'in oğlu Mehmed Kısakürek, Necip Fazıl Kısakürek'in şahsi eşyalarının ve eserlerinin sergilendiği müzeye ilişkin, "Her şeyin dejenere olduğu bu devirde onun bütün asliyetini muhafaza ile mükellef addettik kendimizi. Bu şuuru gayet diri tutarak bugünlere kadar geldik. Allah ne kadar ömür verirse o kadar devam edeceğiz. Yani Üstad'ın asliyetini ve keyfiyet bütününü yarınki nesillere olduğu gibi intikal davasındayız." dedi.

Türk edebiyatının üstadı: Necip Fazıl Kısakürek

Şair, yazar ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek'in çalışma masası, el yazıları, fotoğrafları, gözyaşlarını biriktirdiği mendili, bastonu, kıyafetleri, sıklıkla dinlediği Çaykovski, Puccini ve Verdi plakları, Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı'nın yeni mekanında açılan kalıcı sergide yerini aldı.

Vakfın kurucusu da olan Mehmed Kısakürek, vakfın Ümraniye'de bugün ziyarete açılan binasında sorularını yanıtlayarak, daimi sergide yer alan babasının özel eşyalarını ve onlarla ilgili anıları anlattı.

Babasının eşyalarına emanet nazarıyla baktıklarını dile getiren Mehmed Kısakürek, "Bunları çok zor şartlar altında koruduk. Apartman dairelerinde, mahzenlerde muhafaza ettik. Yakın bir zamanda belediyenin geçici bir süre için bize tahsis ettiği bir depoda koruduk. Bugünlere getirdik. Çünkü bütün davamız Üstadın asliyetini muhafaza davasıdır. Eşyaları da eserleri de fikri ve sanatı da buna dahildir. Biz 36 senedir bu mükellefiyet altında, bu diri şuur içinde yaşıyoruz." diye konuştu.

"Yakaladığım manaları içimde muhafaza ediyorum"

Mehmed Kısakürek, sergide babasının evlilik cüzdanı, askerlik terhis belgesi, Bahriye Mektebi diploması, henüz çocukken babasının kendisine hapishaneden yazdığı mektup, basın şeref kartı ve severek dinlediği plakların da görülebileceğini vurgulayarak, "Tabii bunlar bizde mevcut hatıralardan birtakım seçmeler. Bütün mevcudumuz bundan ibaret değil. Ancak buradakiler, mekanın imkanları içinde, hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve hatta devletten destek ve yardım almaksızın teşhir edebildiğimiz Üstadımıza dair eşyalar." ifadelerini kullandı.

Babasının çalışma masasıyla sandalyesinin de sergide yer aldığına işaret eden Mehmed Kısakürek, şunları kaydetti:

"Bu masa çok sevdiği ve mütemadiyen üzerinde çalıştığı, dirsek taşı diyebileceğim bir masa. Manevi değeri çok. İnsanlardan eşyalara da bir takım manalar sirayet ediyor. Ben babamın eşyalarına birer canlı varlık nazarıyla bakıyorum. Ona dair birtakım manalar yakalıyorum. Daha doğrusu yakaladığım o manaları her zaman içimde muhafaza ediyorum. Bir kere daha hatırlıyorum bunları gördüğüm zaman."

Mehmed Kısakürek, duvarlarda yer alan resim ve fotoğraflara da değinerek şu bilgileri verdi:

"Malum koltuğu, ropdöşambrı, daha ziyade misafir kabul ederken kullandığı koltuk, çok sevdiği, müzik dinlerken ve bazı röportajlar verirken oturduğu, onun tabiriyle şezlongu da sergileniyor. İki radyo üst üste. Alttaki aynı zamanda pikap. Her ikisinin de yaşı benden çok daha büyüktür. Şu yan bölümde elbiseleri, elbiselerinden örnekler birer hatıra olarak yer alıyor. Bunları atmak mümkün değil. Duvarlarda ise Üstadın büyükbabası Hilmi Efendi'nin portresi, Legion D'Honneur Nişanı, Hilmi Efendi, Zafer Hanımefendi ve benim öz halam, 6-7 yaşlarında vefat etmiş olan Selma'nın fotoğrafı, dedem Fazıl Bey'in fotoğrafı (bulunuyor). Yani bunlar birer tarih. Şu ortada gördüğünüz pirinç tepsi bile 100 küsur seneliktir."

