Ezanlar inlemeli-Ümmet dinlenmeli

Prof. Dr. İsmail Lutfi Çakan, 8 Mart dünya kadınlar gününde Taksim'de toplanan bazı kadınların ezanı ıslıklaması skandalı ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Ezanlar inlemeli-Ümmet dinlenmeli

Prof. Dr. İsmail Lutfi Çakan, 8 Mart dünya kadınlar gününde Taksim'de toplanan bazı kadınların ezanı ıslıklaması skandalı ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

13 Mart 2019 Çarşamba 13:07
Ezanlar inlemeli-Ümmet dinlenmeli
Reklam : Discovery Museum Istanbul 1 yaştan itibaren Bahçeşehir PrestigeMall AVM'de. Detaylar için tıklayınız!

İsmail Lütfi ÇAKAN

 

 

8 mart 2019 günü Taksim'de Kadınlar günü etkinlikleri için toplanmış olan güruhun, okunmaya başlanan Ezanı ıslık çalıp düdük öttürerek protesto etmesi, necip milletimizi ziyadesiyle üzmüş ve gerekli tepki değişik ortamlarda, yazılı ve görsel medyada dile getirilmiştir. Siyasiler arasında da tartışma konusu yapılmıştır.

Müslüman gönüllerde oluşan tepkiler ise nitelik ve nicelik bakımından tahmin edilemeyecek ölçüde derindir. Zira mes'ele neticede kutsalsız bir azınlığın, kutsallarına bağlı çoğunluğa karşı edep ve nezaket dışı bilinçli bir kışkırtmasından ibârettir.

 

 

Oysa Anadolu'da düğünlerde, bayramlarda ve değişik eğlence vesilelerinde kiralanan çoğu camisiz ve minaresiz yerleşim yerleri ahalisinden olan davul-zurna ekipleri, bırakın ezan okunurken   çalmayı, namaz vakti olmadığı halde camilere belli bir uzaklıkta davul-zurna çalmayı keserler, camileri geçtikten sonra yine belli bir uzaklıkta başlarlar. Onlar da dini simge ve mekanlara saygılarını böyle gösterirler. Böylece halkın övgü ve takdirlerini kazanırlar.

Taksimdeki söz konusu protestonun ezana değil, oradaki bir yolun kapatılmasına karşı başlatılmış olduğu, o gürültü esnasında ezan sesinin duyulamadığı için devam edildiği savunmaları, "özrü kabahatinden büyük" bir gariplik ve şaşkınlık ifadesi olmaktan öte hiç bir anlam taşımamaktadır.

Saygı ve  hoşgörü sınırlarını çiğneyip geçmiş olan bu modernlik ve çağdaşlık maskeli eylem dolayısı ile her şerde bir hayr olduğu düşüncesi gereğince ezan'ın dindeki ve ümmetin hayatındaki yeri üzerinde kısa bazı hatırlatmalarda bulunmak uygun olacaktır.

Ezan, şeâir-i dinden olup İslâm'ın, dolayısıyla tevhid inancının hâkimiyet alâmeti ve ümmetin istiklal ilanıdır. Müslümanlığın yirmi dört saatte beş kez dile getirilen sözlü davetidir. "Şehâdetleri dinin temelidir". İslâm ülkesinde kulakların aradığı olmazsa olmaz sestir. Zira günde beş vakit kılınan namaza davet ezan ile yapılır. Bunun içindir ki Allah, din ve peygamber'den oluşan üç büyük kutsala saygı da ezanda ifadesini bulur. Onu bu niteliğine uygun insani ve imani bir tavır ile karşılamak gerekir. Farklı bir tavır ve davranış kesinlikle aklı başında kişilerin yapacağı iş değildir. Nitekim yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُون  Namaz kılmak için ezan okuduğunuzda onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Çünkü onlar akılları ermeyen bir topluluktur.[1]

Bu âyette ve Ezân'ı oluşturan sözlerde açıkça görüldüğü gibi ezan, herşeyden önce "kulluğa/namaza çağrı"dır. Namaz, İslâm ibâdetlerinin en önde geleni, dinin direği ve aslî rukün olarak içinde secde bulunan bir ibadettir. Secde ise, kulun Allah'a en yakın olduğu haldir.

