Amerikan karşıtlığının birçok türü var. Amerika’nın temsil ettiği küresel-liberal sisteme karşı olmak, başka ülkelerin egemenliklerine müdahale etmesi nedeniyle oluşan Amerikan karşıtlığı, ABD hegemonyasına karşı duyulan rahatsızlık vesaire vesaire… Bu karşıtlıklar dönemlere de ayrılabilir, ABD’nin kuruluşu döneminde ve sonrasında yerliler ve siyahilere uyguladığı baskı ve şiddet, Soğuk Savaş döneminde kendisine uydu ülke ararken tercih ettiği politikalar, Soğuk Savaş sonrası dönemde piyasaya sürdüğü küreselleşme politikaları, 11 Eylül sonrası yaptığı işgaller en son Trump doktrini; Golan provokasyonu, tüm dünyaya ağır yaptırımlar, ABD’li göçmenlere yapılan muamele… Yani Amerikan karşıtlığının tek bir türü olmadığı gibi tek bir dönemi de yok… Bizim şansımıza en kötü dönem düştü; Obama’nın başarısız politikaları ve Trump’ın pervasız, dengesiz (kendi içinde bir denge var tabi, dünyanın geri kalanında dengeyi bozuyor) politikaları…

ABD de dahil tüm ülkeler elbette kendi çıkarları doğrultusunda politikalar belirlerler, yani kimse “müttefik” de olsak (bu müttefiklik tartışılır çünkü ülkeler arasında ebedi ortak çıkar ve dostluğun olduğu bir müttefiklik olmaz) kimse Suriye’de ABD’nin Türkiye lehine, ABD aleyhine politika belirlemesini beklemesin. Buraya kadar her şey normal ancak temel sorun ABD’nin kendi lehine politika belirlemesi değil, herkesin iyiliği için politika belirlediğini söyleyip, bu uğurda sınırı, yakınlığı, ortaklığı olmayan ülkelerin her tür işlerine burnunu sokması.

Örneğin Venezüela, ABD daha doğrusu Trump ve şahin ekibi, Venezüela’da darbe yapmayı kafalarına koymuşlar, gerekçe her zamanki bildik hikaye; demokrasi… ABD’nin demokrasi diyerek müdahale ettiği hiçbir yerin iflah olduğunu da görmedik. Bir takım çıkarları ve amaçları için bazen hiç gerek yokken sırf ABD hegemonyasının varlığını güçlendirmek için dünyanın hemen hemen her yerine müdahale ediyor. Ki müdahaleye de “müdahale ettiği yerin iyiliği için” gerekçesi sunuyor. Oysa bir ülkenin, bir başka ülkeye gerekçesi yokken savaş açması, müdahale etmesi bir suçtur, öyle kafanıza göre ben bir gücüm, dilediğimi yaparım diyerek bir yere müdahale edemezsiniz ancak ABD bu konuda istisna teşkil ediyor.

Birçok farklı nedenden kaynaklı ABD karşıtlığı ve birçok farklı döneme has ABD karşıtlığı olabilir ancak farklı ABD karşıtlıklarının tek ortak nedeni bu her şekilde müdahaleci olma potansiyeli. Bir dönem ABD’nin birçok yardım ile dünyanın birçok ülkesini kalkındırmaya çalıştığı, etkili de olduğu da doğrudur ancak öncelikle bu kalkındırmanın nedeni ABD’deki üretim fazlasının bu ülkelere ihracı için olması (çünkü o malları birinin alması ve ABD ekonomisinin güçlenmesi gerekir, ABD’de köleliğin kaldırılmasının ilk nedenleri de kölelerin tüketime katılmasını sağlamak amacıyladır, insan hak ve hürriyetleri amacıyla falan değil) diğer yönden ise ABD bunu sadece bir dönem yapmıştır, tüm varlığı boyunca bir yerleri kalkındıran bir ABD modeli yok.

Tabi hakkını vermek lazım, Trump’a kadar Amerikan başkanları, Amerikan politikaları, Bush’un aşırı saldırganlığını saymazsak, politikalarını usturuplu, sakince hayata geçirmişlerdir. Daha çok gizli anlaşmalar ile yürümüşlerdir. Yani bugün Trump’ın uygulamaya çalıştığı yaptırımlar ilk kez yapılan yaptırımlar değil, ancak öncekiler daha sessizce, ABD imajına zarar vermeden bunu yapıyordu. Ancak Trump yapısı gereği her şeyi olduğu gibi bunu da bağır çağır yapıyor dolayısıyla bu dönemki ABD karşıtlığı, tüm dünyadan ziyade ABD içinden de, ABD imajına zarar veren Trump’a karşı yükseliyor.

