Uzun süredir Bilgi Sosyolojisi teorileri üzerinden İslâm Karşıtlığı gibi resmi bir ideolojiyi incelemeye çalışıyorum ancak dikkatimi çeken şey, Batı’da birçok akademisyen ve gazeteci İslâm Karşıtlığını ele alırken, Türkiye’de Müslüman nüfusun yoğun olmasına rağmen İslâm Karşıtlığının bir şekilde karşılık bulabildiği bir ülke olmasına rağmen, dindar kesim bu karşıtlıktan fazlaca zarar görmüş olmasına rağmen ne medya, ne akademik dünya ne de okur bu konuya gerektiği kadar ilgi duymuyor. En az Filistin meselesi kadar önemli olan bu konunun dikkate alınmama nedeninin, genele yayılmış “öğretilmiş din savunması” dışında bir alana dikkat kesilmemesine bağlıyorum.

Avrupa’da artan ırkçılık, ABD’de Trump’ın ortaya koyduğu ırkçı tablonun bir kısmını zenofobi/yabancı düşmanlığı oluştururken bir kısmını da yine bir çeşit ırkçılık olan İslâm Karşıtlığı oluşturuyor. Hatta Avrupa ve ABD’nin İslâm Karşıtlığını resmi ideoloji olarak benimsediğini, bunun teorisini Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” zırvası ile hazırladıklarını, uygulamasını 11 Eylül Saldırısı üzerinden yaptıklarını düşünüyorum. Afganistan’ın ve Irak’ın işgali, DEAŞ bahaneleri ile siyasi isimlerin ve söylemin “İslâmi Terörizm” kavramını zihinlere yerleştirmek için yoğun bir çaba harcadığını düşünüyorum. Ki bu yoğun çabanın bırakın Batı’yı, İslâm coğrafyalarında bile etkili olduğunu düşünüyorum.

İlhan Ömer, ABD Kongresi’nin başörtülü ilk Müslüman üyesi. Trump dönemi gibi garip bir dönemde orada olması elbette umut verici ancak işi de çok zor. Üstelik Ömer, göstermelik bir vitrin modeli de değil, insan hak ve özgürlükleri noktasında ABD yönetimine çok haklı eleştiriler eleştiriler yöneltiyor.

Ömer, geçtiğimiz günlerde, birçok Yahudi’nin antisemitizm olmadığını ifade ettiği ifadeler kullandı. Temelde söylediği şey, İsrail Lobisi’nin ABD siyasetinde çok etkin olmasının bir problem olduğuydu. Söylediklerinin doğru olması bir yana antisemitizm ile yakından uzaktan bir alakası yoktu ama ABD’de Trump da dahil ciddi bir kesim Ömer’i özür dilemeye, istifa etmeye davet etti. Daha ilginç olanı ise Demokratların bile Ömer’in özür dilemesini istemesiydi çünkü ABD siyasetinde Ömer’in de dediği gibi maddi kaynak sağlayarak etkin olan İsrail Lobisi’ne rağmen en demokrat geçinenler bile siyaset yapamazdı. Tabi meselenin en rahatsız edici yönü ise söylemleriyle ve doktrini ile ırkçılığın her çeşitini tercih ettiğini bildiğimiz Trump’ın, Ömer’i eleştirmesiydi. Nihayetinde Siyahi, Müslüman, başörtülü bir kadın olan Ömer, ABD demokrasisinin ne kadar demokrasi olduğunu, ne kadar antisemitizm bahanesiyle İslâm Karşıtlığı yapıldığını gösteren bir örnek oldu.

İlhan Ömer, sadece İsrail üzerinden de konuşmuyor, ABD’nin işgallerini de konuşmalarında işliyor, ABD’nin bugünlerde pervasızca darbe yapmaya kalktığı Venezüela da Ömer’in gündemindeydi ve çoğunluğun hislerine tercüman olacak bir konuşma yaptı. Temsilciler Meclisi Üyesi Omar, Kongre'de Venezuela'daki son gelişmelerin tartışıldığı oturumda tanık olarak dinlenen Venezuela Özel Temsilcisi Abrams'ı Güney Amerika ülkelerinde aşırı sağ hükümetleri desteklemek ve söz konusu ülkelerde çıkan iç savaşlarda rol almakla suçladı. Abrams'ın Reagan döneminde 1991'de Nikaragua'daki isyancıları finanse etmek için ambargo altındaki Iran'a silah satılmasındaki rolünü de hatırlattı. Abrams'ın Reagan hükümetinin 1979 ve 1992 yıllarında El Salvador'da solcu hükümete karşı aşırı sağcı askeri yönetimi destekleyerek 75 bin insanın öldüğü iç savaşı "olağanüstü başarı" olarak tanımlamasına sert tepki gösterdi. Ve Abrams bu haklı soruların hiçbirisine cevap veremedi.

