ABD basını, akademisyenleri ve politikacıları her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve onun üzerinden Türkiye’ye laf sokuşturuyorlar ama kendi gözlerindeki merteği görmüyorlar. Ticaretin insanların dilini incelteceği, nezaketini artıracağı, barışçıl eğilimlerini güçlendireceği ve ekonomik hayatın kavramlarını anlamasının kolaylaştıracağı söylenir. Gel gör ki, D. Trump bu tezleri yalanlayan canlı-ayaklı bir delil olarak ortalarda dolaşıyor. Kaba, tehditkâr, şantajcı bir tip profili çiziyor. Böyle birinin iş hayatında nasıl olup da başarılı olduğunu insan merak ediyor.

ABD Başkanı Trump ekonomiden pek anlamıyor. “America First” (“Önce Amerika”) mottosuna dayandırdığı bazı uygulamalarının Amerikan halkına nasıl zarar vereceğini de idrak edemiyor. Dar boyutlu bir dünyası var, üretici merkezli merkezli düşünüyor ve onları korumanın tüm Amerikan halkını korumak anlamına geleceğini zannediyor.

Donald Trump bir zamanlar “özgürlüğün ve piyasa ekonomisinin kalesi-merkezi” zannettiğimiz ABD’yi adım adım tüm dünyayla bir ticaret savaşına sokuyor. ABD’nin bu savaştan kazançlı çıkacağını sanıyor. ABD’nin dünya ekonomisindeki payının küçülmekte olduğundan, yakında birincilikten düşüp ikinci en büyük ekonomi konumuna geleceğinden, dünya ticaretinin daralmasının her ülkeye olduğu gibi ABD’ye de zarar vereceğinden ya habersiz ya da bunları umursamıyor.

Trump’ın ekonomik korumacılığından Türkiye’nin payına da bir şeyler düşüyor. En son, Türkiye’den ithal edilen alüminyum ile çeliğe uygulanan gümrük vergilerini ikiye katlayıp alüminyum için %20’ye, çelik için %50’ye yükseltti. Bunu da neşesinin taşkınlık yaptığı bir twetle ve Türkiye’deki dolar patlamasına katkıda bulunacak tarzda dünyaya ilâ etti. Doların 10 Ağustos'ta anormal bir sıçrama yapmasında mutlaka bunun da bir payı oldu.

Sanırım Trump kendi ülkesinin ticaret tarihini bilmiyor. Yaptığı şeylerin bazıları daha önce de denendi ve hayırlı sonuçlar vermedi. ABD’de 2002 yılında Başkan Bush (baba değil oğul!) ABD’nin çelik ithalatına kotalar koydu. Bu kotalar (sınırlar) çelik ithalatını ciddî biçimde düşürdü. Çelik arzının azalması fiyatların %30 yükselmesine sebep oldu. Bu, yerli çelik üreticilerinin ve onlar için çalışan işçilerin yararına oldu. Amerikan çelik üreticileri hem istihdam hem de üretimi artırdı. Buraya kadar her şey Bush’un hoşuna gidecek türdendi. Ancak, hikâye bundan ibaret değildi. Artan çelik fiyatları başka sektörlere ve o sektörlerin çalışanlarına (otomobil sektörü gibi) zarar verdi. Çelik kullanılan malların üretim maliyeti arttı. Bu sektörler küçülmek ve işçi çıkarmak zorunda kaldı. Kotaların uygulanmasından önce dünya piyasasına hâkim olan Amerikan çelik konteynır üreticileri, artık yabancı firmalarla rekabet edemeyeceklerinden, çalışanlarında tenkisata gitti. Büyük Buhranın etkileri sürerken Başkan Hoover da benzer politikalar uygulayarak  ABD’ye zarar vermişti.

Hoover, Bush ve Trump gibi tipler bu tür yanlış adımları niçin atıyor? Devletçi ve merkantilist olduklarından. Ekonomi bilmediklerinden veya kendileri gibi devletçi, korumacı iktisatçılara kulak verdiklerinden. Örgütlü çıkarlara teslim olduklarından. Oysa F. Bastiat ve H. Hazzlitt gibi iyi iktisatçıların işaret ettiği üzere, ekonomik kararları-adımları değerlendirirken isabetli analizler yapmak için a) kısa vade yanında uzun vadeye, b) görünen yanında görünmeyene ve c) tek sektör üzerindeki (birincil) etkilere değil tüm sektörler üzerindeki (ikincil) etkilere de bakmak lâzım. Henry George’un dediği gibi, ticaret kısıtlamaları bir ulusun kendi halkına uyguladığı bir askerî abluka gibidir.

Trump ABD’yi koruduğunu zannediyor ama aslında koruduğu ABD’li alüminyum ve çelik üreticileri ve işçileri. Bu koruma ABD’li çelik tüketicileri ve çeliği ara mal olarak kullanan üreticiler pahasına sağlanıyor. Koruma bir kesimi kazançlı çıkarıyor ama onlardan daha geniş bir kesimi orta vadede korumaların korunanların elde ettiği yararlardan daha büyük zararlarla karşı karşıya bırakıyor. Üstelik ABD’nin bu tür kararları diğer ülkeleri misilleme yapmaya teşvik ve tahrik ederek ülkenin zarar göreceği bir ticaret savaşına gitme yoluna taş döşüyor.

Mesele sadece Türkiye-ABD ilişkileri değil. Daha geniş. Trump bu yolda yürüdükçe dünya ticaretinde daralma ve ABD dâhil pek çok ülkenin refah seviyesinde düşme kaçınılmaz görünüyor.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news