Bağımsızlığın 75. yılında çekişmelerin kurbanı: Lübnan

Lübnan, 22 Kasım 1943'te Fransa'nın manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığına kavuştu ancak daha sonra 15 yıl süren iç savaş ve beraberinde getirdiği sorunların kurbanı oldu.

Bağımsızlığın 75. yılında çekişmelerin kurbanı: Lübnan

Lübnan, 22 Kasım 1943'te Fransa'nın manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığına kavuştu ancak daha sonra 15 yıl süren iç savaş ve beraberinde getirdiği sorunların kurbanı oldu.

22 Kasım 2018 Perşembe 15:32
Bağımsızlığın 75. yılında çekişmelerin kurbanı: Lübnan

BEYRUT - MAHMUT GELDİ

Lübnan, 22 Kasım 1943'te Fransa'nın manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığına kavuştu ancak daha sonra 15 yıl süren iç savaş ve beraberinde getirdiği sorunların kurbanı oldu.

Osmanlı hâkimiyetinde yaklaşık 400 yıl kalan Lübnan'ın çeşitli din ve mezheplerden oluşan halkı, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra girdiği Fransız mandasından bağımsızlığını elde edinceye kadar aynı hedefe odaklanmıştı. Ancak Lübnan'ın bağımsızlık dönemine girmesiyle birlikte başlayan siyasi çekişmeler, Fransız ve diğer yabancı güçlerin işgalinden tamamen kurtulmayı isteyen Müslümanlar ile Fransızların himayesinde bir Lübnan isteyen Hristiyanlardan oluşan iki ayrı cephe oluşturdu.

Arap milletçiliği akımına yakın manda rejimi başbakanları Bişare Huri ile ülkenin Fransızların himayesinde Hristiyan bir devlet olmasından yana olan Emile Edde arasında yaşanan süreç, Lübnan'ın 22 Kasım 1943'te bağımsızlığa kavuşmasıyla sonuçlandı.

Birinci Dünya Savaşı'nda 16 Mayıs 1916'da Britanya ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devleti'nin Ortadoğu'daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli anlaşma Sykes-Picot kapsamında Lübnan'ı ve Suriye'yi işgal eden Fransa 1923 yılında bu bölgelerde kendisine bağlı manda yönetimi kurmuştu.

İkinci Dünya Savaşı'nın başında Fransa'nın bölgede hassas bazı yerleri kontrol etmesiyle değişen konjonktür gereği Lübnan hükümeti, 1943 yılında Fransız manda yönetiminden anayasanın değiştirilmesini talep etti.

O dönem Filistin, Ürdün ve Irak'ı yöneten İngilizler de Lübnanlıların bahsi geçen talebine destek verdi. Aynı yılın eylül ayında gerçekleştirilen seçimlerde Bişare Huri'nin Cumhurbaşkanı seçilmesi ve Riyad Sulh başbakanlığında hükümetin kurulmasıyla Fransız himayesindeki Lübnan'ın anayasasını değiştirme yönündeki adım ülkenin bağımsızlığına dönüştü.

Bunu kabullenemeyen Fransız güçleri ise Cumhurbaşkanı Huri, Başbakan Sulh dahil birçok siyasiyi tutuklayarak Bekaa Vadisi’ndeki Raşayya kasabasında yer alan Raşayya Kalesi'ne hapsetti. Fransa’nın bu girişimi Lübnan'ın çeşitli bölgelerinde protesto ve ayaklanmalara neden oldu.

Ülke genelindeki gösterilerin ardından, Fransız yönetimi 22 Kasım’da kaledeki tüm tutukluları serbest bırakma emri verdi. Cumhurbaşkanı Huri ve Başbakan Riyad Sulh, kendilerine eşlik eden yüzlerce vatandaşla Lübnan'ın ilk bağımsızlık kutlamasını burada yaptı.

Lübnan'daki Fransız güçleri, ülkenin geneline yayılan halk ayaklanmalarının ardından 31 Aralık 1946'da bölgeyi tamamen terk etti.

Lübnan'daki Filistinlilerin varlığıyla başlayan düşmanlık

Lübnan manda yönetiminden kurtuldu ancak bu kez de ülke içi anlaşmazlıklarla karşı karşıya kaldı. Lübnan'da iç savaşa götüren olayların kıvılcımı ise şu şekilde ateşlendi:

İsrail, 14 Mayıs 1948'de işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan ederek, Filistinlileri zorunlu göçe tabi tuttu. Büyük Felaket olarak bilinen "Nekbe" sırasında çok sayıda Filistinli Lübnan'a sığındı.