İlham Ömer konusuna benzeyen bir diğer konu da Almanya’daki NSU Davası olarak bilinen ırkçı cinayetler konusunda yaşandı. İlk olarak Alman resmi kurumları bu davalarda maktulleri suçlu gibi göstermeye çalıştı, sonra davanın üzerini örtmeye çalıştı, dava uzun süre süründürüldükten sonra gerçek faillerin tümü ortaya çıkarılmadı. Tüm bu savsaklığa, hukuk ihlallerine rağmen Alman İstihbaratı ve NSU örgütü arasındaki ilişkiyi gösteren bir belge ortaya çıktı ve mahkeme bu belgeye erişimi 120 yıl boyunca yasakladı. NSU davası maktuller lehine sonuçlanmadığı gibi Almanya’da davayı takip eden avukatlar NSU 2.0 imzasıyla kendilerini ve ailelerini tehdit eden mektuplar aldılar, bu mektupların bazılarının Alman polisi tarafından gönderildiği ortaya çıkınca bazı polisler açığa alındı ve skandal biçimde tehdit mektubu alan avukatlara “silah alarak kendilerini korumaları” yetkililerce tavsiye edildi.

Avrupa’da ırkçıların aldığı oylar her gün artarken buna paralel olarak göçmenlere yönelik ırkçı/İslâm Karşıtı saldırılar da artmakta, toplumsal olarak artan bu saldırıların bir nedeninin de yükselen ırkçı siyasi söylem olduğu söylenebilir.

Sadece bununla da sınırlı değil Almanya bir süredir “Alman İslâmı, Avrupa İslâmı” gibi resmi bir ideoloji yürütüyor. Buna göre kendi ülkelerinde doğmuş, yaşamış ve Alman vatandaşı olan Müslümanların, anavatanları ile manevi/dini/etnik bağlarını kopartmak istiyor bir nevi asimilasyon politikası uyguluyor. Bunun için bahaneleri de hazır aynen ABD’de olduğu gibi “medeni Batı toplumlarına, ‘teröre meyilli, radikal’ Müslümanları entegre etmeye, onları ‘eğitmeye’ çalışıyorlar.

Dünya üzerinde fiziksel savaşların sonu gelmedi, fiziksel savaşlar bir yandan teknoloji bir yandan da terör örgütleri üzerinden devam ediyor ancak bunlardan daha etkili bir savaş biçimi daha var, zihinsel olarak açılan savaş, sürekli olarak zihnimize gerçekmiş gibi bir şeyleri empoze etmeye çalışıyorlar, maalesef başarılı da oluyorlar. Müslümanlarla terörün yan yana anılmasına, İlhan Ömer’in yapmadığı bir ırkçılık nedeniyle baskı sonucu özür dilettirildiğine, her kesim tarafından susturulmak istendiğine, NSU Davası’nın karartıldığına, Avrupa’nın ortasında hukukun işlevini kaybettiğine şahit oluyoruz. Batı’da ırkçılık ve İslâm Karşıtlığı kurumsal bir hal almış durumda, dahası anavatandaki Müslümanlar olarak Batı’daki Müslümanların yaşadıklarına oldukça kayıtsızız. Müslümanlara yönelik nefret suçlarını sürekli olarak tespit eden, raporlayan ve bu durumda sivil toplum eliyle eleştiri oluşturmayı amaçlayan kurumlarımız yok denecek kadar az, Batı’da bu konuda çalışan akademisyenlere gereken desteği vermiyoruz, onları yalnız bırakıyoruz. Öğretilmiş savunmalardan fazlası gündemimiz olmuyor, farkında mısınız bu tip ırkçılıkları kanıksıyoruz, tepki vermiyoruz çünkü dönüşüyoruz. Cenk meydanında kaybetmekten daha büyük bir kayıp yaşıyoruz, bir daha hiçbir yöntem ile kendimizi savunmayacağımız ya da savaşamayacağımız bir hale geliyoruz, bunun farkında mısınız? Fakında isek çözüm belli bu konuda sivil toplum kuruluşları eliyle elimizden geleni yapmak, farkında değilsek zaten kaybetmişiz demektir, Allah muhafaza!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Takipçiniz 2019-02-16 02:48:28

Tespitleriniz doğru Ancak Avrupa'da yükselen İslam karşıtlığı yaklaşımınız dar bir bakış Dün Urfa'da yaşanan tümü müslüman olanların Avrupa'ya gitme izdihamı ne anlama gelmekte? Latin Amerika sorunsallığını da çerez olarak sunmanız da garip Alanınız dışına çıkmayınız lütfen! Bilgi sosyolojisi evet Biraz da siyaset sosyolojisi mi
Av'da ki aydın ve akademisyenlerin argumanları reel gerçekler sizler ise İslami damardan beslenen yerel ilkelerle... Bu nedenle başkaca yorum yok!

Not köşedaşınıza da kesinlikle güvenmeyiniz!

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news