Geçen hafta siyasi gündemi esir alan Andımız, hadisesinin geri planına ancak sert ve ateşli tartışmaların tozu dumanı kalktıktan sonra dönme imkanı oldu. Sahiden bu tartışma nereden çıkmıştı? Eğer bu tartışmanın ana özü, malzemesi hukuku ise, o zaman süreç ve usul bakımından, bu meselenin bir günde, gündeme taşınması imkansız bir şeydir. Mutlaka geri bir plana sahiptir. Hukuk teknikleri bakımından bu meselenin bir mahkeme kararına dönüşmesi için, hukuku zeminlerinin bütünüyle tüketilmesi gerekiyor.

Ne demek istiyorum? Demek istediğim şudur; basit bir davada bile mahkeme tarafların olay ve olgulara dair savunmalarını alır, ileri sürdükleri gerekçeleri dikkate alarak bir sonuca bağlar. Eğer bu doğruysa o zaman Danıştay 8. dairesi iptal edilen ve tekrar yürürlüğe sokulması istenen uygulamayı, esas muhataplarının savunmalarını alarak yapmıştır. 

Bu meselede esas muhatap kimdir? Hiç kuşku yok ki esas muhatap Milli Eğitim Bakanlığıdır. Bunu nereden biliyoruz? Bunu Danıştay 8. dairesinin karar gerekçelerinden biliyoruz. Danıştay 8. dairesi Andımız adlı uygulamanın iptal gerekçelerini Milli Eğitim Bakanlığına soruyor. 

Danıştay 8. Dairesinin gerekçeli kararında anlıyoruz ki, Milli Eğitim bakanlığı başka gerekçelerin yanı sıra uygulamayı imkansız kılan fiziki şartlar da ileri sürmüştür. Nitekim Danıştay 8. dairesinin gerekçeli kararının en son bendi aynen şöyle söylemektedir. 

‘’Kaldı ki davalı idarenin savunma dilekçesinde dile getirdiği andın, uygun olmayan hava koşulları ve fiziki koşullarda dahi söylenmesine ilişkin ileri sürdüğü hususlar, öğrenci andının özüne ilişkin olmayıp, icra ediliş şekline ilişkin olup iddialar andın kaldırılmasını gerekli kılacak nitelikte görülmemiştir.’’ 

Milli savunma bakanlığının savunma dilekçesine Danıştay 8. dairesi bu karar ile yanıt verip aynı gerekçeler ile öğrenci andının yeniden uygulamaya dahil edilmesine karar vermiştir. 

Bu çok hazin bir durumdur. Ama bu durumdan daha hazin olanı ise Danıştay 8. dairesinin bu kararı yürürlüğüne koyduğu tarihtir. 24 Nisan 2018. 

Şimdi biraz geriye doğru zamanı akışını ilerletirsek karşımıza şu tablo çıkıyor. 16 Nisan’da MHP genel başkanı Erken seçim için bir çağrıda bulunuyor. Arkasından 24 saat geçmeden sayın Cumhurbaşkanı bu çağrıyı ciddiye alıp 18 nisanda Erken seçim için tarih veriyor, 24 Haziran 2018. 

Bu olaylar silsilesine baktığımızda Danıştay’a baş vuran siyasi akıl, bu süreci hızlandırarak 24 Nisan’da öğrenci andını tekrar hukuk kılığı altında siyasi zemine taşımaya karar veriyor. Cumhur ittifakının tarafı olan güçler, bu hamle ile siyasi atmosferi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor. 

Ama anlaşılan o ki, o günlerde bu amaçla öğrenci andını siyasi gündeme Danıştay kararı aracılığıyla taşımak isteyen taraflar amaçlarına ulaşamıyor. Çünkü sonradan içine girilen seçim sürecinde bunun siyasi gündem konusu haline getirilmediğine tanık oluyor. Siyaset aktifleşiyor ama öğrenci andının gündem de kendine bulması mümkün olmuyor. 

Nihayet bu karar 10 Eylül’de sıcak bir patates gibi siyasetin avucuna tekrar konuluyor. Yani aslında bu karar yeni değil. Bu karardan herkesin haberi var. Ama herkes sanki bu karar 10 eylülde alınmış gibi davrandı. 

Nihayet bu konuya siyasetten son noktayı Sayın Cumhurbaşkanı koydu. net bir biçimde ‘’bizi bağlayan bir tek ant var o da istiklal Marşıdır’’ diyerek bu meselenin yeterince harlanmadan palazlanmadan, siyasileşmesinin önüne geçmesiyle tansiyon düşürdü. 

Bu sorunun aslını astarını Erken seçim atmosferinde daha net görme imkanımız olacak. O nedenle şimdilik konuyu burada noktalamak istiyorum. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news