Son günlerde gündemin ilk sıralarına çıkan emeklilik tartışması ekonomik mi siyasî mi? Her dikkatli gözlemci ve insaflı yorumcu teslim edecektir ki, konunun hem ekonomik hem siyasî boyutu var. Biri diğerini dışlamıyor. Buna karşılık, söz konusu tartışmalarda genellikle siyasî boyutun öne çekildiği ve ekonomik boyutun geri planda bırakıldığı -hatta bazen hiç hesaba katılmadığı- da açık bir gerçek. Bu yaklaşımla ne doğru dürüst bir tartışma yapabiliriz ne de mütemadiyen büyümekte olan soruna işe yarar çözüm yolları bulmakta başarılı olabiliriz.

Tartışmaya giriş yapmak için gazetemiz Yeni Yüzyıl’da 1 Ekim’de yayınlanan bir haberi aktaralım:

“Doğurganlığın azalması, yıllık nüfus artış hızındaki düşüş ve ortalama yaşam süresinin uzaması, yaşlı nüfusun her geçen yıl artmasına neden oluyor. Bu durum, dünya genelinde emeklilik ve sosyal güvenlik sistemlerinin finansal açıdan zorlanmasına neden oluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızla artan ve dünya nüfusunun yüzde 9'unu oluşturan yaşlı nüfusun payının 2030 yılına kadar yüzde 22'ye yükseleceği tahmin ediliyor. Hali hazırda, dünyada her 8 kişiden biri 60 yaş ve üstünde. Yaşlanan nüfustaki artış, ekonomik bakımdan aktif iş gücü piyasasını, emeklilik ödemelerini, sağlık hizmet ve harcamalarını da etkiliyor. Bir yandan çalışan ve üreten, diğer yandan yaşlı bakımı konusunda hizmet verebilecek iş gücü ihtiyacı artıyor. Ayrıca, ailelerdeki genç bireylerin çoğunun istihdam ve eğitim gibi nedenlerle yaşlı ebeveynleri ile aynı şehir ya da ülkede yaşamaması da yaşlılara yönelik bakım desteği sistemlerine duyulan ihtiyacı artırıyor. Ülkeler, yaşlıların ihtiyaçlarının karşılanması için eylem planları devreye sokuyor. Bir yandan yaşam boyu öğrenme programlarıyla bireylerin aktif ve sağlıklı yaşlanması, diğer yandan yaşlıların ekonomik açıdan desteklenmesi hedefleniyor. Ayrıca, kuşaklar arası dayanışmanın teşvik edilmesinin yanı sıra huzurevlerinin, bakımevlerinin ve geriatri merkezlerinin sayısının artırılması, yaşlı bakımının finansmanı, uzun süreli bakım sigorta sistemlerinin kurulması gibi uygulamaya dönük adımlar atılıyor. Bireysel emeklilik teşvik ediliyor.

