Solcular Ara Güler'i sahiplenmeli mi

Solcular Ara Güler'i sahiplenmeli mi

19 Ekim 2018 Cuma 13:22
Solcular Ara Güler'i sahiplenmeli mi

Ara Güler, geçtiğimiz gün, kalp yetmezliği yüzünden tedavi gördüğü hastanede, doksan yaşında hayatını kaybetti. Türkiye’nin fotoğraf sanatında ve foto muhabirliğinde çığır açmış, hatta onun kurucularından diyebileceğimiz Güler’in ölümü ile muhalif cenahta bir “sahiplenme” tartışması başladı. Güler’in özellikle son yıllarda AK Parti’ye göstermiş olduğu yakınlık, Gezi direnişçilerini “serseri” olarak tanımlaması ve “huzur” yemeğini fotoğraflaması; zaten onu daha önce de tartışma konusu haline getirmişti. Bu tartışma, ölümü ile birlikte alevlendi ve kabaca birkaç soru etrafında şekillendi: Türkiye solu Ara Güler’i sahiplenmeli mi? Güler’in eserleri ve kişisel görüşleri birbirinden ayrı mı değerlendirilmeli? Onu her haliyle reddetmek mi yoksa her haliyle kabul etmek mi gerek?

SANATIN POLİTİK DEĞERİ NEYE GÖRE BELİRLENİR?

Ara Güler vasıtasıyla ve biraz da ondan bağımsız olarak, tartışılması gerektiğini düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum: Sanatın politik değeri neye göre belirlenir? Bu noktada bir aydın tartışması yapma niyetinde değilim, yalnızca ülkemizde sanata devrimci bir perspektiften bakmaya çalışıyorum.

DEVRİMCİ KİMLİĞE SAHİP OLMAYAN BİRİNİN ESERLERİ DEVRİMCİ NİTELİK TAŞIYABİLİR

Öncelikle, sanatçıların ideolojiler alanında iki tür yansıması olduğunu söyleyerek başlayalım. Bunlardan biri, Ara Güler’i de eleştiri oklarının hedefi haline getiren politik kimlik meselesi. Ancak bir sanatçıyı sadece bu yönüyle ele almak, devrimci bir sanat perspektifi açısından da oldukça eksik kalır. Çünkü sanatçıların, yazarların, düşünürlerin ve bilim insanlarının politik değerini; alanlarındaki başarıları ve üretimlerindeki nitelik de belirler. Yani, kişisel yaşamlarında devrimci bir kimliğe sahip olmayan bireylerin eserleri devrimci bir nitelik taşıyabilir ve sol literatüre katkı sağlayabilir. Bu nedenle, bu kişilerin politikadaki karşılığı; kendini devrimci olarak tanımlayan, ancak kendinden önceki eserlerin sanatsal değerini düşüren ya da niteliksiz eserler veren kişilerden daha ilericidir.

İSMET ÖZEL VE “DEVRİMCİLİK”

Bir örnek vermek gerekirse, İsmet Özel’in eserleri, sol literatüre ve kültüre, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in eserlerinden daha fazla katkı sağlar. Bu noktada amacım, Hasan Hüseyin’i önemsizleştirmek değil, İsmet Özel’e hakkını, devrimci bir perspektiften teslim etmektir. Kabaca bahsetmek gerekirse, Özel’in şiiri, zengin bir dile ve sağlam bir imgeleme sahiptir. Şair, özellikle 60’lı yıllarda, İkinci Yeni şiirinin anlam derinliğini devrimci bir perspektifle buluşturmuş, bunu yaparken de arabeske ya da tekrara düşmemiş, malzemesini modernist bir çerçeveye yerleştirebilmiştir. Oysa, Hasan Hüseyin’in şiirinde bu yeniliği göremeyiz. Onun da içinde bulunduğu 70 kuşağı, Türk şiirinin belki de en kuru örneklerini vermiştir. Nazım Hikmet üzerindeki yasağın kalkmasının da etkisiyle, 40’ların toplumcu şiirinin arabesk bir versiyonu ve zayıf bir tekrarı olmuştur. Oysa kişisel yaşamlarına baktığımızda İsmet Özel, sol cenahta nefret edilen bir figür durumundadır.

MUHAFAZAKAR İNSANLAR İLERİCİ ESERLER ÜRETEBİLİR Mİ?