"Beni memnun etmek istiyorsan iyi çalış, anneni üzme ve babana dua et"

Adnan Menderes'in 17 Eylül 1961'de idam edilmesi sırasında babasının cezaevinde bulunduğunu belirten Mehmed Kısakürek, hazin olayın ardından elleriyle hazırladığı özel bir gazete sayfası tasarımını göstererek, "Yanılmıyorsam 1961 yılında Toptaşı Cezaevi'ndeyken Menderes'in idamını öğreniyor. O anın büyük ıstırabıyla, hüznüyle, gazete kupürlerini birbirine yapıştırmak suretiyle hazırlanmış. Üzerine de bir not düşmüş. Dikkatli bakılırsa bazı noktalarında gözyaşı damlaları var. Onlar da yuvarlaklar içine alınmış." değerlendirmesinde bulundu.

Mehmed Kısakürek, kardeşleri içinde babasına en çok benzeyenin 2011'de vefat eden Ayşe Kısakürek olduğuna dikkati çekerek, ona ithaf edilen iki eserin de sergide yer aldığını kaydetti.

Henüz çocukken babasının kendisine cezaevinden mektup gönderdiğini de sözlerine ekleyen Kısakürek, mektupta, "Evladım, hiçbir isteğim yok. Babaannen mutlaka elbiselerimi alsın. Başka kışlığım yok. Beni memnun etmek istiyorsan iyi çalış, anneni üzme ve babana dua et." ifadelerine yer verdiğini aktardı.

Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerinin sonraki nesillere olduğu gibi kalması için çaba gösterdiklerine işaret eden Mehmed Kısakürek, "Her şeyin dejenere olduğunu bu devirde onun bütün asliyetini muhafaza ile mükellef addettik kendimizi. Bu şuuru gayet diri tutarak bugünlere kadar geldik. Allah ne kadar ömür verirse o kadar devam edeceğiz. Yani Üstadın asliyetini ve keyfiyet bütününü yarınki nesillere olduğu gibi intikal davasındayız." dedi.

Henüz 24 yaşındayken ilk şiir kitabı "Kaldırımlar"ı yayımlayan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983'te vefat edene kadar, aralarında "Çile", "Canım İstanbul", "Tohum" ve "Bir Adam Yaratmak" adlı eserlerinin de bulunduğu çok sayıda kitap, yazı ve makale kaleme aldı.

"Necip Fazıl Kısakürek müthiş bir babaydı"

Necip Fazıl Kısakürek'in oğlu Osman Kısakürek, babasının özel eşyalarının yer aldığı kalıcı sergiye ilişkin, "O kadar çok şey var ki burada. Bakarken tüylerim diken diken. Hani derler ya 'Gözlerim doldu, ağzım kilitlendi'. Öyle bir halde oluyorsun." dedi.

Şair, yazar ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek'in çalışma masası, el yazıları, fotoğrafları, gözyaşlarını biriktirdiği mendili, bastonu, kıyafetleri, sıklıkla dinlediği Çaykovski, Puccini ve Verdi plakları, Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı'nda açılan kalıcı sergide yerini aldı.

Necip Fazıl Kısakürek Kültür ve Araştırma Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi de olan Osman Kısakürek, vakfın Ümraniye'de bugün ziyarete açılan binasında sergide yer alan eşyaları ve babasıyla yaşadığı anılarını muhabire anlattı.

Osman Kısakürek, sergideki eşyalara baktığında çocukluk yıllarının aklına geldiğini belirterek, "O kadar çok şey var ki burada. Bakarken tüylerim diken diken. Hani derler ya 'Gözlerim doldu, ağzım kilitlendi'. Öyle bir halde oluyorsun. Mesela orada bir radyomuz var. O radyo benden büyük. Onun altındaki radyo Mehmet abimden büyük. O kadar bir tarih yatıyor burada. Tabii çok zor bakmak. Oradaki ayakkabılar. Bize ne hatırlatıyor? Allah bize unutturmamayı nasip etsin. Hep içinde yaşıyoruz yani." diye konuştu.

"Annem, babama asla 'Necip' ya da 'sen' diye hitap etmedi, bizi de o terbiyeyle yetiştirdi"

Necip Fazıl Kısakürek'in müthiş bir baba olduğunu aktaran Osman Kısakürek, babasının dünyanın en sert ama aynı zamanda en yumuşak kalpli insanı olduğunu dile getirdi.

