Batı tümden kötü ya da söylenen her şey komplo teorisi, Batı her anlamda iyi diyenlerden değilim. Biz pis ve cahiliz, Batı ülkelerinin sokakları temiz, insanları çok nazik diyenlerden hiç değilim. Makulü aramanın gereğine inanıyorum, bunu da gerçeğe en yakını bulabilmek için araştırma yöntemi ile yapmaya çalışıyorum ya da bu yöntemi benimseyenlerin fikirlerini önemsiyor ve onlardan faydalanmaya çalışıyorum. Ancak makulün alıcısı olmuyor ya Batı yanlısı olup Türkiye ve İslam dünyası hakkında olumsuz şeyler söylemeniz ya da her kötülüğün sebebi Batı imiş, her şey komploymuş ve büyük oyunları bozmak konusunda uzmanlaşmamız gerekiyormuş gibi ezberlerden bir türlü zihinsel olarak kurtulamıyoruz.

“Batı” deyince tüm Batı da aynı değil, ABD ve Avrupa da Batı konusunda farklılık arz ediyor. Hatta Avrupa da kendi içerisinde ayrılıyor. Örneğin, Fransa da İngiltere de sömürgeci ülkeler ancak sömürgeleştirdikleri ülkelerde farklı yöntemler kullanıyorlar. Hatta sömürge sonrası çekilme yöntemleri de farklı, Fransa bu konuda çok daha kanlı çatışmalara imza atmış bir sömürgeci. ABD ise bir ticaret devleti, Fransa ve İngiltere’nin Ortadoğu’dan çekilmesi sonrası bölgeye olumsuz manada yerleşen onun öncesinde bölgeye sömürge amaçlı fazla müdahale etmeyen bir ülke.

Aslında sorun bir yönden de “Batı” kavramının kendisinden başlıyor. Batı da neye göre batı, ya da doğu dediğimiz yer neyin doğusu? Doğu, Batı’ya konumla, doğu ismini aldığı için sorun kavramların da Batı merkezci olarak oluşturulmasıyla başlıyor.

Doğu daha özelinde Ortadoğu ile sınır, siyaset, din, tarihsel olarak hiçbir bağı olmayan Batı’nın, yakın zamana kadar bölgeye ilgisi petrole dayalı sömürü nedeniyleydi. Petrol, eski önemini kaybedip, küresel ekonomi yaygınlaşmaya başlayınca bu kez bölgeye pazara hakim olma amacıyla müdahil olmaya başladılar. Zaten şuan için örneğin ABD’nin dışarıdan petrol almaya ihtiyacı yok, kendisine yetecek kadar petrolü mevcut. Öyle ise Batı’nın bölgeye dair amacı pazara hakim olma ile alakalı. Tabi Batı’nın sadece bölge pazarına kendi ekonomik ihtiyaçları nedeniyle müdahil olduğunu söyleyemeyiz, Batı kendi ihtiyacı olmasa da diğer ülkeler güçlenmesin, onların güçlerini kontrol altında tutabilsin diye başka ülkelerin Ortadoğu pazarında etkin olmasını istemiyor.

Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezinin tuttuğunu, Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezinin tutmadığını  teorisyenlerin kehanetleri üzerinden okuyabilirsiniz. Ancak Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezinin bir teorisyenin öngörüsü olduğunu hiç sanmıyorum, Huntington bir dönem sonra uygulanacak Batı siyasetinin teorisini hazırladı, Batı da uyguladı yani uygulanacak belirli siyasetin teorisini yazdı, zeminini hazırladı. Yeni dünya düzeninde, modern ve hatta post modern dönemlerin insanlarına, liberalizmi savunan hakim görüşün tutumlarını, Batı’nın Ortadoğu’da işgal ve sömürü eylemleri varken dünyaya açıklaması mümkün değildi. Dolayısıyla 11 Eylül saldırısı, Afganistan ve Irak’ın işgallerine zemin hazırlarken, “İslâmi terör” gibi kavramlar dolaşıma sokuldu, “Medeniyetler Çatışması” tezi hatırlatıldı, Batı’nın resmi İslamofobi siyasetini örtmek için “terörizm” gibi dini, milleti, coğrafyası olmayan yıkım, İslâm’a ve Müslümanlara mâl edilmeye çalışıldı.

Elbette yaklaşık bir asra yayılan dünya tarihini yukarıdaki birkaç paragrafta özetlemem mümkün değil ancak bugün Ortadoğu’ya baktığımızda, ABD’nin Suriye konusundaki kafa karışıklığını anlamada sarf edilen çabayı görünce bölge siyasetini daha iyi anlamak için biraz hatırlatma yapmayı daha doğru buldum.

