Hiç şüphesiz Gezi Olayları ile ilgili birçok şey konuşabilir, bu olaylara etki eden birçok şeyden bahsedebiliriz zira bir durumun bir tek sebebi yoktur, birden çok sebebi vardır. Bugünden geriye dönüp Gezi’ye bakmak aynı şekilde o günlerde Gezi’yi yorumlamaktan farklıdır. Yeni Yüzyıl’daki ilk yazımda özellikle gündemde “Sarı Yelekliler” varken ve Fransa’daki eylemciler, Gezi eylemcileri ile kıyaslandığı için bu konuyu bir tek noktadan, başka noktaları da olduğunu bilerek, ele almak istiyorum. Zira bugünkü sosyolojik ve siyasi durumumuzda Gezi çok önemli bir etkendi.

Gezi Olayları, benim zaviyemden bakınca aslında Türkiye’deki elitlerin kendi konumlarını kaybetmemek için oluşumunda etkili oldukları olaylardı. Gezi’deki FETÖ tahrikkarlığı, dışarıdan Gezi’ye gelen yoğun ilginin dışında temel neden; Türkiye’deki toplum, sanat, laik, seküler, siyasi, ekonomi alanındaki elitlerin/seçkinlerin, kendi konumlarını AK Parti ve onu destekleyen halk kitlelerine kaptırmamak istemesiydi. Kendilerini bu seçkinlere ait hisseden halk kitleleri de bu eylemlere destek verdi.

İddiamın temelindeki teorisyen Pareto… Pareto’ya göre, bir toplum seçkinlere göre şekillenir. Seçkinler olarak tanımlananlar, gücü elinde tutan kimselerdir ve kitle iletişim araçlarına hükmederler. Bir örnekle açıklayacak olursam, aslında yönetici bir kadro olmadığı halde Türkiye’de ordunun yönetimde söz sahibi olması, böylece seçkinler kısmını oluşturmasından bahsedebiliriz. Bazen bu seçkinler siyasi iktidar partileri olur, bazen ise patronlar kulübü olur; 28 Şubat’ta ordu ve patronların etkin olduğu gibi… Bunun sonucunda az sayıda seçkin, çoğunluğu kendilerine itaat etmeye ikna eder, dilediği konularda da bu çoğunluğu yanıltabilirler. Elitler/seçkinler ayrıca sabit kalmaz sürekli bir değişim halindedir. Özetle Gezi, bu seçkin değişiminin yarattığı bir kırılmaydı.

Haklı ya da haksız oldukları yönler olmakla birlikte Gezi’de sokağa çıkıp yakıp yakan kitle, Dolmabahçe’ye yürüyen saldırganlık, “hükümet düştü düşüyor” tweetleri ve toplumu manipüle etmeye kalkan şımartılmış “sanatçı” elit, haksız oldukları yönler fazla olduğu için ve eylemler sırasında halkı da rahatsız ettiği için zaten daha önce şiir okuduğu için hapse atılmış, siyasi yasak görmüş, partisi kapatılmış önderlerine ölümüne sarıldılar ve Gezi ile birlikte AK Parti’ye ölümüne destek veren, esnekliği olmayan neredeyse radikal diyebileceğimiz bir kitle yarattılar.

İlerleyen zamanlarda ise doğal bir süreç yaşandı ve AK Parti de seçkinler koltuğunu doldurdu. Bugün, hem AK Partili olup hem de AK Parti’yi sessiz sedasız da olsa eleştirenlerin eleştirilerinin altında da aslında bu seçkinleşme tavırları yatmaktadır, neyse nasipse o başka bir yazının konusu olsun.

En az Fransa’da gündemi meşgul ettiği kadar Türkiye’de de gündemi meşgul eden konu “Sarı Yelekliler” ancak Türkiye’deki kesim, Fransa’daki olayları Gezi üzerinden okumaya, yabancı basının Fransız polisinin şiddetinin kınamamasına takıldığı için Gezi ve Sarı Yelekliler arasında bir benzerlik olmadığının farkında değil. Bir kısım da kaç tane sarı yelek satıldı, falanca yerden sokak çağrısı yapıldı derdine düştüğü için analojik hataya düştüğünün de farkında değil. Fransa’daki eylemcilerin şiddet göstermesini doğru bulmasam da temelde ekonomik talepleri olan halk kitleleri ve çok haksız sayılmazlar. Ancak Gezi’yi domino eden seçkin değişimiyle, Fransız eylemcilerin bir alakası yok, seçkinlerin kendi konumlarını koruması için toplumu dilediği gibi yönlendirmesine aldanıp da olayları birbirine karıştırmamakta fayda var.

Muhalefetin Gezi’de olduğu gibi iktidarı tümden yok etme, hakkaniyetli değil de düşmanca muhalefet etme hasleti, iktidarı savunan kitlelerde sıkı sıkıya iktidara sarılma, onu sürekli savunma mekanizması oluşturduğundan bahsetmiştik. Bu aşırı tavrın karşısında Gezi ve daha sonra 15 Temmuz etkisiyle AK Parti’ye yönelik makul, hakkaniyetli eleştiri getirenlere tahammülü olmayan bir kesim oluştu. Bunların çoğu AK Parti’nin tabanından gelmiyor, AK Partililerin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cefa çektiği günlerden de gelmiyor, AK Parti’nin seçkin olduğu dönemlerde AK Parti’yi keşfeden ve o seçkinlikten pay almak isteyen kişi ve kurumlar bunlar. Bunlar, hataları dahi savunmakta bir beis görmediği gibi AK Parti tabanından gelen kesimleri mutedil, yapıcı eleştirilerde bulunduklarında “hain” ilan edebiliyor. Ve az sayıdaki mutedil kişiler, yıkıcı muhalefet ile severken boğanlar arasında eziliyor.

Bu ahval içerisinde birileri sokağa yönelik ifadeler kullanmaya çalışıyor, tam karşısındakiler de bu tarz ifadeler kullananların hain olduğunu vs söylüyor. Türkiye’de ekonomik anlamda bir takım krizlerin olduğu doğru, bu bir sokak eylemine dönüşür mü en azından yakın bir zamanda böyle sosyolojik bir tepkinin çıkacağını sanmıyorum ancak doğal ya da suni yolla bir sokak hareketi oluşursa bu kez önümüzdeki seçimlerde AK Parti yerelde alacağı oyu en az %20-25 arttırır. Zira hem iktidar artık yönetici elit ve kitle iletişim araçları onun elinde, kitleleri yönlendirme imkânı var hem de AK Parti’nin gevşemeye meyleden seçmeni için partiye en çok sarılma psikolojisi, partiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik en ufak bir saldırıya endeksli çünkü Gezi tecrübeleri henüz hafızalarında taze ve seçkinler de bunu bildiği için “hatırlatma” argümanını sık sık kullanarak Gezi’ye atıfta bulunuyor.

İktidarı destekleyenler için sanırım çok büyük bir sorun yok ancak muhalefet sokaktan medet umacağını düşünüyorsa bu AK Partili seçmeni, yerel de olsa seçim öncesi gözünü kapatarak AK Parti’ye oy vermeye ikna edecektir, benden söylemesi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news