Filistinlilerin varlığından rahatsız olan kesimlerin beslediği düşmanlık, 1968 yılından itibaren hızla ilerledi. Ülkedeki Maruni Hristiyanların karşı çıkmasına rağmen, Fetih Hareketi mensubu direnişçilerin 1971 yılında Ürdün'den Lübnan'a intikal etmesi üzerine Lübnan'daki gerginlikler daha da tırmandı.

1975'te başlayan iç savaş 15 yıl sürdü

Hristiyan Falanjist milisler, başkent Beyrut'taki Aziz Maruni Kilisesi önünde 13 Nisan 1975'te Filistinli mültecileri Tel ez-Zater Kampı'na taşıyan otobüse silahlı saldırı düzenleyerek aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 27 kişiyi katletti. Bahsi geçen olay, iç savaşın başlangıcı olarak kabul ediliyor.

Ülkede, siyasi-mezhepsel ayrışma ve silahlanmanın eklenmesiyle olaylar 15 yıllık bir iç savaşa dönüştü. Bazı kişilerin, Lübnan ve Filistinliler arasında yaşanmış bir savaş olarak yorumladığı iç savaşta, Hristiyan Falanjist milislerin yenilmek üzere olduğu 1976 yılında, Lübnan Cumhurbaşkanı Süleyman Frenci, Suriye'nin müdahalesini istedi.

Cumhurbaşkanı Frenci'nin, Suriyeli güçlerin ülkesine müdahalesini istemesinin gerekçesi ise "Suriye'ye temel ürünleri tedarik etme konusunda önemli role sahip Lübnan'daki limanın kapanabilme" ihtimaliydi.

Frenci'nin isteğine olumlu yaklaşan ve Filistin karşıtı cephede yer alan Suriye yönetimi, böylece İsrail ile aynı cephede yer almış oldu.

Lübnan'da Maruni Hristiyanların çoğunlukta olduğu hükümeti desteklemeye başlamasının ardından Mayıs 1976'dan itibaren Falanjist milisleri silah ve askeri danışmanlarla desteklemeye devam eden Suriye ordusu, Lübnan'ın kuzeyindeki Trablusşam ve diğer bazı bölgelere girdi.

İsrail'in Lübnan'a müdahalesi ve Sabra-Şatilla katliamı

Lübnan iç savaşına 1978'de dahil olan ve 1982'de başkent Beyrut'a kadar giren İsrail, iç savaş sırasında Filistinlilere karşı Beşir Cemayel liderliğindeki Hristiyan Falanjist milisleri destekledi.

Hristiyan Ketaib Partisi lideri Beşir Cemayel'in cumhurbaşkanı seçilmesinden kısa süre sonra uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesini gerekçe gösteren milisler, 16 Eylül 1982'de İsrail ordusunun gözetiminde Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına saldırı başlattı.

Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron'un yönettiği üç gün süren saldırılarda, 3 binden fazla savunmasız Filistinli mülteci katledildi. Çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan Filistinli mülteciler, milislerin kullandığı ağır silah ve bombaların yanı sıra balta ve kesici aletlerle de vahşice öldürüldü.

İsrail işgali, 1985'te kademeli olarak ülkenin güneyine doğru geri çekildi ve 2000 yılında Lübnan topraklarından tamamen çıkması ile sona erdi.

1988'da müttefikler arasındaki anlaşmazlık

Dönemin Cumhurbaşkanı Emin Cemayel, 1988 yılında görev süresi sona ermeden dakikalar önce ilan ettiği geçici askeri hükümetin başına dönemin Genelkurmay Başkanı olan General Mişel Avn'ı getirdi.

Avn, bu sırada iç savaştaki müttefiklerinden Falanjist milislerin oluşturduğu Maruni Hristiyan Semir Caca liderliğindeki Lübnan Güçleri'ne karşı da ayrı bir savaş başlattı.

Bu yeni çatışma iç savaş sırasında ortak bir cephe halinde hareket eden Hristiyanlar arasında bir tür ikinci "iç savaş" çıkmasına ve çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Savaşın taraflarından Suriye ve Lübnanlı müttefikleri, Avn'ın başbakanlığındaki hükümete itiraz ederken Avn, savaştaki ana dış aktörlerden biri olan Suriye'ye karşı "Bağımsızlık Savaşı" ismini verdiği silahlı mücadele başlattı.

Lübnan'daki farklı din ve mezhepleri karşı karşıya getiren iç savaş, 1989 yılında Suudi Arabistan'ın Taif şehrinde, imzalanan Taif Antlaşmasıyla sona erdi ancak antlaşma etkin olana kadar gruplar arasında çatışmalar bir süre daha devam etti.

