‘’Sağlıkta Şiddete karşı yasa tasarısı’’ Bu cümlenin içerdiği şiddet, başka da bir anlama yer bırakmaksızın o kadar adaletsiz ki, eğer vicdanımızı başkasına üç kuruşa kiralamamışsak, asla ve hiçbir yerde, sağlık ve şiddet kelimelerini yan yana getirerek, bundan insanların bir şey anlamalarını sağlama imkanı yoktur. Sağlık, şiddetin insanlık dışı sonuçlarını onaran bir bilim. Sağlığın şiddet araçlarına dönüştüğünü sanan bir zihnin, toptan insanlıktan istifa etmiş demektir. 

Hipokrat yeminiyle, dini, dili, cinsiyeti, siyasi düşüncesi ve kimliği ne olursa olsun, tedaviye muhtaç herkesi, bu farklılıklarına bakmaksızın tedavi etmeyi ilke olarak benimsemiş sağlıkçıları toptan şiddet yanlısı ilan etmek ve sırf bu yüzden yasa tasarısı çıkarmak, delilikle özdeş başka bir delirme hali olmalı. 

Bu delirme halinin maliyeti büyük olacak. Çünkü maliyeti çok büyük bir eziyeti sırf siyasi sanrılarla berhava etmek sonuçsuz kalmayacak. Nasıl kalsın ki? Şöyle düşünün ,bir anne ve baba yıllarca boğazlarından keserek, üst-baş ihtiyaçlarından feragat ederek çocuklarını okutup sağlık alanında iş görecek hale getirirler ve günün birinde birileri ‘’ sağlıkta şiddete karşı yasa tasarısı’’ adıyla onları mesleklerinde men ederek sivil ölüme terk ediyor. 

Hangi anne ve babanın vicdani hafızası bu zalim kararı hiçbir şey olmamış gibi karşılar ve tepki göstermeden kabul eder. Siz eder misiniz? Büyük fedakarlıkla okutup doktor , hemşire ya da hastabakıcı olmasını sağladığınız evladınızı, biri bir çırpıda çöpmüş gibi sokağa atıyor. 

İşsiz güçsüz biri sokakta ne yapar? Sokakta onu açlıktan başka ne bekler? İnsanların yeme içme ve barınma ihtiyacı ancak bir işleri olursa temin edilecek ihtiyaçlardır. Bir işiniz yoksa, birileri sizin mesleğinizi tehlikeli ilan etmişse ve çalışma alanlarınız kanunla yasaklanmışsa ne yapabilirsiniz? 

İnsanları açlıkla terbiye etmek denilen çok iğrenç bir deyim var dilimizde. İnsanların biyolojik varlığını tıpkı idam kararı gibi açlık ile tehdit etmek, insani bir nitelik değildir. Bütün dünyada, bütün kültürlerde, bütün ırklarda işlenen en korkunç cinayetler sonrasında hiçbir katil ya da suçlu açlık ile cezalandırılmamıştır. Hakkında idam kararı verilen suçlulara bile en sert ceza evi koşullarında her sabah kahvaltı verilir, her öğlen yemek yedirilir ve akşam yemeği de saatinde servis edilir. Ahlak bunu emir eder. Hukuk bunu yükümlülük altına alır ve insan vicdanı da buna uyar. 

Dünyanın en utanç verici suçunu işleyen biri bile, hiçbir sebeple açlığa mahkûm edilmez. 

Meclis komisyonunda kabul edilen yasayla KHK’yla ihraç edilmiş doktorların SGK ile anlaşmalı özel hastanelerde dahi çalışması yasaklanıyor. Yasanın bir diğer maddesi ise birinci derecede yakını KHK’yla ihraç edilmiş ya da devlete karşı suçlar kategorisinde ceza almış insanların kamuda çalışamaması fiili durumunu hukukileştiriyor. Yani KHK ile ihraç edilmiş bir kişinin eşi, annesi, babası, kardeşi ve çocukları da devletin herhangi bir kurumunda, bu yasayla devletin tıbbi kurumlarında çalışamayacak. 

KHK ile ihraç edilmiş doktorların meslekten men edilmesi anlamına gelen bu yasa maddesi açıkça doktorları açlığa mahkûm ediyor. Üstelik idari bir tasarruf ile. Mahkeme kararı olmaksızın. Yani aslında mahkemece suçlu bulunmayan, suçsuz gühahsız insanları sırf siyasetten ‘’sivil ölüme’’ terk etmek. 

Bu yasa hükmü o kadar insafsız ve gayri insani ki, bunun vicdanla, ahlakla bir izahı olmaz. Sadece bu ülkede değil bütün dünyada ikinci bir meslek seçme şansı en az olan uzmanlık alanı Tıp’tır. Uzun yıllara yayılan öğrencilik dönemi, arkasından uzmanlık için sarf edilen yıllar. Böyle bir ömre ikinci bir meslek sığdırmak neredeyse mucizedir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news