Dünya genelinde değişen demografik yapı, devletlerin ve özel sektörün geleceğe dönük sağlık ve emeklilik harcamalarını yeniden şekillendirmelerini gerektirdi. Nüfusun yaşlanması nedeniyle sosyal güvenlik sistemleri baskı altına girdi ve insanların emeklilik dönemlerine yönelik tasarruf etmelerinin, hem onların emeklilikte yaşam standartlarını korumaları hem de ülkelerin ekonomisi açısından önemini ortaya çıkardı. Yaşlanan nüfusun artması, bireylere uzun vadeli, emekliliğe yönelik tasarruf imkanı sunan bireysel emeklilik programlarının teşvik edilmesini de beraberinde getirdi. Dünya genelinde yaşlı nüfus artıyor BM Nüfus Fonu'nun ‘2017 Dünya Nüfusunun Durumu Raporu’na göre dünya nüfusunun yüzde 26'sı 10-24 yaş aralığında, yüzde 65'i 15-64 yaş aralığında, yüzde 9'u ise 65 yaş ve üstünde. Yaklaşık 700 milyon kişinin şu anda 60 yaşın üzerinde olduğunu ortaya koyan veriler, bu yaş aralığındaki nüfusun 2030'da 1,4 milyara 2050 yılında ise 2 milyara ulaşacağı yönünde. Yaşlananların sayısındaki artış, en büyük oranlarda ve en hızlı şekilde gelişmekte olan ülkelerde görülecek. Ortalama ömrün uzamasının yanı sıra genç nüfus sayısının azalması da çalışma hayatına atılan ve emeklilik sistemlerini besleyen gençlerin sayısının önemli ölçüde azalacağını gösteriyor. Yaşlanan nüfusun sisteme getirdiği maliyetin dengelenmesi için yaşlıların potansiyellerinin değerlendirileceği uygulamalarla onların çalışmaya teşvik edilmesi ve iş gücü içinde daha fazla kalması bir çözüm yolu olarak sunuluyor. Bireylerin yaşlandıklarında da aktif yaşama devam etmesinin ve çalışma hayatında kalmasının sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi üzerindeki baskıları hafifleteceği, gayrisafi milli hasılanın ve vergi gelirlerinin artmasına yardımcı olacağı öngörülüyor.” (http://www.gazeteyeniyuzyil.com/dunya/yaslanan-nufus-sosyal-guvenlik-sistemlerini-zorluyor-h99182.html).

Giriş dedim ama bu haber aslında meselenin tamamını özetliyor. Ben daha açık hâle getirmeye çalışayım:

Önce olayın köküne gidelim. Genel sosyal sigorta sistemi, yani insanların yaşlılık ve hastalık dönemlerini kapsayacak bir koruma -sigorta - altına alınması, yüz yıllardır insanların hayatında yer almakta olmayan, yeni, modern bir fenomen. Çalışanların kendi aralarında dayanışma ağları ve mekanizmaları oluşturması sanayileşmeye paralel olarak ilk defa sivil toplumda ortaya çıktı. İlk dayanışma –arkadaşlık- sandıkları aynı iş yerinde çalışan veya aynı mahallede oturan kimseler arasında doğdu. Öncüsü, İskoç’ta bir grup papazdı. Bu insanların ölen papazların geride bıraktığı eş ve çocuklarına destek sağlamak için oluşturdukları bir sandık, başarısıyla, başka teşebbüslere öncü ve örnek oldu.

Başka pek çok şey gibi sivil toplumda gelişen sosyal güvenlik kurumu da devletleştirildi. Bunda başı Alman Şansölyesi Bismarck çekti. Sanayileşmekte olan Alman devleti politik ve sosyal endişelerle devletin merkezinde oturduğu, mahallî değil genel bir dayanışma ağı oluşturmaya başladı. Bu ağ zamanla hem tüm Almanya’da yayıldı hem de diğer coğrafyalarda taklit edildi.

Ortalama yaşın düşük olduğu, çalışan nüfusun sayısının devamlı arttığı, sosyal güvenlik ağlarının taahhütlerinin ve fiilî harcamalarının artan güvenlik primleri tarafından karşılanmasında önemli bir problemin olmadığı zamanlarda bu çok parlak bir fikir gibi göründü. Sistem belki de bir asra yakın bir süre başarıyla işledi. Ancak, son zamanlarda tıkanmaya başladı.

Tıkanmanın ana sebepleri yukardaki haberde veriliyor. Ortalama ömür uzadı. Nüfus yaşlanmaya başladı. Bir emeklinin maaşının kaç çalışan tarafından ödendiğinin ifadesi olan aktüeryal denge bozulmaya başladı. Cari sistemin işleyebilmesi için her çalışana karşılık en azından 4 prim ödeyen olması gerekiyor. Bu oran aşağıya düştükçe açık doğuyor ve devlet açığı gidermek için devreye giriyor,  sisteme kaynak aktarıyor. Ancak, bu, sorunu kesin olarak çözmez, olsa olsa mutlak kilitlenmeyi erteleyebilir.

Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de sistem tıkandı veya hızla tıkanmaya gitmekte. Bu, kaçınılmaz olarak, emeklilik yaşını yükseltmeyi, çalışanların sayısını çoğaltmayı, çalışanların ödediği prim miktarını artırmayı gerektiriyor. Ancak,  bunu yapmak da kolay değil. Türkiye gibi ülkelerde genç emekliği teşvik eden bir kültür ve siyaset var. İnsanlar erken emekliliği devlet denen yapıdan talep edilebilecek bir hak olarak görüyor. Emeklilerin sayısının çalışanların sayısına oranıyla, sistemdeki gelir-harcama dengesiyle, vaat ve talepleri karşılamaya yeterli kaynakların bulunup bulunmadığıyla ilgilenmiyor. Bu yüzden de erken emekliliğe karşı çıkan politikacılara ve politikalara verip veriştiriyor.

Elbette sistemin tıkanmaya girmesinde genel ve özel olarak siyasetin büyük sorumluluğu var. Neticede emeklilik yaşını siyaset belirliyor. Oy kazanma baskısı altındaki partiler akıl, mantık ve gerçek (yani matematik) dışı vaatlerle seçmeni etkilemeye çalışıyor. Daha baştan yapılan genel hata sosyal güvenlik sistemlerinin anonimleştirilmesi ve devletleştirilmesiydi.  Özel hatalar ise, bazı kişi ve kesimler için emeklilik şartlarının kolaylaştırılması ve mevcut emeklilere karşılığı bulunmayan ödemeler vaat edilmesi ve yapılması.

Meselenin özünü –yani bu durumu- görmeden yapılan tüm yorumlar ve talepler havada kalmakta. Bu çerçevede, milletvekili maaşları ile emeklilik meselesi arsında kurulan ilişki de anlamsız. Daha önce de yazdığım gibi   (http://www.hurfikirler.com/siyasetciye-imtiyaz-siyaseti-itibarsizlastiriyor/), milletvekilliğinin bir kazanç elde etme kapısı değil fedakârlığa dayanan bir hizmet makamı olarak görülmesi ve işlemesi lâzım. Bu yüzden, milletvekillerinin kendileri için özel sosyal sigorta düzenlemeleri yapması ve toplum tarafından “kıyak” olarak görülen imtiyazlı emeklilik ve sağlık imkânları elde etmesi ahlâka da, eşitliğe de, demokratik temsil ilkesine de aykırı. Ancak, karşılaştığımız problemin kaynağı bu olmadığı gibi çözümü de ondan geçmiyor. Yani milletvekillerinin sosyal güvenlik statüsünün normalleştirilmesi ve hatta maaşlarının asgarî ücret seviyesine indirilmesi problemin çözülmesine zerre kadar katkıda bulunmaz. Olsa olsa halkın yüreğini soğutur. Çözüm yüzlerin değil milyonların statüsünde yapılacak değişikliklerle ilgili.

Aslında bu problem başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de görüldü. Bireysel Emeklilik Sigortası (BES) buna verilmek istenen bir cevap. Ne derecede kalıcı ve işe yarar olacağını henüz bilmiyoruz. Ancak, gerek BES’in gerekse başka yolların işe yaraması için devletin yavaş yavaş sahadan çekilmesi lâzım. Bu ise, söylemesi kolay yapması çok zor bir iş. Ne siyaset ne de toplum buna hazır Siyasetteki ve toplumdaki ortak talep devletin geri çekilmesi değil daha çok müdahil olması. Bu kültür ve ilgili düşünme ve davranma kalıpları değişmedikçe çığ gibi irileşmekte olan soruna, acılar ve felaketler yaşamadan, gerçek bir çözüm bulmak neredeyse hayal.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news