Max Weber...

Ulus devlet olma ve modernleşme yolunda ilerlerken, Avrupa ve dünya jeopolitiğinde kendine yol açabilme sürecinde İngiltere ile Fransa arasında varolma ve çıkış yolu bulmaya çabalayan Modern Alman ekonomi politiğinin kurucu babalarından.

Dünya tarihinde burjuva kapitalizminin, sermaye birikiminin ve kâr ekonomisinin kendiliğinden oluştuğu ilk örnek olan İngiltere ile bir tarım ve rant ülkesi olan Fransa arasında bir modernleşme yolu seçmeye çalışır.

Fransa, Katolisizmin merkezlerinden. İngiltere ise Protestan Anglo-Saxon geleneğinin ve özgür düşüncenin öncülerinden.

Papalık ve Katoliklik ile yolunu ayırma mücadelesinden başarıyla çıkarak ulusal mezhebi Anglikanlığı kuran İngiltere, dilini de dinin temeli olan Latince'nin hegemonyasından başarıyla arıtmış. Shakespeare, bu başarının sembolü özünde. İngilizce, Katolikler nazarında bir "kirli dil". Zira; 16 yüzyıldan itibaren aydınlanmanın ve uyanışın dili; bilimin dili. Ticaretin ve ekonominin dili. Dünya genelinde halen süregiden cazibesinin kaynağı da bu. Lakin, çok da rafine felsefenin dili değil. Hatta biraz kaba saba. Düşünceden çok eylemle, ne düşünüldüğünden çok neyin yapıldığı ve becerilebildiğiyle ilgili. Becerenin kim olduğu değil becerinin kendisi önemli. Becerinin önünü açmak ve korumak için de serbest rekabetçi bir sisteme dayanır. Bu rekabetçi sistemde kimlik ötekileştirmesi yoktur

Latin kökenli Fransızca ise Rasyonalizm'in, soyut "akıl yürütme"nin dili. Düşünce, varlığın temeli. Dolayısıyla da kategoriler ve kimlik. Varlık, değerini kimliğinden ve kategorisinden alır. Becerip becerememesi önemli değil. Sistem, beceriyi değil kimliğin önünü açar ve korur. Fransa'da Fransız doğmak yeterlidir değerli olmak için. Statü varsa beceriye ihtiyaç yoktur. Sistem de korumacıdır.. Dış ticarette ve beceriye karşı statüyü savunmak için korumacı, devletçi ve müdahalecidir. Fransızı korur.. İşalemi ancak uykucu bir sistemde devleti eleştirir ve politikacıdan fırça yer. Zira, devletten beklentisi vardır.

Atilla İlhan, Batı'nın Deli Gömleği'nde Fransız kimlikçiliğini çok güzel anlatır: Fransa, Afrika'daki sömürgelerinde siyahi insanlara atalarının Avrupa'dan gelmiş renkli gözlü beyaz insanlar olduklarını, yani kimlik dayatmıştır.

Maraş'tan, Gaziantep'ten kısa sürede defedilmelerinin nedeni de bu kimlikçi ve ötekine tahammülsüz tutumları; yerel halkın inancına ve başörtüsüne el uzatmaları; kimlik çatışması içine girmeleri.

Emile Zola, Gerçek'te Fransız Aydınlanması'nınve Katolikliğin ötekilestirici ve çatışmacı yapısını anlatır. Bu dualite ve huzursuzluk, Rasyonalizm'in özünde de var..

Velhasıl; Fransız, dogmatik uykusundan uyandırılmak istemez.Bu amaç uğruna her yol mübahtır. Fransa'da sık sık gözlenen sokak isyanlarının nedeni de göçmenlerin ötekileştirilmesi, dışlanması ve kimlik çatışmasıdır.

