Modern ekonomi biliminin kurucusu kabul edilen Adam Smith, “Ulusların Zenginliğini” Fiziksel Sermaye Stoku (Kapital) birikimi ile açıklar.

Modern büyüme teorilerinin tamamı da Fiziksel Sermaye Stoku birikimine öncelik verir.

AR-GE ve Beşeri Sermaye Birikimi de ancak Fiziksel Sermaye Stoku’nun kalitesini artırabildiği ölçüde ekonomik büyüme sürecine katkı sağlayacaktır.

Nitekim; Fiziksel sermaye stoku birikimi yüksek ülkelerin daha çok ARGE yatırımı yapması, fiziksel sermaye kalitesini de daha çok artırdığından dolayı gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasındaki fark da giderek açılacaktır; açılmaktadır.

Günümüz dünyasında tek başına “para bolluğunun” yaşanması, ekonomik büyüme ve kalkınma ölçütü kabul edilmez. Aslolan bu parasal birikimi fiziksel sermaye stoku birikimine; daha da ötesi Ticarileştirilebilir Fikri Mülkiyete (TRIPS) çevirme kapasitesidir. Bunu başaran, bir kilo ürünü yüzbinlerce dolara satabilir. Başaramayan da önüne atılan üç-beş kuruşla yetinmek zorunda kalır. Ülkelerin bir kilo ürünü satış farkları arasındaki fark, ekonomik büyüme ve gelişmişlik kalitesi arasındaki farkın da ölçütüdür.

Bu da doğal olarak nitelikli işgücünden geçer. İşgücünün niteliği arttıkça ekonominin beşeri sermayesi ve Ticarileştirilebilir Fikri Mülkiyet üretme kapasitesi de artar.

İşgücünün niteliğindeki artışın objektif ölçütü verimlilik artışıdır. Ancak verimlilik artışını belirleyen ölçütler çok da objektif değildir. Verimlilik artışının temel belirleyicisi, işgücünün rutin dışına çıkma kapasitesi; yani, özgürleşebilmesidir. Günümüzde birçok işkolunda, özellikle de hizmetler sektöründe işyerinin fiziksel bir kavram olmaktan çıkması, evden ya da cafeden yürütülen işlerin yaygınlaşması ve artması, özellikle hizmetler ve hassaten yazılım sektöründe uluslararasılaşma bu ihtiyacın yansımalarıdır.

Bir ekonominin “sosyal sermaye birikimi” de örneğin lojistik imkanlarından çok daha önemli görülebilmektedir. Zira “sosyal sermaye”, ekonominin “güven” potansiyelini belirleyerek “işlem maliyetlerini” artırıcı ya da azaltıcı etkilerde bulunabilmektedir. Uluslararası firmalar, sosyal sermayesi güçlü ve işlemleri/sözleşmeleri güvenilir bir ekonomiyi, lojistik imkanları çok daha güçlü bir ekonomiye tercih edebilmektedir. Keza; “emin” sıfatıyla özdeş olan bireysel “güzel ahlâk”, kollektif vurgulu “görev ahlâkı”nın önüne geçmektedir.

Daha da ötesi, bazı işlerde çalışanların “EQ’su, sezgileri ve hayal kurabilme yetisi” dahi büyük önem taşımaktadır. Yahya Kemal’in deyişiyle “maviliğin bittiği son hadde kadar açılabilmek”, “bu dünyada hayal ettiği müddetçe yaşamak”,  her tür yaratıcılığın, teknolojik ilerlemenin, büyüme,zenginlik, refah ve gelişmenin de temelidir. Çoğu sektörde irrasyonellik, rasyonelliği tepelemekte; bireyselleşmeyi kısıtlayan ya da önleyen hiyerarşik örgütler ve toplumsal yapılar tarihin çöplüğüne itilmektedir.

Güven, hayalperestlik, irrasyonellik, özgürlük; kısa dönemde formel bir “emir kumanda mekanizması” ve “zorlama” ile, yasa ve yönetmelik ihdas ederek, sosyal mühendislikle geliştirilebilecek yetiler ve erdemler değildir.

Bunlar, ancak “uzun dönem”de ve “sözleşme serbestliği” olan “özgür bir toplum”da kendiliğinden işleyen enformel bir süreç içerisinde” oluşabilecek ve gelişebilecek erdemler ve yetilerdir.

Bir ekonomiye verilebilecek en büyük zarar ve hasar da bu yetilerin oluşum ve gelişimini, buna katkı sağlayacak enformel süreçleri ve kurumları kısa vadeli maddi ve politik çıkarlar uğruna tahrip etmektir.

Velhasıl; bir ekonominin mal ve hizmet üretim performansının artırılması, uzun dönemli bir perspektif geliştirir.

Her işlemde sadece “para miktarı”nın artırılmasını amaçlayan “finansal sektör”ün kısa ufuklu/miyopik perspektifi ise yukarıda açıklanan erdem ve yetilerin çürütülerek yok edilmesine yol açabilecek bir tehdittir. Bir diğer ifade ile “finansal sektör”ün miyopik perspektifi, özgür bir topluma karşı kontrol altında tutulan mümkünse despotik, hiyerarşik, totaliter ve zorlayıcı bir toplum ister.

Hükümet ne yaparsa yapsın, dalgalı kur rejiminde döviz kurunun seviyesini piyasa belirleyecektir. İsteyen dolar ve Euro almaya devam edebilir. İsteyen de TL varlıklara yatırım yapabilir. Moden bir ekonomide bunların hepsi birer finansal yatırım aracından ibarettir. Hükümet, finansal piyasalara müdahale etmeye çalışmaktan vazgeçip, reel sektörde ihraç edilen herbir “kg” başına geliri artırmaya yönelik politikalar geliştirmeye odaklanmalıdır.

Bunun yolu da, özelde ulusal genelde ise küresel ekonomik zenginleşme için “itaat odaklı” hiyerarşik ve zorlayıcı toplum unsurlarının, despotik ve totaliter politik yapıların tasfiyesi; sivil hak ve özgürlüklerin  geliştirilmesi, bireyin ve enformel kurumların özgürleştirilmesi; Merkez Bankası’nın da mevzuata uygun olarak tam bağımsız bir kuruma dönüştürülmesi; hükümetin paradan ve faizden elini çekmesidir.

Ötesi, yani faiz ve kur problemleri, ekonominin üretkenliği ve verimliliği arttıkça “uzun dönem”de kendiliğinden ve hızla çözülecektir.

Zira; bu coğrafyada Ticarileştirilebilir Fikri Mülkiyet (TRIPS) üretimini teşvik edecek çok güçlü bir sosyal sermaye birikimi, güzel ahlâk ve sezgisel bilgi potansiyeli olduğu şüphesizdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news