15 Temmuz’un ikinci yıldönümünü geçtiğimiz Pazar günü idrak ettik. Türkiye siyasî tarihinin bu çok mühim olayı –ikinci vakayı hayriyesi- asla unutulmamalı. Daima hatırlanmalı, anılmalı. Nesilden nesile aktarılan bir sosyal, siyasî, kültürel millî miras hâline getirilmeli.

Ayrıca, 15 Temmuz her yönüyle analiz masasına yatırılmalı. Edebî ve akademik çalışmalara konu yapılmalı. Ona ilişkin en ince ayrıntılar dahi ortaya çıkartılmalı.  Bir daha bu tür acı olayların yaşanmaması için tedbir alma yolunda bu çalışmalardan yararlanılmalı.

15 Temmuz 2016’daki akim kalan darbe teşebbüsü darbeciliğin şimdiye kadarki en kapsamlı, planlı ve korkunç tezahürüydü. Diğer darbeler gibi uluslararası ayakları vardı. Adeta bir uluslararası konsorsiyumun emri veya siparişi olarak gerçekleştirilmek istendi. ABD ve Almanya gibi ülkelerin darbecilere ısrarla ve sinsice sahip çıması ve Yunanistan, Belçika gibi kukla ülkelerin aynısını yapmak için onların peşinden sürüklenmesi bu tespiti destekliyor, güçlendiriyor.

Darbe teşebbüsünün faili FETÖ bir taşeron örgüt olarak hareket etti. Darbe başarılı olsaydı Batı Mısır’da olduğu gibi darbecilerin kuracağı yönetimi hemen tanıyacak ve muhatap alacaktı. Demokrasiye yapılan alçakça saldırıyı demokrasiyi kurtarma çabası olarak kabul ve ilân edecekti. FETÖ aracılığıyla son yıllarda yaramazlaştığını düşündüğü –yani sözünü dinlemez hâle gelen- Türkiye’yi eskiden olduğu gibi bölgesel planlarında kullanabileceği bir piyon olarak yedeğinde tutacaktı. Batı bu beklentisi gerçekleşmeyince öfkelendi. Güya bağımsız, aslında devletlerinin dış politikası doğrultusunda pozisyon belirleyen medyasıyla açık açık, resmî devlet kurumları ve manipüle ettiği sözüm ona sivil toplum kuruluşlarıyla örtülü ve/veya dolaylı olarak Erdoğan’a ve onun üzerinden Türkiye’ye saldırmaya devam ediyor. Batı bu tavrıyla Mısır darbesinde olduğu gibi demokratik samimiyet ve tutarlılık testinden sınıfta kaldı. Kendi malı olduğuna inandığı ve ne pahasına olursa olsun koruduğunu öne sürdüğü liberal demokratik değerlere ihanet etti.

15 Temmuz darbe teşebbüsü mucizevî bir şekilde önlendi. Siyasî liderlere –Erdoğan, Yıldırım ve Bahçeli’ye-, tepeden tırnağa silahlı ve robotlaşmış darbeci askerlere çıplak elleriyle ve vücutlarıyla direnerek meydanları, köprüleri, kışla önlerini, caddeleri ve tüm kritik binaları onlara dar eden kahraman halkımıza, darbecilere canı pahasına direnen cesur polislerimize, darbecilere selam çakmak yerine haklarında gözaltı kararları çıkartan yürekli savcılarımıza, darbecilere bazen aktif bazen pasif olarak direnen şerefli askerlerimize, sapkın marjinaller hâricinde topluca darbeye karşı çıkan medya organlarımıza ve çalışanlarına müteşekkiriz. 15 Temmuz destanına hepsinin unutulmaz katkıları oldu.

15 Temmuz’daki Şanlı Direniş’in İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinden aşağı kalır yanı yoktu. Birçok bakımdan onlardan daha üstündü. Bu eşsiz başarı toplumumuzu büyüttü, olgunlaştırdı, güçlendirdi. Demokrasimizi de, tabiri caizse, “gazi demokrasi” yaptı. Türkiye 15 Temmuz direnişiyle demokrasiyi sonuna kadar hak eden bir ülke olduğunu kanıtladı. Artık hiç kimse, hiçbir ülke bize dönüp “demokrasi için bedel ödemediniz” diyemez.

Aradan geçen iki yıldan sonra 15 Temmuz’da ülkenin neresinde neler olup bittiği hakkında daha çok bilgiye sahibiz. Gerisi de gelecektir. Ancak, 15 Temmuz’un ne olduğunu dış dünyaya yeterince anlatamadık. Böyle olmasında özellikle Batı’nın Türkiye’ye önyargılı bakışı da pay sahibi. Ne var ki, bu gerçek, söz konusu başarısızlığı mazur kılmaz. Bu bakımdan daha yapılacak çok iş var. Bu işlerin bir kısmı hükümetin ve devletin, geri kalanı toplumun, yani hepimizin omuzlarında.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news