Anlaşmadan sonra Mişel Avn, hükümet liderliğini İlyas el-Haravi'ye bıraktı ve Lübnan parlamentosu da Mart 1991'de çıkardığı yasayla 1975'ten beri işlenen tüm suçlara af getirdi. Aynı yılın mayıs ayında ise Hizbullah dışındaki tüm silahlı gruplar dağıldı ve Lübnan'ın ulusal ordusunun kurulma süreci başladı.

Ülkede, 1975-1990 yıllarında süren iç savaşta 150 binden fazla insan hayatını kaybederken, yüz binlerce kişi yaralandı, bir milyondan fazlası da ülkesini terk etmek zorunda kaldı.

İsrail ve Suriye güçlerinin ülkeden çekilmesi

İsrail'in Lübnan'dan çekilme kararı aldığı 2000 yılında Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'in ölümüyle ülkedeki siyasi güçler, Suriye ordusunun Lübnan'ın Bekaa bölgesine çekilmesini öngören Taif Anlaşması'ndaki maddenin uygulanması için harekete geçti.

Suriyeli güçler ise eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 14 Şubat 2005'te başkent Beyrut'ta bomba yüklü araçla düzenlenen saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından gelen uluslararası baskılar karşısında 26 Nisan 2005'te Lübnan'dan tamamen çekilmek zorunda kaldı.

Suriye'nin ülkeyi terk etmesinin ardından Lübnan güçleri, İran ve Suriye destekli Şii Hizbullah'ın oluşturduğu 8 Mart Bloku ile Suudi Arabistan ve Batı ülkelerinin desteklediği Başbakan Saad el-Hariri liderliğindeki 14 Mart Bloku şeklinde ikiye bölündü ve ülkede 2012 yılına kadar birçok siyasi suikast yaşandı.

Lübnan-İsrail savaşı

Hizbullah örgütü ile İsrail arasındaki askeri çatışma nedeniyle 12 Temmuz 2006’da başlayan ve 33 gün süren savaşta, 60 civarında İsrailli, binden fazla Lübnanlı öldü ve 100 binden fazla Lübnanlı sivil evlerinden oldu.

Savaş, 14 Ağustos 2006'da ilan edilen ateşkes ile son buldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 1701 sayılı kararı taraflarca onaylandı ve Lübnan'ın güneyindeki Litani Nehri ile Mavi Hat arasındaki bölgeye Lübnan BM Barış Gücü (UNIFIL) askerlerinin konuşlandırılmasına karar verildi.

Cumhurbaşkanlığı krizi

Lübnan meclisi, 23 Nisan 2014'te görev süresi mayıs ayında dolacak Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman'ın yerine geçecek cumhurbaşkanını seçmek üzere toplandı. Ancak adaylardan hiçbiri 128 sandalyeli mecliste üçte iki çoğunluğu sağlayamadı.

Lübnan meclisi, iki yıldan uzun süren siyasi boşluğun ardından 31 Ekim 2016'da General Mişel Avn'ı ülkenin 13. Cumhurbaşkanı olarak seçti.

Avn'ın seçim sürecine giden yolda, 8 Mart Bloku'nun yanı sıra 14 Mart Bloku'nun güçlü partisi Müstakbel Hareketi dolayısıyla Saad Hariri ile uzlaşıya varması ülkede devam eden sorunların çözümü bağlamında Lübnanlıları umutlandırırken, siyasi arenada da beklentileri artırdı.

Ülkedeki mezhepçilik faktörü her geçen gün öne çıkıyor

Cumhurbaşkanı Avn, 9 yıl aradan sonra 6 Mayıs'ta yapılan genel seçimlerin ardından Başbakan Hariri'yi 24 Mayıs'ta yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi ancak siyasi taraflar arasında başta bakanlıkların dağılımı olmak üzere yaşanan birtakım sorunlar nedeniyle ülkede aylardır hükümet kurulamıyor.

Bağımsızlığına kavuştuğu 22 Kasım 1943'ten bu yana bölgesel ve uluslararası çekişmelerin kurbanı olmaktan kurtulmayan Lübnan'da İran, bölgede nüfuzu ve çıkarları gereği Hizbullah'ı desteklerken Suudi Arabistan da aynı şekilde ülkedeki Sünnileri temsilen Başbakan Hariri liderliğindeki Müstakbel Hareketini destekliyor.

Bu nedenle siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerle boğuşan Lübnan'daki mezhepçilik faktörü her geçen gün daha fazla öne çıkarken, vatandaşın hayatını kolaylaştıracak altyapı hizmetleri konusunda bir ilerleme kaydedilmiyor.

Son Güncelleme: 22.11.2018 15:32
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news