Danıştay'ın Andımızı geri getirme çabasını nasıl değerlendirmeliyiz? Bu karar, var olan siyasi konjonktürün bir sonucu ve ifadesi midir yoksa siyaset gündemine bir tür siyaset dışı müdahale olarak mı değerlendirilmeli? İktidar bloğunun bir talebi mi yoksa  taraflardan biri, ötekini bir oldu bitti ile mi karşı karşıya bırakmak istiyor? Durum hakikatten de çok nazik ve çok değerli bir ilgiyi hak ediyor. Ayrıntıya girmeden önce Danıştay'ın aldığı kararın gerekçesini hatırlamakta fayda var. Ne diyor Danıştay 8.dairesi?

"İdari istikrar oluşturacak biçimde çok uzun zamandır bütün devlet okullarında ve hatta özel okullarda genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan ve her sabah ders başlamadan önce okutulması şeklinde uygulanan öğrenci andının kaldırılması, ancak bu değişikliği hukuka uygun kılacak bir bilimsel gerekçeye dayanması halinde olanaklıdır. Aksi tutum, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir.".. 

Danıştay 8. dairesinin utangaç bir dille Adımız adlı uygulamayı geri getirmek amacıyla öne sürdüğü fikri bağlam budur. Benim ilgimi çeken en kayda değer argüman Andımızın ‘’istikrar ‘’ oluşturucu bir gelenek olduğuna dair vurgudur. Her şeyden önce söylenmesi lazım gelen ilk itiraz, geleneğin toplumun gönül harmanında demlenmiş ve hiçbir otoritenin resmi dayatmasına ihtiyaç duyulmadan yaşanması ve yaşatılmasıdır. Gelenekler toplumun gönül eleğinden süzülen şerbetlerdir. O kültür içinde o toplumun ağız tadını ifade ederler. 

Toplumun önemlice bir kesiminin hilafına ve itirazına rağmen bir durum ne gelenek haline gelebilir ne de istikrar oluşturup, o toplum için ‘’birleştirici duyarlılık’’ haline gelebilir. 

Basitçe bir soru sorup bu büyük balonu patlatmak mümkündür. Etnik köken itibariyle Türkiye’de yaşayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk müdür? Eğer herkes Türk ise söylenecek pek de bir şey kalmaz. Ama eğer herkes Türk değilse, bu durum nasıl olur da aidiyeti güçlendiren bir çimento olabilir ki?  Öte taraftan Andımızın bir değer oluşturduğunu söylemek, kabaca Türkiye’de yaşayan diğer etnik gurupları değersizleştirmekten başka sonuç doğurmaz. 

İstikrar, değer ve aidiyet kavramlarının arkasına gizlenerek hiç kimse, Andımızın varlığı ve uygulamasını bilimsellik adıyla ya da kılıfıyla meşrulaştıramaz. Bu konuda ileri sürülen savlar asla bilimsel bir değer taşıyamaz. Ve nihayet, hukuk ne zamandan beridir bir olgunun bilimsel olup olmadığına karar veriyor. Bilimsel kesinlik hukukun vazifesi midir.? Bilime bilimselliğe karar veren merci akademi dünyasından başka bir yer değil. 

Ama jakoben tepeden inmeci zihniyet bunu umursamıyor. Onlara göre çağdaşlıktan söz edilince ya da uygarlık kavramı kullanılınca her şey bir çırpıda bilimsel oluveriyor. Yok böyle bir şey. 

"Türk Devletini ve milletini ebediyete kadar yaşatacak, çağdaş uygarlığın ve medeniyetin ortağı ve öncüsü yapacak, toplumun ve kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlayacak yeni nesillerin yetiştirilmesi olan milli eğitim sistemimizin temel amaçlarını gerçekleştirmesini içeriği itibarıyla sağlamaya yardımcı olabilecek nitelikteki öğrenci andının kaldırılmasına ilişkin değişikliğin haklı ve hukuksal temellere dayandırılmadığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.’’ 

Koca bir devletin ve Milletin varlığını bu ritüele bağlamak ve bunun sonsuza kadar yaşayabileceğinin yegane garantisi olarak Andımızın oluşturduğu enerjiye atıfta bulunmak, toplumların sosyolojisinden hiçbir şey anlamamaktır. Toplumları ileri uygarlık seviyesine taşıyan en önemli etmen tek tipleşmesi değil, çoğulcu karaktere sahip olmalarıdır. Teklik aynılık bir uygarlık kriteri ya da ölçüsü değildir. Tam tersine ötekileri tanımak, varlıklarını ifade etmelerine saygı duymak ve onlarla birlikte, ortak yaşam arzusu beyan etmektir, uygar olmak. 

Medenilik herkese bir şey dayatmak değildir. Medenilik ötekiyle ortak müştereklerde buluşup bunu kültür haline getirmektir. Uygarlık her etnik guruba sahip çıkmak onların kendi kültürlerini, kendi geleneklerini ve ritüellerini yaşamalarına gönüllü katkı sunmaktır. İlber Ortaylı gibi ortaya zehir zemberek fitneler koymak değil. En büyük küstahlık var olanı inkar etmektir. İlber Ortaylı, herkesi azarlarcasına Andımızı kaldırmanın küstahlık olduğunu beyan etti.  

Esas Küstahlık Andımızı kaldırmak değil, tam tersine kaldırılmış bir uygulamayı geri getirme çabasıdır. Bu o kadar küstah ve kibirli bir davranıştır ki, her şeyden önce toplumun sosyolojisini inkar etmek ve ‘’ bu devletin asıl ve tek sahibi benim, benim dediğim olacak’’ demektir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news