İyimserlik ve kötümserlik sadece iki farklı bakış açısı gibi ele alınabilir mi? Evet alınabilir ama bu kavrayış eksik kalır; çünkü iyimserlik ve kötümserlik iki farklı bakış açısı olabildiği gibi, bu durum aynı zamanda iki farklı kişilik ve karakter özelliği de olabilir. İnsanlar dünyaya iyimser ya da kötümser olarak gelmezler. Anne rahminden kopup dünyaya, hayata merhaba derken beraberimizde bu bakış açılarını getirmeyiz. Biz ne iyimser olarak doğarız ne de kötümser. İçine doğduğumuz dünyanın koşullarına bağlı olarak, zamanla ya iyimser olmaya yatkın bir kişilik kazanırız ya da kötümserlik karakterimizin bir parçası haline gelir. 

İyimserliği genel olarak umutlu olmak ile birlikte değerlendiririz. Umutları olan insana iyimser demeye meyilliyiz. Haksız da sayılmayız. Umutlar olmadan hayata nasıl iyimser gözlüklerle bakabiliriz ki? Umutları, hayalleri ve gelecek tasavvuru olan insan ancak, hayatın kimi zorluklarını görmemezlikten gelebilir. Umutlarına duyduğu büyük inanç ve güven, kimi kişilerin, hayatı ve şeyleri toptan biraz pembe görmesini sağlar. 

Bu bakımdan genel olarak iyimserliği bir tür kadercilik olarak da niteleyebiliriz. Günümüzde kaderciliğin bu kadar popüler olmasının bir nedeni de kötümser bakış açısına kazandırdığı yeni boyutlardır. Eğer umudu yarısı boş bardak örneğindeki akıl yürütmeye indirgersek, o zaman hem kadercilik hem iyimserlik hem de kötümserlik için çok teskin edici nedenlere ulaşabiliriz. Umut ve iyimserlik tıpkı kötümserlik gibi biz-zati gerçeğin yapısına entegre olur ve kendi inanç meşrebine göre de biçimler bulur.

İyimserlik tıpkı umut gibi, insanları politik olarak atalete itme riski barındırır her zaman. Çünkü eğer parlak bir gelecek garanti altındaysa, insanların yerlerinden kalkıp o gelecek için çaba sarf etmelerine gerek yoktur. İnsanda ahlaken kuşku uyandıran abartılı iyimserlik biçimleri vardır. Bunlardan biri de iyiliğe vesile olacağı gerekçesiyle kötülüğü meşru gösterme çabasıdır. ''Her şerde bir hayır vardır'' inancı bir ata sözü olarak iyimserliğin  kötülüğü meşru kılmasını sağlayan bir ifade değil mi? 

Aynı durum kötümserler için de geçerlidir. Kötümser de kendi hayat tecrübesinin ürünüdür. Anne babasıyla ilişkiler ya da ailenin diğer fertleriyle yaşadığı deneyimler, gittiği okullar, okuduğu kitaplar ve özellikle kendi hikayesi içinde başına gelenlerden çıkardığı sonuçlar ile kötümser bakış açısına sahip olur. 

Kötümser de umutludur. Ama onun umutla ilişkisi daha çok umudun hayal kırıklığı ile sonuçlanacağına dair duyduğu derin inançla alakalıdır. İyimser kişi hiçbir neden ile hayal kırıklığını hatırlatmaz kendisine. Tam tersine, kötümser kişi en küçük nedeni hayal kırıklığının biricik nedeni olarak görür. 

Eğer daha dikkatli bakacak olursanız aslında ben her iki kişilik ve karakter tipini de zaaflı olarak değerlendiriyorum. İki tipin gerçek ortak paydası hakikatlere hakiki koşullar içinde yaklaşım göstermemeleridir. Her iki tip de gerçeği kendi prizmasında yorumlar ve gerçeğin hakiki potansiyelinden uzaklaşır. 

Doğru düşünmenin temel koşulu ne iyimserliktir ne de kötümserlik. Her iki hal de aslında birer yorumdan öte anlam taşımazlar. Bildiğiniz gibi hakikatlerin kendi somut bilgileri var. Bir şey eğer hakiki ise kendi koşulları içinde hakikidir. Bizim ona iyimser ya da kötümser gözlüklerle bakmamız durumu değiştirmez. 

Ben kişilik olarak iyimserlikten çok kötümserliğe daha yakın duruyorum. Elimde değil, kuşkucu aklım her şeyi zor taraflarıyla görmeye alışmış. Son dönemlerde bu bakış açısının etkisinden kurtulmaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğumu söylemek elbette bana düşmez. Bunu beni yakından izleyen dostlarım daha iyi değerlendirir. 

İyimserlik ile kötümserlik kıskacından kurtulmak için geliştirdiğim yöntem, hakiki bilgiye ulaşıp gerçeği bir de öyle görmeye çalışmaktır. Artık okuduğum, gördüğüm ve tanık olduğum her olgu ve olaya daha mesafeli yaklaşıyorum. Bu mesafe beni iyimserliğin pembe hayallerinden koruduğu gibi, aynı zamanda kötümserliğin o karanlık dünyasına da takılıp kalmıyorum. 

Bunu başarmanın biricik yolu, her ne yapıyorsanız, yaptığınız işin hakkını vermektir. Bir konu ya da olguya dair, yazılmış, söylenmiş her şeye ulaşmaya çalışmaktır. Bir olgu ya da değer hakkında ne kadar bilginiz varsa, daha doğru bir deyimle ne kadar çeşitli kaynaklardan derlenmiş bilgilere sahipseniz , o ölçüde o olgu ya da değerin gerçek hakkını teslim edersiniz. 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news