Türkiye-Suriye ilişkileri, Hafız Esed döneminde su sorunu, Hatay sorunu gibi meseleler gölgesinde, Suriye’nin bu meselelerde koz olarak kullanma amaçlı PKK’ya destek vermesi, Apo’yu Suriye’de havuzlu iki malikânede keyif içinde yaşatması dönemlerinde oldukça gergindi. Bu gerginlik ilk olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Hafız Esed’in cenazesine katılmasıyla yumuşama gösterdi. Kısa bir süre sonra Suriye’de devletin başına oğul Esed geldiğinde, oğul Esed, baba Esed’e oranla daha Batı yanlısı, Batı ile ilişkiler geliştirmek isteyen bir yönetici portresi çiziyordu. Aynı dönemlerde Türkiye’de de AK Parti iktidara gelmişti, AK Parti de hem Batı ile uyumlu hem de Ortadoğu ile iyi ilişkileri olan bir dış politika izlemek istiyordu. Bunun sonucu olarak, iki ülke arasında birçok anlamda çok yakın ilişkiler oluştu.

Arap İsyanlarına kadar Suriye-Türkiye arasında bir gerilim yoktu ancak isyanların Suriye’ye sıçraması, Türkiye’nin Suriye’ye, eylemcilere şiddet uygulamaması ve demokratik açılımlar yapması telkini tam aksi şekilde sonuçlanması sonucu iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden bozuldu.

Türkiye aslında kendisinin de kısmen parçası olduğu Batı’nın, Ortadoğu’daki devrimleri destekleyeceğini düşündü, Ortadoğu’da devrimlerin bölge için daha iyi olacağını düşünerek muhaliflerden yana tavır aldı. Ancak Batı, daha doğru ifade ile ABD, Irak ve Afganistan işgalleri sonrası bölgede çok kötü bir imajla anılmaya başladığı için bir çeşit yumuşak güç ile Ortadoğu’ya yaklaşmayı planladı. BOP ve türevi projeler devreye sokuldu ancak bunlar da başarıya ulaşamayan projeler olarak kaldı.Arap İsyanlarının devrime ulaştığı ülkelerde Batı, “Siyasal İslâmcı” diyerek terörize gruplar ile anmaya çalıştığı meşru hareketlerin iktidara gelmesinden rahatsızlık duyduğu için eski düzenin devamı olacak, kendileriyle uyumlu politika izlemekte beis görmeyen totaliter, otoriter, darbeci isimlerle yol almak istedi hatta Sisi darbesini açıktan destekledi. Sisi’ye bölgeden en büyük desteği veren de Suud ve Körfez oldu.

Önceki hafta yine burada ifade ettiğim gibi 2008 krizinin olumsuz etkilerinden kurtulamayan ABD, kendi içinde dünyada eski güçlü pozisyonu kalmayan Avrupa, bölgeye müdahil olmaktan vazgeçmek istemiyor ama aynı zamanda bölgeden kendilerine mali bir külfet gelmesini ya da uydurdukları demokratik ülkeler, politikalar sahibi yapılar oldukları iddiasına gölge düşürmek istemiyorlardı. Obama dönemi bu şekilde geçip, Trump döneminde Cumhuriyetçi şahinlerin, Bolton gibi pos bıyıklı yankilerin, Ortadoğu’ya müdahil olacağı, Esed’i falan devireceği söylenirken bunun hiç de doğru olmayan tahminler olduğu ortaya çıktı. Trump, Bush ve Obama’dan kalan ekonomik sorunları çözmek için, Obama politikalarını devam ettirerek Suriye’ye müdahil olmama kararı aldı ve en son da çekilme kararı aldı.

Açıkçası ABD’nin PYD/PKK’ya destek vermeyi bırakması, Türkiye’nin sınırda ABD destekli “terör koridoru” oluşmasını engellemesi başarılı bir hamledir ancak bölge dinamikleri ve ABD dış politika stratejileri düşünülünce dikkatli davranılmalıdır. Zaten siyasi irade de bu yönde düşündüğü için “şimdilik” herhangi bir doğrudan operasyona kalkmadan ÖSO’nun Hamza Tümeni’ni PKK/PYD ve Esed rejiminin sınırlarına yönlendirmekle yetindi.

