24 Haziran seçimlerinin ardından karışan ve şimdilerde bir genel başkanlık yarışına sahne olan CHP ne durumda? CHP’nin neler olup bitiği Türkiye demokrasisi için niçin önemli? CHP’yi neden gözlemlemeli ve tahlil masasına yatırmalıyız?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına adaylığını koymayıp -bence- isteksize de olsa İnce’yi aday göstermesi o günlerde bazı kişi ve çevreler tarafından büyük bir fedakârlık ve eşsiz bir demokratik davranış olarak görüldü ve takdim edildi.  Belki bir nebze öyleydi. Ama bence Kılıçdaroğlu’nun bu tercihinin ardında yatan ana sebepler seçimi kazanma şansının olmadığını bilmesi ve CHP Genel Başkanlığı makamını elinde tutma yönünde kuvvetli bir arzu duymasıydı. Aday olsaydı ve seçilemeseydi genel başkanlıkta kalamazdı. Hesabı tuttu. İnce kaybetti. Kılıçdaroğlu ise CHP’nin tepe yöneticisi koltuğunu koruyor. Bununla beraber, epeydir CHP genel başkanlığına göz koymuş olan İnce’nin de cumhurbaşkanlığı seçiminde klâsik CHP oy oranının epeyce üstüne çıkmış bir siyasetçi olarak genel başkanlıktan vaz geçmesi beklenemezdi. Nitekim araya fazla zaman girmeden -daha doğrusu sıcağı sıcağına- İnce genel başkanlık yolunda hamlelerini yapmaya başladı. Bir hafta içinde İnce taraftarlarının seçimli kurultay için gerekli sayıda delegenin imzasını toplayıp toplayamayacağı anlaşılacak.
Kılıçdaroğlu Türk siyasetindeki tuhaf bir durumun tek değil ama en tipik ve kuvvetli örneği. Siyasetçilerin ana testi seçimlerde aldıkları sonuçlardır. Başarılı olamayan siyasetçi yenilmiştir ve er veya geç oturduğu koltuğu boşaltması gerekir. Ne var ki bizde siyasî partiler nispeten gevşek bir insan yığınından çok sıkı bir örgüte benziyor ve başarısız siyasî liderlerin koltuğunu bırakması pek şahit olunan bir durum teşkil etmiyor.
Başarılı olan siyasî liderlerin koltuğunu koruması anlaşılır bir durum. Meşhur sözle, “zafere giden bir orduyu ve onun komutanını herkes alkışlar” ve o orduya katılmak isteyen çok olur. AK Parti’nin ve Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın durumunu bunun örneği olarak görebiliriz. Erdoğan girdiği tüm seçimleri kazandı. Kazandıkça partisi içinde ağırlığı arttı. Sadece bu değil, toplumda karşılık bulduğu alan da genişledi ve partisininkinden daha büyük bir destek tabanına sahip hâle geldi. Bu yüzden, AK Parti’de hemen hemen hiçbir zaman ciddî, kayda değer bir liderlik tartışması doğmadı.
Buna karşılık, mağlup olan orduların komutanlarının makamından çekilmesi ve kendilerinden daha başarılı olma iddiasındaki kimselerin önünü açması gerekir. Neticede şahıslar gidici kurumlar kalıcı. Bizde bu olmuyor. Dedim ya, en azından bazı partilerimiz belli bir program etrafında bir araya gelmiş bir insan grubu olmaktan ziyade adeta kapalı bir örgüt. Bunun sonucu olarak çoğu muhalefet partisinde seçimler kaybedildikçe parti idarecilerinin -özellikle genel başkanın ve yakın adamlarının- yeri sağlamlaşıyor.
CHP bunun en tipik örneği. Kılıçdaroğlu genel başkan olarak girdiği hemen hemen her genel seçimi kaybetti. İddialı, tumturaklı lâflara, eski elitlerden ve püskürtülen bürokratik vesayet sisteminin ana dayanaklarından aldığı nispeten güçlü desteğe, gözünü karartmış uluslararası çevrelerin açık teşviklerine rağmen hiçbir seçimden zaferle çıkamadı. Tek başarılı olduğu alan ikinci büyük parti -yani ana muhalefet partisi- olarak kalmak ve bazı belediye başkanlıklarını kazanmak. 
Ancak, müzmin, donuk, yenilik yapamayan ana muhalefet partisi olması CHP için de Türkiye için de iyi değil. Ülkenin gerçekten iktidara gelme şansına sahip bir alternatif partiye şiddetle ihtiyacı var. Demokrasilerde muhalefetin en az iktidar kadar önemli olduğu tespiti çok haklı ve yerinde. Böyle bir parti hem iktidarı denetler, onu daha sıkı ve dürüst çalışmaya zorlar, hem de iktidardan umudunu kesen kitleler için bir umut kaynağı olarak demokratik sistemi korumaya hizmet eder, böylece siyasal ve toplumsal entegrasyonu kuvvetlendirir. Bu fonksiyonu üstlenmeye en yakın -hatta üstlenmesi gereken- parti CHP ama CHP’nin bir türlü aşamadığı bir eşik var.
Daha evvel de bazı yazılarımda belirttiğim gibi, partilerin iç işlerine karışmayı, örgüt içi tartışmalara ve fraksiyon kavgalarına ilişkin yorum ve değerlendirmeler yapmayı sevmem. Partilerin içinde ne olacağı partililerin işi. Ancak, partilerin genel gidişatı, Türkiye’de demokratik süreçlere sağladıkları katkılar ve demokrasinin önüne koydukları engeller toplumsal hayatın benim gibi gözlemcileri tarafından haklı ve meşru olarak ele alınabilir, irdelenebilir. Başka bir şekilde söylersek, siyasî analizlerin sadece iktidar üzerinde odaklanması gerektiği, iktidar dururken muhalefetle meşgul olmanın, muhalefeti değerlendirmenin veya eleştirmenin gereksiz olduğu görüşü hemen her bakımdan yanlış ve zararlı. Özellikle de CHP söz konusu olduğunda. Bu yüzden, bir katkısı olur umuduyla, bundan sonraki birkaç yazımı daha CHP meselesine tahsis edeceğim. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news