Kutlu kitabımız Kur'an-ı Kerim'in bildirdiğine göre İblis, secde emrine karşı çıkıp yerine getirmediği için rahmet-i ilâhiyyeden kovulmuştur. Şeytanın, secdeyi hatırlatan ezan sesinden kaçışı ile ilgili rivayetlerin ortaklaşa verdikleri bilgiyi şu rivayette bulmaktayız.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Namaza nida edildiği vakit Şeytan, ezanı işitmemek için (yahud ezan sesini duymayacak yere kadar, yahud duymayayım diye) yüz-geri edip (arkasını dönüp kemâl-i telaş ile) yellene yellene kaçar. Nida bitince yine (vesvese vermek üzere döner) gelir..."[2]

Bu ve benzeri hadis-i şeriflerde görüldüğü üzere Ezan sesinden rahatsız olmak, herhalde secde kaçkınlığı, iblisçe bir duygu veya kaygıdan kaynaklansa gerektir. İşin bu yönü oldukça düşündürücüdür.

Ezan, yüksekten, yüksek ve etkili bir sesle yapılan kulluk çağrısıdır. Görülebilir, duyulabilir ve özlü olması çağrı ve ilanlarda aranan belli başlı şekil ve muhteva özelliği olduğu için Hz. Bilal, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in emri ile ezanları Medine'de Neccar oğullarından bir yaşlı hanımın evinin damında okumuştur. Mekke fethi günü ise Bilal el-Habeşi, Kabe-i muazzama üzerine çıkıp ezan-ı Muhammedî'yi seslendirmiş ve İslâm'ın hakimiyetini Mekke ufuklarına ilan etmiştir.[3]

Yüce Rabbimizin bildirdiğine göre, İslâm tebliğinin ilk yıllarında "Kafirler, 'Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken şamata çıkarın. Böylelikle iman edenlere üstün gelirsiniz'[4] diyorlardı. Kur'an-ı kerim okunurken şamata çıkarılıp gürültü edilmesini telkin ve teşvik eden müşrik kafası ile ıslık çalıp ve düdük öttürmekle Ezan'a karşı tavır alan aklı ermez modern kafaların benzerliği ve paralelliği oldukça düşündürücüdür.  Bu tür tepkiler, Türkiye gibi bir İslâm yurdunda, İslâmsız cahiliye dönemi uygulamalarına dönüp onları yaşatmak niyet ve isteğinden kaynaklansa gerektir. Bu tür girişim sahipleri, bir hadis-i şerifte bildirildiğine göre, İslâm döneminde cahiliyye yaşayışını, örf, adet ve uygulamalarını arayan kişiler (mubtağun süete'l-cahiliyye fi'l-İslâm)[5] konumunda ve hükmündedirler. Açıkçası, Allah katında en sevimsiz üç gruptan biridirler.

Kutsalsız hayat özlemini insan hakkı olarak mazur görüp kutsallarına sahip çıkmak isteyenlere aynı haklardan yararlanma şansını tanımamak, olsa olsa çağdaş cahiliye kafasına yakışan erdemsiz bir düşünce ve tasarruftur.

Bir Karşı Tepki Hikayesi 

Bir arkadaşım anlattı. 10 Mart 2019 pazar günü şöyle etrafı kolaçan etmek ve gezmek amacıyla Taksim ve Beyoğlu'na gitmiş. İki gün önce yapılan Ezan protestosu sebebiyle hayli üzgün, kırgın bir ruh hali içinde oralarda gezinen insanları izlemiş. Taksim her zamanki gibiymiş. Bir farklılık görememiş. Yerlisi- yabancısı ile yetmiş iki millet geziyor, dolaşıyormuş.

Öğle vakti oradaki cami minaresinden ezan sesi yükselmiş. Bu defa ıslık çalmak, düdük öttürmek gibi herhangi bir çirkin davranışta bulunan kimse olmamış. Üstelik bir de bakmış ki şöyle onbeş yirmi metre önünde açığı-kapalısı ile beş-altı genç hanım hep birlikte ezan sesine doğru yönelmiş ve oldukları yerde sessizce ezanı dinlemeye başlamışlar. Ezanın sözlerini tekrar etmekte müezzine eşlik edip etmedikleri belli olmuyormuş. Kendisi de olduğu yerde durup hissettirmeden olanı biteni izlemeye başlamış. Hanımların bu davranışı, gariptir, oradan gelip geçen kimsenin dikkatini çekmemiş.

Ezan bitince, hanımlar birbirlerine dönerek konuşmaya ve yürümeye başlamışlar. Arkadışımız ezan duasını okuyuncaya kadar tereddüt ettikten sonra, efendice yaklaşıp, nezaketle hanımlara bu davranışlarının anlamını sormuş. Onlar, bir kişi tarafından da olsa fark edilmekten memnun olmuşlar. İçlerinden biri ciddi bir yüz ifadesi ve ses tonuyla şu cevabı vermiş:

- Biliyorsunuz iki gün önce burada çok üzücü bir ezan protestosu yapıldı. Biz de arkadaşlarla birlikte bu protestoya "karşı protesto" olmak üzere aynı yerde durup ezanı dinlemeye karar verdik. Az önce yaptığımız, o densizliğe kendi çapımızda bir tepki vermek niyetimizin uygulamasıydı. Allah'ım, o insanları ve bizleri bağışlasın.

