Sevgili gazeteci arkadaşımız Nur Özkan Erbay, Türkiye’nin Suriye politikasındaki dönüşümü yergi ifadesiyle “eksen kayması” tartışmaları dahilinde ele alanlara gönderme yaparak “ABD’nin ekseni mi kayıyor?” diye bir ifade kullanmış, kendisiyle bu espri üzerine kısaca yazıştıktan sonra bugünkü taslağı hazır ama kendisi henüz netleşmemiş yazım zihnimde belirdi. Zaten, ABD’nin Suriye’den çekileceği haberlerini okur okumaz, “kesinlikle çekilmezler” dememiştim. Bu karar biraz ani oldu –bırakın bizi Trump’ın kendi ekibi için bile- ama nihayetinde ABD zaten o yöne doğru bir istikamet belirlediği için açıkçası ben “asla” çekilmezler diye düşünmedim. Tabi uluslar arası ilişkiler teorilerinden biri olan lider düzeyi başlığından bu meseleyle ilgili bir iki kelam edecek olursak; Trump gibi bir başkanın, yani kestirilemez bir liderin, ABD siyasetinde etkin olduğu dönem, sabahtan akşama her şey değişebilir, bu standart ABD dış politikası değil ABD dış politikasındaki lider düzeyi etkisidir.

Türkiye, ABD ile karşı karşıya gelmek istemediğini ancak PYD’nin Suriye’de Türkiye’ye karşı PKK ile ortak bir terör yapılanmasına izin vermeyeceğini sık sık belirtti ve nihayetinde de izlediği kararlı siyasetin sonucunda söylediğini yaptırarak etkili bir dış politika izlediğini gösterdi. Elbette bu meselenin hepimizin yüzünü güldüren olumlu yönü ancak mesele ABD olunca temkinli olmakta yarar var ki, zaten Başkan Erdoğan da ABD’nin bu kararını olumlu ama temkinli karşıladıklarını belirtti.

Mesele Ortadoğu ise bölgeye dünyadaki tüm etkin güçler ve bölgenin kendi güçleri çıkar/güç odaklı yaklaştığı için net konuşmak mümkün değil en fazla şunu söyleyebiliriz; ABD şimdilik bölgede kendi başına etkin olmayacak. ABD, Suriye politikasını her ne kadar PYD üzerinden oluşturmuş ve PYD’ye maddi ve siyasi anlamda çok yatırım yapmış olsa da astarı yüzünü geçtiği için burada kalıcı olmamaya karar vermişti. Zaten, Obama Suriye savaşının ilk zamanlarında Suriyeli Muhaliflere birçok söz verip, Suriye Savaşı’nın maliyeti artacak gibi görününce ve ABD’de hali hazırda 2008 ekonomik krizinin içinde olduğu için izolasyon politikasını sonuna kadar uyguladı ve Suriyeli Muhalifleri yalnız bıraktı. Sadece ABD hegemonyasının bir getirisi olarak, tüm dünyayı zapturapt altına alma geleneği nedeniyle Suriye savaşına müdahil olmaya çalıştı, bölgeye bizzat müdahil olmadı. ABD’yi her ne kadar “emperyalist” bir ülke olarak tanımlasak da aslında ABD bir ticaret devletidir, savaştan çok ekonomik fayda sağlayacağı tercihlere yönelir, savaşı desteklemesi yine ekonomik getiri amacıyladır çünkü üretim fazlası varsa silah satışı için savaş gerekmektedir ama ABD’nin tüm Ortadoğu politikası “savaş” üzerinedir demek doğru değildir.

Bir ticaret devleti olan, Bush’un Afganistan, Irak savaşlarının maliyeti altında ezilen ABD’de, Obama ABD tarihinin en başarısız başkanı olarak bu maliyeti yüksek mirası toparlayamadı ve maddi kriz mirası Trump’a kaldı. Başkan Trump da hem seçim kampanyasında hem de görev sürecinde neredeyse tüm performansını ABD ekonomisini güçlendirmeye harcadı. Bugün Suriye’den  çekilme kararı da yine Obama döneminin uzantısı olan, Trump’ın keskin çizgilerle belirlediği bir plandır diye okuyorum. Zira Trump Asya’ya yönelecek ki takip edenler bunun Obama döneminde başlayan bir süreç olduğunu bilirler yani bizim esprili sorumuzun cevabı şu; Hayır, ABD’nin ekseni kaymadı ya da kaydıysa bile bu aynı amaç için kararı daha önceden verilmiş, farklı yöntemlerle yürüyen istikrarlı bir politikanın sonucudur.