Her ne kadar “küreselleşmenin sonu” gibi gereksiz yorumlar yapılsa da şimdilik “küreselleşmenin sonunun” falan geldiği yok. Ve dünyanın bir yerinde ekonomiyle ilgili bir hareketlilik olunca, küresel ekonomi nedeniyle diğer ülkeler de etkileniyor, bu etkinin şiddeti ise elbette hareketin yaşandığı yerle olan ilişkilere bağlı. Trump’ın izlediği agresif dış politika, özellikle ekonomik yaptırımlar Avrupa’dan Ortadoğu’ya kadar her yeri etkiliyor. Trump’ın İran ile P5+1 (ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında 2015'te imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrasında İran’a yaptırımlar konusunda istisna tuttuğu 8 ülkeye verdiği süre dolmak üzere ve ABD süreyi uzatmayacağını açıkladı. ABD her ne kadar İran’dan kaynaklanan açığın Suud ve BAE tarafından telafi edileceğini söylese de bu açıklamalar petrol fiyatlarının ve ona bağlı olan şeylerin fiyatlarının yükselmesini engelleyemedi.

ABD’nin bu kararı haklı olarak Avrupa, Çin, Türkiye’de de ciddi rahatsızlıklara sebep oldu. İran’ın en büyük müşterisi olan Çin, en büyük rahatsızlığı duyan ve bunu ifa eden ülke oldu. Türkiye’de bu kararın yanlış bir karar olduğunu belirtti. Muafiyet süresi şimdilik dolmadı, 2 Mayıs’ta dolacak ancak ABD süreyi uzatmayacaklarını belirtti.

Maalesef daha önce de olduğu gibi her konuda haddini aşan ve bu aşma nedeniyle kendisine karşıtlık üreten ABD, Trump eliyle, bu kez de yaptırımlar üzerinden haddini aşıyor. İran’ın petrolünden, petrolü kime satacağından, kimin alacağından ABD’ye ne… Eğer bunun hukuksal bir zemini var mı diye sorarsanız, hayır yok, bunun otopark değnekçiliğinden bir farkı yok, haydutluktan bir farkı yok. Eğer bir gerekçe olarak İran’ın nükleer silah yapma ihtimalinin varlığı konuşulacaksa aynı şekilde bölgedeki en saldırgan ülke İsrail’in de sürekli inkar etse de nükleer çalışmaları var, İsrail’in tehditkarlığı ile İran’ın tehditkarlığı arasında da bilindiği üzere bir fark yok.

ABD, Ortadoğu’da daha önce farklı yöntemlerle yaptığı şeyi, bu dönem ekonomi üzerinden yapıyor. İran’ı ekonomi üzerinden boğmak istiyor ancak bu İran ile kalmıyor ve neredeyse tüm dünyayı olumsuz yönde etkileyecek bir noktaya varıyor. Diğer yönden bölgede Suud, BAE gibi müttefiklerinin ekonomilerini güçlendirmeye çalışıyor, Devrim Muhafızları’nı terör listesine alıyor. ABD, resmen bölgeyi kaşıyor, Yemen’den Suriye’ye kadar çocuklar açlıktan kırılırken, bölge zaten istikrarsızken ABD bu istikrarsızlığı derinleştiriyor. Bir de üzerine dalga geçer gibi Ramazan ayından sonra Ortadoğu için hazırladıkları “barış planını” açıklayacağını söylüyor.

Şüphesiz, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları tüm dünyayı etkileyecek, daha önce Türkiye’nin Sarraf davası üzerinden, Halk Bank üzerinden yaşadığı kötü tecrübeyi ve kumpası, AB bile yaşamayı göze alamıyor, dolayısıyla ABD dönem dönem olduğu gibi bu dönem de kendisine karşıtlık duyacak muhalifler üretiyor. Bu haklı ABD karşıtları, ekonomi gibi en temel noktadan boğulmaya çalışıldığında bu sıkışma onları ABD’nin beklediği gibi “ehlileştirmeyecek” daha da agresif bir hale getirecek, bu ambargo ve yaptırımlardan kar elde eden ülkeleri daha pervasız bir hale getirecek, dolayısıyla ABD, dünyayı “İran’ın olası saldırısından” kurtarmıyor, tam aksine agresif politikasının üreteceği gerginlik ve saldırıların fitilini ateşliyor. Kısa vadede her kesim yaptırımlara boyun eğmek zorunda olduğu için boyun eğmiş gibi görünse de yükselen haklı ABD karşıtları yığınları hızla büyüyor.

Yazımı bitirirken okuduğum ve beni çok üzen bir haberi paylaşayım, Afganistanlı bir baba: “Diğer çocuklarım açlıktan ölmesin diye en küçük bebeğimi 929 dolara sattım.”

ABD, 17 yıl önce Afganistan’a da terörü bitirmek için girmişti, Afgan kadınlarını özgürlüğe kavuşturacaktı, şimdi o kadınlar açlıktan ölmesin diye çocuklarını satıyor. ABD değişti, artık fazla maliyetli işlere girmiyor, askerlerine “kıyamıyor” o yüzden dünyanın geri kalanına kıyıyor ve İran’a karşı “terörü engellemek için” yaptırımlar uyguluyor. Hayır, ABD terörü bitirmek istemiyor, sadece istediği gibi kullanışlı hale getirmek için kontrolü altına almak istiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news