Arkadaşım, "amin" dedikten sonra, bu duyarlı davranışları dolayısıyla hanımları tebrik edip büyük bir sevinçle yanlarından ayrılırken kendi kendine "bu gezi benim için unutulmaz bir gezi oldu, elhamdülillah" demiş.

Arkadaşım olan-biteni bana anlatırken hala olayı yaşıyor gibi idi. Sonunda bana, "bu saygı tavrının büyük kalabalıklar tarafından gerçekleştirildiğini düşün ne kadar olumlu ve örnek bir tavır hatta bir anlamda etkili bir fiili tebliğ olur" dedi.

Arkadaşım, hiç beklemediği olumlu bir davranışa tanıklık etmiş ve ondan esinlenerek aklına gelen eylem türünü de benimle paylaşmış olmaktan çok çok mutlu gözüküyordu. Doğrusu ben de milletimizin irfan ve hassasiyetini bir kez daha duymuş olmanın hazzını yaşadım ve duramadım o beş-altı kişilik hanım grubunun ezan protestosuna verdiği sessiz ve anlamlı karşı tepkiyi duyurmak için bu yazıyı kaleme aldım.

Bu arada ben de arkadaşıma geçmişte yaşadığım bir tepki olayını hatırlayıp anlattım.Yıllar önce, yayımına yardımcı olduğum Altınoluk Dergisi'nin Nakipoğlu hanının beşinci katındaki merkezinden, Cağaloğlu yokuşunu "kahrolsun şeriat, gericilere ölüm, yaşasın devrimciler" gibi İstanbul sokaklarına kesinlikle yakışmayan uğultulara boğup yürüyen kızlı-erkekli grupları günlerce izlemek, evet sadece izlemek zorunda kalmıştım. Gün oldu, "sivil, dindar ve demokrat" diye tanımlanan Cumhurbaşkanı sayın Turgut Özal vefat etti. Kendisini  o güne kadar görülmemiş bir kalabalık Ankara'dan İstanbul'a uğurladı. Fatih camiinde kılınan cenaze namazı sonrası yine fevkalâde büyük ve samimi bir cemaat tarafından uğurlandı. Ben o gün fakültedeki dersimde öğrencilerime, "Şimdi dersten sonra Fatih'e, Özal'ın cenazesinde yüksek sesle tekbir getirmeye gideceğim.  Sakın câiz mi değil mi diye sormayın. Câiz olmadığını ben de biliyorum, ama ben Cağaloğlu'nda günlerce "kahrolsun şeriat" diye bağıranları ya da havlayanları izledim, hiç bir şey yapamadım. Şimdi onlara cevap olur mu bilmem ama bu niyetle cenazeye katılıp "Allahu ekber" diye tekbir getireceğim" dedim. Sonra da gidip bu niyet ve düşüncemi gerçekleştirdim.

Arkadaşım beni sessizce ve fakat hayretle izlemekle yetindi. Sükutu ikrardan mı geliyordu, inkardan mı? Belli olmadı.

Arkadaşımla ezan protestosu meselesini konuşmayı sürdürdük. Özellikle de Ezanı özleyen yabancı uyruklu kişilerin, mesela Fenerbahçe'de on yıl futbol oynayan Birezilyalı Alex'in eşinin "Türkiyeden en çok Ezanı özledim. Hiçbir kelimesini anlamama rağmen o melodi bana çok huzurlu gelir, çok güven verici olduğunu düşünürüm" gibi medyaya yansımış sözleri üzerinde bir süre daha değerlendirmelerde bulunduk.

"Ezansız semtler" belki bir zamanlar birilerinin özlemi olmuş olabilir. Artık biz Ezan'ı özlüyor, dinliyor ve  ülkemizin Ezan'la güzel ve özlenmeye değer olduğuna inanıyoruz. Sözümüzü de merhum Âkif'in, bundan 98 yıl önce bugün (12 Mart 1921) Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde İstiklal Marşı olarak kabul edilen şiirindeki konuya ait dua dizeleri ile bitiriyoruz:

Bu ezânlar -ki şehâdetleri dinin temeli-,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

12 Mart 2019 Göztepe/İstanbul

 

[1] el-Mâide (5), 58

[2] Bilgi için bkz. Ahmed Naim, Tecrid Tercemesi, II, 561-563

[3]. İbn Ebî Şeybe, Musaef, I, 2243.

[4] Fussılet (41), 26

[5] Bk. Buhari, Diyât 9; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, X, 308

Son Güncelleme: 13.03.2019 13:07
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Emlak Fiyatları
İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news