Tabi ABD’nin Suriye’den çekilmesi, Türkiye’nin yüzüne bir güneşin doğduğunu müjdelese de diğer yönüyle, PYD’nin ilk fırsatta Rusya ve Esed’e göz kırpacağı düşünülürse Türkiye’yi yine temkinli olmaya iten bir süreç. Nitekim siyasi irade de bunun farkında olacak ki, Suriye’ye yönelik bir operasyonu şimdilik erteleme kararı aldı.

Bu mevcut politikanın, bu mevcut sonucun ortaya çıkmasında Türkiye’nin kararlı tutumunun etkisini hiç kimse inkâr edemez. Ancak bu kararlılığın yanında karşılıklı hamlelerin de etkisi var diye düşünüyorum. Türkiye Rahip Brunson konusunda, Trump’a ara seçimlerde bir güzellik yapmıştı. Brunson olayı tek başına ABD’nin Suriye politikasında etkili olabilecek bir şey değil ancak bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yönden Kaşıkçı cinayeti yavaş yavaş üstü örtülen bir mesele ve zannediyorum bu gündem arasında unutturulacak. Aslında burada şöyle oldu da, böyle oldu gibi spresifik örnekler üzerinden meseleyi indirgemeci yaklaşımla ele almak istemiyorum bilakis görünenin arkasındaki genel atmosfere dikkat çekmeye çalışıyorum. Sadece Türkiye, ABD, Avrupa vs değil, dünya şuan sosyolojik ve siyasi bir kırılma yaşıyor ve realizmin, milliyetçi tutumların ivme kazandığı, liberalizmin tarih olmaya başladığı bir döneme doğru gidiyoruz. Bu sürecin felsefi boyutunu günlerce konuşabilir, sayfalarca yazabiliriz ancak özetlemek gerekirse bu mevcut atmosferin gittiği yer, şuan içinde olunan postmodern 3. dünya savaşı değil bilakis neredeyse 2. Dünya Savaşı’nın haleti ruhiyesine yakın yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Sanırım Türkiye’deki siyasi irade de bunun farkında ve bu atmosfere uygun bir siyaset izliyor, izlemek zorunda kalıyor.

Yazının çok geniş alana yayıldığının ve uzadığının farkındayım o halde yukarıda paylaştığım kısma atıf yaparak noktalayayım. ABD’nin Suriye’den çekilmesiyle, ABD, İran ve Rusya’ya muazzam bir armağan verdi. Ancak bu armağan bir anlamda PYD, Esed ve Rusya’ya yöneleceği için yakın zamanda iyi ilişkilerimiz olan Rusya ile bizi karşı karşıya getirmese dahi Suriye’de istediklerimizin tamamının gerçekleşmeyeceği anlamını taşıyor. Esed’in Suriye’nin başında kalmaya devam edeceği anlamını taşıyor, Suriyeli Muhaliflerin, 2011’den bu yana Suriye savaşında çok kayıp verenlerin, ellerinin boş kalacağı ihtimalini akıllara getiriyor. Bu ihtimallerin hepsi aynı zamanda Türkiye için de kaygı oluşturabilecek potansiyel taşıyor. ABD’den boşalan otoritenin yokluğuna Fransa gibi Libya örneğinden hatırladığımız felaketin pervasızca Suriye’deki otorite boşluğunu biz dolduracağız açıklamaları bir diğer soru işaretinin doğmasına neden oluyor. Ez cümle; Türkiye için sevinç, bölge için endişe duymamız gereken günlerden geçerken kayan ve hatta daha önceden kaymış olan eksenlerin çakışacağı süreye kadar ani kararlar karşısında erken sevinmemek gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news