Danıştay’ın 8. Daire’sinin ilkokullarda yıllarca okutulmuş ve ve bir süre önce kaldırılmış olan ant hakkındaki kararı toplumun ortasına adeta bir bomba gibi düştü.   Mahkeme andı kaldıran yönetmelik maddesini iptal etti. Bu durumda, başka bir gelişme olmazsa, ant okullarda tekrar standart ritüel hâline gelecek.  

Karar, olacağı ve olması gerektiği gibi, çok boyutlu bir fırtına koparttı. Hemen her kişi ve kesim hem mahkemenin kararı hem de ant meselesi hakkında görüşlerini açıkladı. Bununla da kalmayıp farklı düşünenleri, bazen çok sert sözlerle, kıyasıya tenkit etti. 

Mahkeme kararı iki açıdan değerlendirilebilir. İlki kararın özü. İkincisi kararın gündeme getirdiği yargı ile yürütme ve yasama arasındaki ilişkiler ve devletin temel erklerinin görev alanları ve alan taşmaları.

İlkinden başlayayım. Andın hem içerik hem şekil bakımından yanlış ve gereksiz olduğunu düşünüyorum. 

Şekil bakımından yanlış olan, çok genç yaştaki öğrencilere bir askerî disiplin ve kolektif bir ruh hâli içinde bir tür marş okutulması. Okutulan ant başka bir içeriğe sahip olsaydı da yanlışlık ortadan kalkmazdı. Yani şekilde bir tuhaflık mevcut. Sivil eğitim-öğretim hayatında, icra edilme tarzından dolayı bireysellik ruhunu öldüren, farklılıkları görmezden gelmeyi telkin eden, tek biçimleştirmeyi genç zihinlerde normalleştirmeye hizmet eden bu tür antlardan ve marşlardan kaçınmak gerekir. Bırakın askerler, polisler, yani üniformalı devlet görevlileri antlar ve marşlarla haşır neşir olsunlar…

Andın içeriği kuşkusuz çok sıkıntılı. Anda sahip çıkanlar anda karşı çıkanlara “andın neresine, hangi kelimesine karşı çıkıyorsunuz” diye çıkışıyor. Kendileri anda iman derecesinde bağlandıkları ve asla ve kata hiçbir yanlışlık gör(e)medikleri için başka herkesin de aynı şeyi düşüneceğini veya düşünmesi gerektiğini zannediyorlar. Kendilerine yardımcı olmak için birkaç noktanın altını çizeyim.

Ant her şeyden önce bir ırk, bir etnisite ve onun üstün meziyetleri ve ortak görevleri üzerine vurgu yapıyor. Açık söylemek gerekirse Türk olmayı yüceltiyor. Oysa Türkiye etnik bakımdan çoğulcu bir ülke. Bu vurgudan rahatsız olacak kişi ve kesimler var. Hoşnutsuzluk  duyacakların Kürtlerden ibaret olduğunu zannetmek büyük yanılgı. Meselâ Çerkezler de en az Kürtler kadar rahatsız. Rahatsız olanlara Araplar, Arnavutlar, Boşnaklar vb. gruplar da eklenebilir. Bunu anlayabilmek için tersinden düşünelim. Anttaki Türk kelimesi yerine Kürt, Arap, Çerkez, Boşnak kelimesini koysaydık Türkler ne hissederdi? Bunu onaylar mıydı? 

Bu eleştiriye anttaki Türk kelimesinin bir ırka-etnisiteye değil devlet-birey ilişkisine, başka bir deyişle vatandaşlık bağına vurgu yaptığını söyleyerek cevap verilebilir. Keşke böyle olsaydı, ama bu bir hüsnü kuruntu. Türkiye’de şimdiye kadarki siyasî kararlar ve onlara tatbikat gerçekten Türklerin değil Türkiye vatandaşlarının merkezine yerleştirildiği bir faaliyet dizisi olsaydı bu kadar problem doğmazdı. Ama anayasadaki vatandaşlık tanımından eğitim sistemindeki uygulamalara, dil yasaklarından kültür bastırmalarına kadar bu iddiayı yalanlayan birçok olgu var. Bugün için, anttaki Türk kavramının Türklüğe değil vatandaşlığa hitap ettiği söylenemez. Eğer henüz vakit geçmediyse, ancak doğru uygulamalara sahne olan on yıllar sonra bu duruma gelmek mümkün. Bunun ilk adımı da andın kaldırılması olabilir. 

Ant demokratik sistemlerde olmaması gereken bir kişi kültüne hizmet etmeye ve o kişiyle hiçbir hayat ortaklığı olmamış kişilerin hayatına ipotek koymaya da yatkın. Bu yüzden fikir ve hayat tarzı seçme özgürlüğüne, hayat amacı çokluğuna ve çoğulluğuna aykırı. Tüm bireylere Atatürk’ün çizdiği sınırlarda kalmayı ve yine onun işaret ettiği hedeflerin peşinden gitmeyi telkin, daha doğrusu emrediyor. Bunun neresi doğru? Bireyler kendi amaçlarını, hedeflerini seçme hakkına sahip değil mi? Ayrıca, gençliğe ve ergenliğe doğru yürümekte olan çocuk bireylere feda olmayı değil hayatlarının kıymetini bilmeyi ve başta kendi hayatları olmak üzere tüm hayatlara saygı göstermeyi öğütlemek gerekirken neden varlığımız amorf bir kolektife feda etme telkin edilsin? 

Ant şekil olarak da içerik olarak da gereksiz ve yanlış.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news