Bu iki isim üzerinde daha fazla tartışılabilir ve İsmet Özel gibi örnekler çoğaltılabilir. Peki, kişisel yaşamlarında gerici ve muhafazakar kimliğe sahip olan bu insanlar, nasıl ilerici eserler üretebilir? Aslında bu; kişilerin beslendiği kaynakların ilerici olmasıyla ilgilidir. Yani, bu eserlerin sahipleri kişisel yaşamlarında farklı davransalar bile ayaklarını materyalist bir zemine basarlar. Örneğin, Cem Karaca, Beatles esintili Batı müziğinden ve Türkiye’deki sol damardan beslenirken, Dostoyevski, Balzac realizmini kaynak edinir. İsmet Özel Marksizm ve sol damardan; Hegel ise Kant, Aristoteles ve Rousseau’dan beslenirken, bu yazının yazılmasına neden olan Ara Güler de Cumhuriyet’in ilerici değerlerinden ve olanaklarından yararlanarak fotoğrafçılık alanında öncü olmuştur.

DADALOĞLU’NUN İSYANI KİME?

Aslında tüm bu ikilem, eserin diyalojik yapısından kaynaklanır. Çünkü iyi bir eser, her ne amaçla yazılmış olursa olsun, okur ile diyaloğa girebilir ve ona yazılış amacından farklı şeyler de söyleyebilir. Bu anlamda, Jules Verne eserleri çokça bahsedilen, klasik bir örnektir. Jules Verne, kitaplarını Avrupa emperyalizmine ve sömürge sistemine meşruiyet yaratmak için yazar. Ancak biz o eserlerde emperyalizmin yerli halklara çektirdiği acıları ve yaşanan haksızlıkları görürüz. Benzer şekilde, Dadaloğlu’nun “Ferman padişahınsa dağlar bizimdir!” dizesiyle ünlü olan şiiri de “gerici” bir dava uğruna yazılır. Padişah, Tanzimat Fermanı sonrası, aşiretleri ve toprak ağalarını kontrol altına alıp, yeni vergi sistemi kurmak için bölgedeki Yörükleri iskan etmeye niyetlenir. İşte Dadaloğlu, modernleşmeye ve iskana karşı çıktığı için isyan eder ve ünlü şiiri söyler. Ancak şiir bugün, iktidarın gerici politikalarını eleştirmek için kullanılmaktadır. Dadaloğlu’nun politik değerini de bu kullanım belirler.

KİŞİLİKLER DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ KADAR “AYDINLIK OLMAYABİLİR”

Bunun yanı sıra, yalnızca eserlerin değil, kişiliğin ve doğru bir yaşam sürmenin de sanatçı kimliğinin bir parçası olduğunu söyleyenler de olacaktır. Bu makul görünen iddianın, dillendirilen en önemli kanıtı da kuşkusuz Yaşar Kemal’dir. “Yaşar Kemal gibi dürüst bir yaşam süren, nitelikli eserler veren bir yazar varken neden Ara Güler’i ya da İsmet Özel’i sahiplenelim?” diye sorulabilir. İşte bu noktada, kişiliklerin ve kişisel yaşamın düşündüğümüz kadar “aydınlık” olmadığını belirtmek gerekir. Yaşar Kemal dahil, tüm devrimci sanatçıların kişisel yaşamlarında eleştirilmesi gereken karanlık taraflar vardır. Örneğin, 90’lardaki ölüm oruçları döneminde, Leylâ Erbil, Mina Urgan, Arif Damar gibi önemli yüz yazarın bir araya gelerek imzaladığı bildiride Yaşar Kemal’in imzası yoktur. Leylâ Erbil, ustanın televizyon programlarına, “evet” yanıtı verip, çeşitli medyatik eylemlere imza atarken, bildiriye imza isteyen yazarların telefonlarını ve fakslarını cevapsız bıraktığını söyler ve Zihin Kuşları kitabında onu eleştirir.

Toparlamak gerekirse, kişilikler her zaman muğlak noktalar barındırır. Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan, her şeyden önce kaleminden dökülenler ve İnce Memed’ler olduğu gibi, sanatçıya sanatçı unvanını kazandıran da her şeyden önce sanatıdır. Kuşkusuz, Ara Güler’in eserleri de bir kesimin elinde, “İstanbul’un, işçilerin ve Anadolu’nun tarihi” olabilirken, başkasının elinde, “birkaç ünlü şahsın ve devlet adamının fotoğrafı” olarak kalabilir. Eleştiri önemlidir ama onun önemi, yalnızca yıkıcılığından değil, dönüştürücü ve kurucu gücünden kaynaklanır.

ODA TV

Son Güncelleme: 19.10.2018 13:41
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news