‘’Sezgisel olan sezgisel olandır’’ diyordu Wittgenistein ‘’ Sezgisel olanın bana doğruyu yaptırdığını nasıl bilebilirim; Bana, doğruyu yaptırdığını sandığım duygu, yanlış da yaptırabilir.’’ Doğru yaptığından emin olmak, dünyanın en huzur verici duygusudur. Zihnimiz huşu ile dolar. Kalbimiz bir başka çarpar, gözlerimizdeki ışıltı, masmavi bir gecede dolunay gibi parlar. Varlığımızın sahiciliğine ulaşır ve hakikati yüreğimizde taşıyoruz duygusuyla nefes alırız. Umutlanıp, yarınlara aydınlık bakışlar fırlatmamızın bir nedeni de budur. Yaptığımızdan emin olmak.

Ama keşke her zaman bu duygular zihnimizin nöbetçi doktoru olabilseydi; Aklımız kendi kuşkuculuğundan uzaklaşıp bize eziyet etme çabasından vazgeçseydi. Bilirsiniz, beylik bir laf vardır; ‘’ içim huzurlu ama aklım kaygılı’’ denilir. Bunun nedeni, bir bakıma kendimizden emin olmakla birlikte, dış dünyanın bizi kuşatan egemen varlığı ile baş edememe duygusunun dışavurumudur. Çünkü, dışımızdaki dünya irademizden bağımsız bir dünyadır ve ne zaman nerede bizi içinden çıkamayacağımız sorunlarla baş başa bırakacağı da pek belli değildir. Aklın kaygısı ve huzursuzluğu da bundan kaynaklanır.

Hepimiz bu dünyaya geldiğimizde içgüdüsel olarak ölümlü olduğumuzu biliriz. Geçici olma bilinci, her şeyden şüphe duymamızın ilk yeterli nedenidir. Elbette gelip geçici olmak, ne yapılırsa yapılsın, kalıcı olmayı başaramamak bir bakıma büyük bir travmadır da. Bu durum ile başa çıkmak için, aklımızın temel vasıtalarını kullanırız. Şüphe Aristo’dan bu yana aklı doğru kullanmanın araçlarından birdir.

Hepimiz hayatı seviyoruz. En akıllılarımız ise hayatı zarif bir şüphe ile sever. Durumu olduğunu gibi kabullenmemek ve değişebilecek olanları değiştirmek için, hayat ile aramıza bir mesafe koymak, şüphenin zarafeti için gereklidir. Hayatı olduğu gibi kabul etmek, hayatı olduğu gibi tüketmektir. Şüphe, hayatı değiştirmenin ilk anahtarıdır.

Şüphe temek tutarsızlık değildir. Hayatın sürekli akışkan olduğu düşünüldüğünde, bu akışkanlığın daha iyi sonuçlar doğurması için, daha iyi imkan ve koşulların ortaya çıkması için asla terk edemeyeceğimiz bir tutumdur. İçinde yaşadığımız şey ile olmasını istediğimiz şey arasında duran tek olgu şüphedir.

Olgu ( olan şey) ve değer ( olması gereken şey) arasındaki mesafeyi şüphe kısaltır. Olgudan değere ulaşmak ve o değeri hayatımıza katmak ancak, şüphenin dinamizm ile mümkün olabilir.

Hiç kuşku yok ki, ben kronik bir şüphecilikten söz etmiyorum. Müzmin bir kuşkuculuk değildir dilime doladığım. Hayatı daha ileri götüren, hayatı daha yaşanır kılan bir kuşkuculuktur burada vaaz etmeye değer bulduğum. Farklı bir bakış açısı elde etmek için, çözümlerin başka tarzda mümkün olduğunu görebilmek için. Farklı hissedip farklı düşünebilmek için, bir nebze kuşku, nesnel olmanın da gereğidir.

Dış dünyadan binlerce uyarıcı, talep, ihtiyaç ve beklenti olarak her gün hiç durmadan duyularımıza çarpar. Duyularımız çarpan bu uyarıcılar zihnimizi harekete geçirir. Zihin zarif bir şüphe ile bu uyarıcıları tasnif eder. İyi, iyi, kötüyü kötü raflarına dizer. Eğer bu ayıklayıcı zihinsel düzeneklerimiz olmasaydı beynimiz bir çöp dağına dönüşürdü.

Şair ‘’ seni zarif bir şüphe ile sevdim’’ demişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news