ABD’nin Suriye’den daha önce karar alıp bir gecede icraata geçirerek çekilmeye başlaması sonrası Trump’ın “DEAŞ ile Türkiye mücadele edecek” açıklamaları, Suud’un PKK/PYD’ye ait bölgelere maddi yardımı ayrıca Suud’un yine Suriye’ye maddi destek vereceğini Trump’a söylemesi, bu çekilmede tedirginlik oluşturan gelişmelerdir. Yine bugünlerde BAE ve Körfez’in, Şam’daki büyükelçiliklerini yeniden açması, PKK/PYD’nin ABD’den umduğunu bulmayınca Esed ve Rusya’ya yöneleceği ihtimali, bu tedirginliği arttıracak potansiyel taşımaktadır. Yani Türkiye, Suriye’de Rusya ve İran’a rağmen PKK/PYD ve Esed’e karşı mücadele verirken, bu mücadeleye Körfez sinsice eklenmektedir. Körfez gibi dünyadaki en büyük düşmanının İran olduğunu söyleyen akıllar, Suriye’de İran’ın elini güçlendirecek şekilde Esed’e destek vermektedir.

Ortadoğu’da birçok mesele mezhep/din temelli olarak açıklanmaya çalışılmıştır oysa bugünlerde ispatlı olarak gördüğümüz şey Ortadoğu’daki problemin din/mezhep ayrılığı değil tamamen güç elde etme amaçlı olduğunun göstergesidir. Aksi iddiada bulunanlar, hiçbir şekilde İran Şiiliği ve Suriye Nusayriliği arasındaki sıkı fıkı ilişkileri, Körfez’in ezeli düşmanı Şii-Nusayri gruplara karşı nükseden muhabbetini açıklayamamaktadır.

Henüz ben Türkiye-Suriye gündemine dair bu yazıyı yazarken, “Suriye Ordusu’nun Menbiç’e girdiğine” dair haberler yayınlanmaya başladı. Muhtemelen PKK/PYD uydurması haberlerdir diye düşünürken zaten Pentagon bu haberi yalanladı. Şimdilik Rusya ve İran’ın, Suriye’de Türkiye’ye karşı elleri güçlü olsa da doğrudan karşılarına almak gibi bir hareket yapmayacaklarını düşünüyorum. Ancak iş Körfez ve Suud’un Esed’e desteğine gelince işin rengi değişiyor. Bu Suudlular pilavı elleri ile mi yiyor bilmem ama dış politikada bedevi gibi ellerine yüzlerine bulaştırdıkları işler yapıyorlar.

Yazının başında Suriye’nin Türkiye’ye karşı uzun yıllar PKK’ya destek verdiğini hatırlatmıştım, bu realite yıllar sonra bugün de gerçekleşiyor dahası bence Esed, Batı’ya açılma hevesinden vazgeçmiş değil ve Batı’nın/ABD’nin Ortadoğu karakolu olan Körfez, Esed’in Batı’ya açılması için potansiyel yeni müttefik olarak kollarını sıvıyor. İçimizdeki antiemperyalist Esed âşıklarını yeni fiyaskolar bekliyor.Ve bu gelişme, Türkiye’yi olumsuz etkileyebilecek başka ihtimalleri düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Suriye’den çekilerek Türkiye’ye göründüğü kadar da iyilik yapmamış olan Trump sonrası, bölgede Rusya ve İran konusunda dikkatli olunması telkinleri, Körfez’in bodoslama şekilde olaya katılmasıyla birlikte Rusya ve İran risklerini bir adım geriye iterek meseleyi biraz daha çetrefilli hale getiriyor.

2013’ten bugüne kadar Esed’in gitmesi gerektiğini belirten Türkiye, bu hedefinde başarılı olamamış olabilir ancak sık sık Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini, bölgede Türkiye’ye zararı dokunabilecek terör yapılanmalarını yok etmekten başka amacı olmadığını belirtmiş olması Türkiye’yi meseleye fazla bulaşmadan işin içinden çıkabileceği bir role sokuyor. Dolayısı ile Türkiye, daha önce Türkiye’yi, teröre destek vererek zor durumda bırakmaya çalışan Suriye’nin ve bölge ülkelerinin teröristlere desteğini kesmek ve terör gruplarının varlığını sona erdirmek için mesai harcamalıdır ve bunu askeri operasyon ile mi yapacaktır yoksa masada mı yapacaktır orasını da zaman gösterecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news