ABD, Suriye siyaseti konusunda başından bu yana fazla müdahil olmak istemedi, başlangıçta Suriyeli muhalifler, Türkiye gibi müttefikler ile bölgede kendi çıkarına uygun siyaset gütmek isterken, Türkiye ve Suriyeli muhaliflerin Suriye’de ABD’nin ileri karakolu olmayacağını fark edince dümeni terör örgütlerine doğru kırdı. Terör örgütlerini doğrudan desteklediği gerçeğiyle yüzleşemediği için bölgede kalabilmek için Kürtlere yardım ediyorum bahanesiyle PKK/PYD’yi fonladı. Hepimizin bildiği gibi de bu politikasına bahane olarak bölgenin truva atı DEAŞ’la mücadeleyi kullandı. Ancak ABD’nin bölgede kalması ya da çekilmesi sadece ABD-Suriye ilişkisiyle değil, Batı’nın “medeniyetler çatışması” anlayışı üzerinden ve kurtulamadığı Soğuk Savaş psikolojisi üzerinden ilerliyordu.

Suriye’de kalmak ya da çekilmek, ABD’nin Türkiye, İsrail, İran ve Rusya ile ilişkilerine ve Suriye’de kalmanın ekonomik maliyetine bağlıydı. Böyle bir durumda ABD, İsrail’i bölgede yalnız bırakmak istemedi, İran ve Rusya’ya Suriye’yi bırakmak istemedi, fazla maliyet altına girmek istemedi, bölgede sadece PKK/PYD üzerinden kalabileceği ve onların terör örgütleri olması nedeniyle de Kürtleri bahane ederek bölgede kalmak istedi, Türkiye ile de gerilimi arttırmak istemedi, Kaşıkçı cinayeti ile köşeye sıkıştırdığı Suud’u Suriye konusunda maliyeti üstlenmeye itti. Ancak Trump gibi biraz fevri, fazlaca önünü ardını düşünmeyen bir isim Suriye’nin bu kadar geniş alanda gerilime değmeyeceğini düşündüğü için ve Türkiye, kendi güvenliği için Suriye’ye operasyon düzenlemeyi düşündüğü için bu operasyonu erteletmek, önlemek için önünü ardını düşünmeden çekilme açıklaması yaptı. Çekilme açıklamasından sonra Trump, Suriye konusunda net olmayan “çekilme” açıklamaları yaptı. Trump’ın zaptedilemeyen açıklamaları İsrail’deki seçimlerle aynı döneme düşünce ortalığı toparlamak, İsrail’deki seçimlere destek vermek şahingillerden Bolton’a düştü.

ABD, bir yandan Türkiye’nin tepkisini önlemek, bir yandan Türkiye’nin olası Suriye operasyonunu önlemek, bir yandan PKK/PYD üzerinden bölgede kalmak, bir yandan Suriye’den çekilmek, bir yandan Suriye’nin maliyetini Suud’a yüklemek, bir yandan Rusya ve İran’a Suriye’yi bırakmamak, bir yandan seçim sürecindeki İsrail’e destek olup, tedirgin etmemek, bir yandan da Çin ile ekonomik rekabete girmek istiyor. Bir koltukta 10 karpuz taşımak istiyor ama bu durumda tilkilerin kuyruklarının hepsi birbirine değiyor ve ABD’nin bunların hepsini birden yapması ya da bazı politikalardan çok fazla yatırım yaptığı için vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Üstelik ABD’nin genel dış politikası ve Trump gibi sabah akşam şapkadan tavşan çıkaran bir başkan ile örtüşmeyince, başkan ele avuca sığmayınca ABD’nin gün içinde üç beş kez değişen Suriye politikası, kafa karışıklığı gün yüzüne çıkıyor. Tüm bunlardan çıkan sonuç ise; ABD’nin Suriye’de tam anlamıyla çamura saplandı.

Önümüzdeki günlerde ABD’nin Suriye’den çekilip çekilmediğini görecek miyiz bilmiyorum ama birçok politikasından bazılarından vazgeçmek zorunda kalacağını çok iyi biliyorum. Bolton ile makul bir görüşme yapan İbrahim Kalın’ın açıklamalarını ve tepki olarak Bolton ile görüşmeyen Erdoğan’ın tavrını doğru buluyorum. Türkiye’nin Suriye politikasının bağımsız olduğunu göstermek açısından, Türkiye’nin teröre müsamaha göstermeyeceğini göstermesi açısından olası bir Suriye operasyonu için elini hızlı tutması gerektiğini, ABD’nin Türkiye’nin operasyonunu önlemek için yaptığı çekilme açıklamalarının Türkiye’yi engellememesi gerektiğini düşünüyorum. ABD, kendi gücünü aşan hesapsız ve istikrarsız Suriye politikası sonucunda Suriye’de çamura saplanmış olabilir ancak bu Türkiye’nin de aynı kaderi yaşayacağı anlamına gelmiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İletişim adreslerimiz: ihbar@yeniyuzyil.news ve info@yeniyuzyil.news