Türkiye ile ABD arasındaki tırmanan gerilim çeşitli açılardan ele alınabilir. Bunlardan biri de psikolojik bakış. Bence sadece sıradan bireylerin hayatında değil, ülkelerin hayatında da, ülkelerin hem halkları hem de ülke kaderinde rol oynayan kişiler üzerinden, psikoloji önemli rol oynuyor. 

ABD politik psikolojiyi en iyi kullanan devletlerden. Propaganda, manipülasyon ve ajitasyon faaliyetlerinde Soğuk Savaş’ın tesiriyle ve tecrübesiyle de iyice uzmanlaşmış durumda. Hiç şüphem yok ki ülkelerin halklarının psikolojisi hakkında da liderlerinin psikolojisi hakkında da bilgiler derliyor ve bunlara dayanan dış politika ve iç müdahale senaryoları hazırlıyor. Sonra bunları kullanıyor. Biri işe yaramazsa öbürüne geçiyor.

Sanki ABD’nin Türkiye’ye karşı tavrında psikolojiden yararlanmak kasıtlı veya kasıtsız ihmâl ediliyor. Oysa ABD’nin elindeki bilgiler Türkiye’ye karşı hangi söylemin işe yarayacağını gösteriyordur. Olağan şartlarda ABD’lilerin bunlara dayanan bir söylem ve strateji geliştirmesi beklenirdi.

Örneğin, ABD şöyle bir söylem tutturabilirdi. “Türkiye ve Türk halkı adâlete büyük önem ve değer veren bir geleneğe sahiptir. Türk halkı nazarında hiçbir şey adâletten daha önemli değildir. Türkiye zaten iki yıla yakındır yargılanmakta olan rahip Brunson’ın daha fazla hapiste tutulmasının adâlete hizmet etmeyeceğini kavrayacak ve gereğini yapacak derinlik ve olgunluğa sahiptir. Türkiye’nin ve Türk halkının adâlet duygusuna güveniyoruz…”

Eminim böyle bir söylem çok işe yaradı. Türkiye’yi yumuşatır ve daha hızlı adım atmasını sağlardı. ABD bunun yerine tehdit ve şantaj dilini seçti. Hem de bunu el altından değil alenî biçimde yapıyor. Bunun sebepleri neler olabilir ve bu tavır ne gibi sonuçlar verebilir?

ABD’nin bu tavrı her şeyden önce meselenin sadece rahip Brunson’ın durumundan ibaret olmadığını gösteriyor. Türkiye ile ABD arasında çoğunda Türkiye’nin haklı olduğu birçok ihtilâf var. ABD bunları Brunson olayı kadar açık ve net dile getiremiyor. Mesela ABD’nin İran ambargosu kararı Türkiye’yi niçin bağlasın? Üstelik AB bile bu hususta yan çizme eğiliminde. Türkiye niçin S400 almasın? Savunmasını güçlendirmek her ülkenin hakkı değil mi? Türkiye ABD’nin 10 bin kilometre uzaktan gelip şekil vermeye çalıştığı bir coğrafyada niçin hesaba katılması gereken bir aktör olmaya çalışmasın? Türkiye ABD’nin PKK/YPG ile işbirliğini neden görmezden gelsin? Türkiye ABD’nin kuklası mı olmalı? ABD’nin millî çıkar algıları ve millî güvenlik endişeleri önemli fakat Türkiye’nin millî çıkar algıları ve millî güvenlik endişeleri önemsiz mi? Niçin, ne hakla, neye dayanarak? Bütün bu hususlarda ABD’nin eli zayıf. Bu yüzden olsa gerek Türkiye’ye saldırısının odağına Brunson meselesini koyuyor. Ancak, Türkiye’nin buna dikkat etmeyeceğini ve karşılık vermeyeceğini sanmak büyük saflık.

Brunson meselesi ne kadar köpürtülürse köpürtülsün, açık olan, ABD’nin asıl yapmak istediğinin Türkiye’yi, tabiri caizse, aklı sıra, terbiye etmeye kalkıştığı. Çirkin Amerikalı bunu sahnede ve sahne arkasında kullanabildiği her yol ve yöntemle yapma peşinde. Türkiye ekonomisine güveni sarsma çabası da bu amaca yönelik.

ABD ayrıca Türkiye’ye uyguladığı muamele ile başka potansiyel asilere bir mesaj göndermek istiyor. Bu mesajların adresleri arasında AB de var. ABD, Türkiye’den bu yolla istediği sonucu alabilirse her ülkeye Türkiye’yi işaret ederek “beni dinlemezseniz sizin de başınıza aynı şeyler gelir” diyebilecek bir durum yaratma sevdasında.

ABD’nin tavrının maksatlı olduğunu Brunson olayının seyri de gösteriyor. Brunson’un Türkiye’deki faaliyetlerinde insanı rahatsız edecek unsurlar var. Bir misyoner ama basit bir din adamı olarak yaşamak ve hareket etmek yerine Türkiye’nin toplumsal fay hatlarında gezinmeyi seviyor. Türkiye’deki hareket yoğunluğu ve kurduğu ilişkiler kuşku uyandırıcı.  Yargılamanın ne sonuç vereceği veya olayın nasıl sonuçlanacağı ayrı bir mesele, ama öyle sanırım ki hiçbir ülke Brunson tipi birinin topraklarında bulunmasını ve elini kolunu sallayarak dolaşmasını istemez. Buna rağmen, Türkiye Brunson’ı bırakma yolunda ciddî bir adım atmıştı. Rahip ev hapsine alınmış ve rahatlaması sağlanmıştı. Muhtemelen birkaç hafta içinde tutuksuz yargılanmak üzere -yurt dışı yasağı konmadan-  serbest bırakılır ve ilk fırsatta ABD’ye giderdi. Ama ABD bunu beklemedi. Bu olayı Türkiye’ye darbe indirmede fırsata dönüştürmek istedi. Yani Brunson’ı politik amaçları için kullandı.

Egemen bir ülkenin bu tarz bir muameleye maruz bırakılması kabul edilemez. Türkiye tüm sorunlarına ve zaaflarına rağmen bir muz cumhuriyeti değil. ABD şantajlarına teslim olması egemenlik hakkından vaz geçmesi anlamına gelir ve bu tür müstakbel şantajlara açık hâle gelmesi sonucunu verir. Buna izin veremeyeceği için muhatabı ilkesiz bir süper güç de olsa direnmek zorunda. ABD biraz daha kapsamlı düşünse ve daha ilkeli, dengeli davransa iyi olur.

Not: Kurban Bayramı münasebetiyle yazılarıma bir hafta ara veriyorum. Bütün Müslümanlara hayırlı bayramlar diliyorum.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news