Ne kötü ki Türk modernleşmesi de bu kimlik odaklı çarpık Fransız Aydınlanmasını referans almıştır. Bir Kıta Avrupası hastalığı olan rahat uyuma arayışı, bize de oradan bulaşmıştır. Gerçek'teki gibi her kesimde, laikçi ve dinci kesimlerin birbirini ötekileştirmesinin, kimlik aidiyetinin becerinin önünde gelmesinin ve

yüceltilmesinin nedeni budur. Öyle ki, amaç uğruna her yolu mübah gören "beka sorunu" söylemi de ekonomik soruna Fransız kalmanın ve dogmatik uykunun beyanıdır. Burası boş lafın, kafa karışıklığının, yalanın ve hülyanın evrenidir. Acilen terkedilmesi ekonomi namına hayrlı olacaktır.

İngiltere'de ise kimlik ve statü, ekonomide ve rekabette becerinin çok gerisinde kalır. Adam Smith'in tespitiyle, "sen işini doğru yap, insanlar kapına kadar patikalar döşer." Kim olduğun önemli degil. Kimin kazandığı ya da başardığı veya seçildiği önemli degil.. En azından teorik olarak çesitlilikleri kapsayıcı. Zira, Robin Hood filminde, "sen neden siyahın" diyen çocuğa zencinin verdiği cevapta olduğu gibi: "Tanrı, çeşitliliği sever!"

Sonuç.. Bir kaç yıl önce The Economist'te okuduğum bir yazının ana teması gibi.. Nitelikli işgücü Fransa'yı değil İngiltere'yi tercih eder. Keza, küresel ölçekte doğrudan yabancı sermayenin yönünü dahi İngiltere belirler. İngiltere'nin de sermayenin de düşmanı yoktur, çıkarı vardır malum. Küresel ekonomik ve politik ilişkilere "çıkar çatışması" perspektifiyle çözüm aramak"kimlik çatışması" perspektifin nispeten daha uzlaşmacıdır.

Türkiye ekonomi politiğinin de kimlik yerine beceri odaklı ve sermaye dostu olması, ekonomik çıkar çatışmalarını çözme yönünde yapılanması yurtiçi gerilimleri azaltacağı gibi doğrudan yabancı sermayeyi de çekecektir.

İngiltere, bu perspektif sayesinde, tüm problemlerine rağmen Avrupa'nın ekonomik performansı en yüksek ülkesi. Keza, işsizlik ve enflasyonun en düşük olduğu ve ücretlerin de en hızlı yükseldiği ülke. Brexit Süreci ile de kendine ayakbağı olmaya başlayan Avrupa Birliğinden ayrılmaya çabalıyor. İngiltere olsam ben de aynısını yapardım.

Max Weber'in modern Almanya'nın kuruluş sürecinde gördüğü de bu. Anglo-Saxon felsefesini tanıyınca "dogmatik uykusundan uyanan" Kant gibi, Weber de Protestan ve kapitalist İngiltere'nin sermaye, kâr, beceri ve rekabet odaklı ekonomi politiğini katolik ve feodal Fransa'nın toprak, rant, kimlik ve statü odaklı dogmatik ekonomi politiğine tercih eder.

Bunu da çarpıcı şu tespitle özetler: "Katolik, uyumayı; Protestan yemeyi sever." Almanya için önerisi de "çok yemek ve çok çalışmaktır."

Benim bu tespite ekleyecegim küçük bir husus daha var: Nişasta/karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine protein ağırlıklı beslenme de önemli. Zira nişasta da uyutur ve obezleştirir. Ayrıca nişasta tüketiminin çokluğu, bir azgelişmislik belirtisidir.

Bir TED konferansında 90 küsur yaşlarındaki bodybuilder, "keşke" der "cennette yılan elmayı getirdiğinde, elma/karbonhidrat yerine yılanı/protein yeseydik. Hem cennetten kovulmazdık hem de daha sağlıklı olurduk."

Velhasıl Türkiyem.. "Dogmatik uyku"nun, korumacılığın ve tektipleştirmenin, ekonomik büyümeye ve refaha zararı var faydası yok.. Hem kendimiz hem de ekonomimiz için, "uyanık olmalı; çok yemeli, çok çalışmalı!"

Hayrlı iftarlar..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sponsor Bağlantı

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news