Babasının çok zor biri olmadığını sözlerine ekleyen Osman Kısakürek, şu bilgileri verdi:

"Üstadı anladığınız, ne istediğini bildiğiniz zaman çok kolay. Neşeli bile. Sabahleyin ben erkenden gelirdim. Üstadın çayı, sobası, temizliği yapılmış olurdu. Erkek ne kadar temiz yapabilir? O, çok temizdi. Bir gün benden sonra geldi. 'Çay hazır mı' dedi. 'Hazır' dedim. Aferin deyip sandalyeyi istedi. 'Tut elimden' dedi, tuttum. Sandalyenin üzerine çıktı. Gaz sobalarını bilirsiniz, eskiden vardı. Borunun üstüne elini uzattı. Şöyle bir sildi, baktı, 'Aferin. İşte temizlik böyle olur.' dedi. Yani temizlikten titizliğe, intizamdan disipline… Sabah her şey hazır olacak. Yapılacak işlerinin listesi olurdu. Bir, matbaaya gidilecek. İki, baskı takip edilecek. Üç, gazeteye yazı gidecek. Dört. Beş. Altı, yedi, sekiz dokuz. Maddeler bitince, onuncu madde ise 'İş düşünülecek. Yeni yapacak işi düşüneceksin. Benim söylememe gerek yok.' derdi. Onuncu madde de oydu. Yani boş vaktiniz yok. Zaten biz alışmıştık. Yani yaşantımızda boş vaktimiz yok hep Allah'a şükür. O gayede o azimle bu günlere geldik."

Anne ve babasının ev yaşamına da değinen Osman Kısakürek, annesinin babasına asla "Necip" ya da "sen" diye hitap etmediğini, kendilerini de bu terbiyeyle yetiştirdiğini vurguladı.

"Kızdığı zaman hiddetlenmezdi"

Osman Kısakürek, babasıyla yaşadığı bir anısını da paylaşarak, şunları kaydetti:

"1980 ihtilali olmuş. Babam eski Büyük Doğu’larda yayınlanmış bir asker şarkısı var, onu arattırıyor. Beyazıt Kütüphanesi'nde haldır haldır aranıyor ama yok. Büyük Doğu kimde varsa onlara soruluyor, yok. İstanbul'da yok. İki üç gün arandı. Sonra ben, 'nasıl bulunmaz, bende var' dedim. Var deyince bir kıyamet koptu 'üç gündür aratıyorsun' diye. Bir şartla veririm, dedim. Babama şart koşmak mümkün değil. Şartımın ne olduğunu sordu. 'Kesmeyeceksiniz' dedim. Babam bir şey aldığı zaman, 'kes şuradan' der. Akşam eve geldik. Annemi çağırıp 'Bak bana şart koşuyor' dedi. Annem çok şaşırdı, ben ne şartı koşabilirim diye. Çünkü haddimize mi düşmüş. 'Büyük Doğu varmış. Kesmemek koşuluyla verecekmiş.' dedi babam. Annem beni haklı buldu. 'Kese kese hiçbir şey kalmadı elimizde' dedi. (Babam) Bunu gülerek anlattı. Aslında yer yerinden oynaması lazım. Öyle bir şey ki, o aranıyor, ben ses çıkarmıyorum. Olur mu Üstad bir şey sorduğu, istediği zaman vermemek. O kadar da ince yani. Detayı görebilen. Niye vermediğimin, haklı olduğumun sebebini anlıyor."

Babasının sohbet esnasında birçok konudan bahsettiğinin altını çizen Osman Kısakürek, Necip Fazıl'ın vefatından birkaç ay önce yine böyle bir sohbet esnasında Abdulhakim Arvasi'yi rüyasında gördüğünü anlattığını ve bu rüyayı "Demek ki Efendi beni çağırıyor" diye yorumladığına dikkati çekti.

Osman Kısakürek, babasının ses tonunun yalnızca neşeli olduğu zaman yükseldiğini dile getirerek, "O zamanlarda (anneme) 'Neslihaaan!' derdi. Yoksa kızdığı zaman hiddetlenmezdi. Görmezdik ki biz. Belki kızardı ama bizim yanımızda hiç olmamıştır. Bilmiyorum, Mehmed ağabeyim daha iyi hatırlar o çocukluk devirlerini. Hiç öyle sert münakaşaların olduğu veya yeni tabirle karı-koca kavgalarının olduğu bir ortamda büyümedik. Öyle şeyler görmedik." diye konuştu.

Henüz 24 yaşındayken ilk şiir kitabı "Kaldırımlar"ı yayımlayan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983'te vefat edene kadar, aralarında "Çile", "Canım İstanbul", "Tohum" ve "Bir Adam Yaratmak" adlı eserlerinin de bulunduğu çok sayıda kitap, yazı ve makale kaleme aldı.

Son Güncelleme: 24.05.2019 14:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news